Uluslararası Zeytin Konseyi Nedir, Ne Değildir?
2009 yılında Z&Z Akdeniz Kültürü Dergisi (3) 15'te yayımlanan bir yazım
Merhaba
Zeytindostları!
Ülkemizde okuma
alışkanlığının pek yaygın olmadığı acı bir gerçek. Kitap ve dergi satışları düşük, tirajı yüksek
gazeteler ise sayfaları manşetlerle, fotoğraflarla dolduranlar.
Okumayı sevmeyen
bir ülkede, haliyle başka eksiklikler de çıkıyor ortaya. İnsanlarımızın çoğu kendilerini ilgilendiren
meseleler söz konusu olduğunda bile araştırma yapmak, öğrenmek konusunda
gerekli istek ve beceriden yoksun durumda.
Düşüncelerini derli toplu dile getirmekte zorlanıyor birçok kimse.
Buna rağmen
görüş sahibi olmayı, hem de iddialı görüşler ortaya atmayı pek bir
seviyoruz. Fazla düşünmeden, eksik
bilgiye dayanarak çözümler “geliştiriyoruz”.
Yetmediği gibi bir de tartışmaya girmekten, çekişmekten, kapışmaktan da
hoşlanıyoruz. Ama iş söylediklerimizi
yazıya dökmeye gelince biraz topallıyoruz.
Bol söz sarf etmekle beraber yazılı bir birikim bırakmakta, bireyleri
aşan bir hafıza oluşturmakta zorlanıyoruz.
Sözümüz meclisten dışarı
Ülkemizde birçok
alanda sağlıklı bir düşünce ortamının, başarılı bir politika geliştirme
sürecinin hasretinin çekilmesi bu toplumsal bağlamda şaşırtıcı değil. Bazı konuların çok tartışılmasına, tekrar
tekrar ele alınmasına karşın bir türlü ilerleme kaydedilememesi de öyle.
Sözümüz
meclisten dışarı, zeytincilik sektöründe de durum farklı sayılmaz. İster en hararetli tartışma konularımızı
isterseniz üzerinde az çok görüş birliği olan meseleleri getirin aklınıza. Son yıllarda gündemimizi hep aynı şeyler
işgal etmiyor mu? Peki, bir de bu
konulardan hangisiyle ilgili dişe dokunur bir rapor ya da uluslararası düzeyde
bir makale okuduğunuzu düşünün…
Zannedersem bana hak vereceksiniz.
Aman sözlerim
yanlış anlaşılmasın! Zeytinciliğimizin
yerinde saydığını iddia ettiğim yok. Tam
tersine son birkaç yıldır sektörde önemli atılımlar yaşanmakta. Modern plantasyonlar yaygınlaştı, en başta
Derneğimiz sayesinde örgütlenme güçlendi, ulusal tanıtım faaliyetleri
başlatıldı, Anatolive ve Vinolive gibi ihtisas fuarları kök saldı, Zeytinyağı
ve Prina Yağı Tebliği yenilenerek tadım kriterleri kabul edildi, yaygın şekilde
tadım eğitimleri yürütülüyor. Belki de
en önemlisi zeytinyağı geniş bir tüketici kitlesinin gözünde hak ettiği üstün
konuma yerleşmiş bulunuyor.
Fakat bu olumlu
gelişmeler sektörde yaşanan tartışmaların, ortaya atılan karşıt görüşlerin
yarattığı dinamik sayesinde değil, hatta belki de bunlara rağmen
gerçekleşmekte. Gerçekten de üzerinden
en çok konuştuğumuz konularda bir sonuca varıldığını, bir ilerleme sağlandığını
söylemek güç. Mesela dahilde işleme
rejimi konusunda, örneğin kooperatifçilik meselesinde. Oysa önyargısız ve etraflı bir araştırma ve
diyalog süreci, tüm bu sorunların üstesinden gelebilir.
Ya UZK meselesi?
Türkiye’nin
Uluslararası Zeytin Konseyi, eski adıyla Uluslararası Zeytinyağı Konseyi’ne,
yani UZK’ya yeniden üyeliği; zeytincilik
sektörünün yıllardır sürüncemede kalan konularına bir başka örnek. Ancak umut vadeden bir mesele bu. Hem sorunun çözümünde oldukça mesafe
katedilmiş olması, hem de genel olarak sorunların bahsettiğim şekilde
aşılabileceğini göstermesi bakımından.
Tersten
başlayalım, işin evveliyatına değinmeden önce son gelişmeleri
hatırlatalım. Geçtiğimiz Mayıs ayında
düzenlenen Vinolive 2009 fuarına konuk olan UZK Dönem Başkanı Cemal El-Betş, kendisini ağırlayan
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Tan ile
birlikte bir basın toplantısı düzenledi.
İkilinin yaptığı açıklamalara göre Türkiye’nin UZK’ya tekrar üye olması
amacıyla yapılan görüşmeler olumlu gidiyordu, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi
Eker sürecin bizzat takipçisiydi. Hatta
yeniden üyeliğin Kasım 2009’a kadar gerçekleşmesi hedefleniyordu.
Telaffuz edilen
tarih fazla iyimser olmakla beraber sevindirici haberler bunlar. Özellikle de süreci Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı’nın sahiplenmiş, yeniden üyeliğe yıllarca direnç gösteren Dış Ticaret
Müsteşarlığı’nın fotoğraftan çıkmış olması açısından.
Nitekim basın
yayın kuruluşları da gereken önemi verdi bu açıklamalara. Birçok gazete ve internet sitesinde konuyla
ilgili haberler çıktı. Ancak bir
parantez açıp söylemeden geçemeyeceğim:
Onca haberin bir tanesinde bile UZK Dönem Başkanı’nın ismi doğru
yazılmamıştı! Türkçe’nin yazım
kuralları, kağıda Latin alfabesi aracılığıyla dökülmeyen dillerden gelen
sözcüklerin, Türkçe okunuşları ile yazılmasını öngörür. Oysa muhabirlerimiz Ürdünlü bir Arap olan
Cemal El-Betş’in ismine İspanyolca yazılışı olan “Jamal Al Batsh” (İngilizcesi
“Jamal Al-Batsh”) şeklinde yer vermişti hep.
Görebildiğim kadarıyla sadece Sayın Nedim Atilla Akşam’daki 6 Haziran tarihli köşe yazısında “Jamal” yerine doğrusu
olan Cemal’i kullanmış, ama kendisi de “Al Batsh” diye getirmişti ardını. Anlaşılan yazının başında değindiğim
toplumsal nitelikli sorunlar, bu konuda en hassas olması gereken kesimler
arasında yer alan habercilerimiz için de geçerli.
Esas sorular, esaslı sorunlar
Haberler iyi,
hoş. Gel gelelim esas soruya: Türkiye şimdilerde dönmeye çalıştığı UZK
üyeliğinden neden ayrılmıştı zamanında?
Esas soruyu farklı bir bakış açısından sormak da mümkün tabi: Madem zamanında ayrıldık üyelikten, şimdi
neden dönmek istiyoruz?
Aslına
bakarsanız her iki sorunun da yanıtı aynı kapıya çıkıyor. UZK nedir, ne değildir araştırıp öğrenmeden,
düşünüp taşınmadan yapılan tartışmalar sonucu ayrıldık üyelikten. Gel zaman git zaman, bu tartışmalar kül tutup
ayrılma kararına imza atanlar görevden ayrıldıkça bu sefer neden dışarıda
kaldığımıza şaştık, geri dönmek gerektiği konusunda fikir birliğine vardık.
Fikir birliği
demem lafın gelişi değil. Ayrılma kararı
ihracatçı camiasından gelmiş, TARİŞ en başından beri buna karşı çıkmıştı. UZK’da meydanın boş bırakılmasını hatalı
bulan, üyeliğe geri dönülmesini talep eden Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve
Marmarabirlik gibi başka kurum ve kuruluşlar da olmuştu tabi. Birçok uzman ve paydaş da aynı yönde görüş
belirtmişti.
Velhasıl bu
cephede de UZK’nın ya da Türkiye’ye getirilerinin enine boyuna
değerlendirildiğini, tartışıldığını söylemek zor. UZK’ya yeniden üyelikten elde edilecek
faydaların neler olduğu, bunların maliyet etkinliği olup olmadığı, Türkiye’nin
Konsey’e neler katabileceği, hatta Konsey’in daha iyi nasıl işleyebileceği gibi
soruların yanıtları ya net bir şekilde verilmedi ya da zaten hiç aranmadı. Kısacası UZK nedir, ne değildir sorusu yine
cevapsız kaldı.
Yeniden üyelik
konusunda olumlu gelişmelerin yaşanmakta olduğu bir dönemde artık bu durumun
değişmesi gerektiğini ortada.
Dolayısıyla Zeytinde Dünyaya Bakış
başlığı altında bir süre UZK’yı inceleyeceğiz.
Bu yazının geri kalanında UZK’nın kökenlerine göz atacağım ve
uluslararası sistemde sahip olduğu yeri işaretleyeceğim. Önümüzdeki yazıda örgütün tarihsel gelişimi,
Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytin Anlaşması ve Konsey’in yapısını, bir
sonraki sayıda ise örgütün faaliyetlerini gözden geçireceğiz. Türkiye’nin UZK macerası ile seriye noktayı
koyacağız. Ve bu arada elbet ki
eleştirel olmaktan hiç ödün vermeyeceğiz.
UZK’nın İkinci Dünya Savaşı’na uzanan kökenleri
Evet, UZK’nın
kökenlerinin İkinci Dünya Savaşı’na kadar uzandığını söylemek mümkün. Nitekim günümüzde mevcut bulunan evrensel nitelikli
uluslararası rejim ve örgütlerin büyük bir kısmının kurucu dinamiği aynı
dönemde saklı.
Zira insanlık
tarihinin bu en yıkıcı savaşından galip ayrılan ve kendilerine “birleşmiş
milletler” adını veren hükümetler Cemiyet-i
Akvam’ın başarısızlığından ve III. Reich’ın kuruluşundan bazı dersler
çıkartmıştı. Ekonomik sorunlar çok daha
yıkıcı siyasi sorunlara önayak olabiliyordu.
Uluslararası düzenlemeler ve kurumlar söz konusu sorunlara çare
sağlayabilirdi. Dolayısıyla bir “yeni
uluslararası düzen” oluşturulması gerekiyordu.
Bu amaç doğrultusunda bir yandan Birleşmiş Milletler Örgütü kurularak
siyasi ve askeri bir düzen tesis edilirken öte yandan Birleşmiş Milletler’le
ilişkilendirilen bir kuruluşlar ağı üzerinden uluslararası ekonomik ilişkilerin
düzenlenmesi hedefleniyordu.
Bu çerçevede öncelikle 1944 yılında Bretton
Woods’da toplanan Birleşmiş Milletler Para ve Finans Konferansı ile uluslararası
para rejimi ve kalkınma politikaları üzerinden mutabakat sağlandı, Uluslararası
Para Fonu ve Dünya Bankası kuruldu.
Ancak aynı başarı uluslararası ekonomik
ilişkilerin bir diğer boyutu olan uluslararası ticaret konusunda
gösterilemedi. 1947-48 yıllarında
Havana’da toplanan Birleşmiş Milletler Ticaret ve İstihdam Konferansı sonucunda
Uluslararası Ticaret Örgütü için Havana Sözleşmesi isimli bir uluslararası
anlaşma akdedilmişti. Fakat belli başlı
imzacı ülkeler tarafından siyasal nedenlerle onaylanmadığından yürürlüğe
girmesi mümkün olmadı ve Uluslararası Ticaret Örgütü rafa kalktı. Uluslararası ticaret konusunda ortaya çıkan
boşluk kendi aralarında daha erken bir tarihte tarife indirimleri sağlamayı
hedefleyen 15 devlet tarafından 1947 Cenevre Konferansı’nda imzalanan ve esasen
Havana Sözleşmesi’nin bir bölümünü oluşturan Tarifeler ve Ticaret Genel
Anlaşması, kısa adıyla GATT tarafından dolduruldu. Uluslararası ticaretten sorumlu bir
hükümetlerarası örgütün kurulması için Dünya Ticaret Örgütünü Kuran Anlaşma’nın
yürürlüğe girdiği 1995 yılının beklenmesi gerekecekti.
Havana
Konferansı boşa mı gitti?
Hayır, bunu söylemek haksızlık olur. Havana Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmemesi ve
bir Uluslararası Ticaret Örgütü’nün kurulmamasına rağmen Havana Konferansı’nda
gerçekleştirilen uzun müzakerelerin bazı kalıcı sonuçları oldu.
Her şeyden önce Konferans zaman içerisinde
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı adını alarak
kurumsallaştı. 1964’ten beri Birleşmiş
Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi’nin bir ilgili kuruluşu olarak varlığını
sürdürüyor. UNCTAD kısaltmasıyla tanınan
Konferans uluslararası ekonomik ilişkilere daha ziyade gelişmekte olan
ülkelerde hakim bakış açısından yaklaşmasıyla tanınıyor.
Ayrıca Havana Sözleşmesi’nin içerdiği bazı
hükümler ilke olarak kabul edilmiş ve hayata geçirilmiş durumda. Sözleşmenin uluslararası emtia ticaretine
dair altıncı bölümü de bu çerçevede değerlendirilebilir.
Altıncı bölümde belirli emtia piyasalarında
üretim ve tüketim arasında dengesizlik, stokların aşırı birikmesi ve
fiyatlardaki dalgalanmalar nedeniyle sorunlar yaşandığı, bu sorunların
üreticiler ve tüketicilerin çıkarlarını tehdit ettiği belirtiliyor. Özellikle de işsizlik sorununa dikkat
çekiliyor. Söz konusu ekonomik
zorlukların toplumsal ve siyasal rahatsızlıklara yol açması ihtimali var. Dolayısıyla Sözleşme bu sorunlarla mücadele
edilmesi için uluslararası ticarete ilişkin genel düzenlemelere eşlik edecek
özel anlaşmalar akdedilebilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu anlaşmalar piyasada dengeyi sağlamak, eğer
faydalı olacaksa üretimi arttırmak, teknolojik adaptasyona yardımcı olmak,
fiyat dalgalanmalarını azaltmak ve doğal kaynakların sağlıklı şekilde
kullanılmasını temin etmek gibi amaçlar gütmeli. Bu amaçlara yönelik olarak kullanılabilecek
araçlar ise araştırma-geliştirme çalışmaları, uluslararası konferanslar ve
üretim ve ticarete ilişkin kontrol düzenlemeleri olmalı.
Uluslararası
emtia anlaşmaları ve kuruluşları
Havana Sözleşmesi’nin bu hükümleri bir dizi
uluslararı emtia anlaşması akdedilmesinin önünü açmış yıllar içerisinde. Daha önce imzalanmakla beraber Birleşmiş
Milletler perspektifi çerçevesinde yeni işlevler yüklenen anlaşmaları da
sayarsak bugüne kadar akdedilen uluslararası emtia anlaşmalarının sayısı
11. Uluslararası Zeytinyağı ve
Sofralık Zeytin Anlaşması da bunlardan bir tanesi.
Bu anlaşmaların tatbik edilmesi için kurulan
UZK gibi örgütlere uluslararası emtia örgütleri deniliyor. Ayrıca 14 tane de uluslararası emtia organı
bulunuyor. Bunlar müstakil örgütler
olmayıp mevcut uluslararası örgütlerin, genelde Birleşmiş Milletler Gıda ve
Tarım Örgütü’nün (kısa adıyla FAO) dahilinde faaliyet gösteren birim veya
komiteler. Tabi bir de Birleşmiş
Milletler çatısı altında olmayan OPEC gibi uluslararası emtia kuruluşları var. Ayrıca hükümetlerarası değil, uluslararası
sivil toplum örgütü niteliğinde bazı emtia kuruluşlarından söz etmek de mümkün.
Uluslararası Emtia Örgüt ve Organları
· Emtialar Ortak Fonu
· Uluslararası Pamuk İstişare Komitesi
· Uluslararası Kakao Örgütü
· Uluslararası Kahve Örgütü
· Uluslararası Bakır Çalışma Grubu
· Uluslararası Hububat Konseyi
· Uluslararası Jüt Çalışma Grubu
· Uluslararası Kurşun ve Çinko Çalışma Grubu
· Uluslararası Nikel Çalışma Grubu
· Uluslararası Zeytin Konseyi
· Uluslararası Kauçuk Çalışma Grubu
· Uluslararası Şeker Örgütü
· Uluslararası Tropik Kereste Örgütü
· FAO – Emtia Sorunları Komitesi
· FAO – Muz ve Tropik Meyveler Hükümetlerarası
Grubu
· FAO – Narenciye Hükümetlerarası Grubu
· FAO – Hububat Hükümetlerarası Grubu
· FAO – Sert Lifler Hükümetlerarası Grubu
· FAO – Post ve Deriler Hükümetlerarası
Altgrubu
· FAO – Et ve Süt Ürünleri Hükümetlerarası
Grubu
· FAO – Pirinç Hükümetlerarası Grubu
· FAO – Çay Hükümetlerarası Grubu
· FAO – Sıvı Yağlar, Yağlı Tohumlar ve Katı
Yağlar Hükümetlerarası Grubu
· Bambu Uluslararası Ağı
· Uluslararası Bağ ve Şarap Örgütü
Emtialar ayrıca Birleşmiş Milletler Ticaret
ve Kalkınma Konferansı’nın ana çalışma konularından birini oluşturuyor. Konferans emtialar konusunu düzenli olarak
gündeme alıyor, zaman zaman konuyla ilgili yeni girişimlerde bulunuyor. 1970’li yıllarda Emtialar Entegre
Programı’nın kabul edilmesi ve bu çerçevede Emtialar Ortak Fonu’nun kurulması
bu girişimleri başında geliyor. Uluslararası
Zeytinyağı ve Sofralık Zeytin Anlaşması
gibi uluslararası emtia anlaşmaları da Konferans’ın himayesinde müzakere ve imza
ediliyor.
Konferans’ın konuyla ilgili hali hazırdaki
sorumlulukları 2004 yılında düzenlenen XI. Konferans’ta benimsenen Sao Paulo
Oydaşması ve 2008 yılında toplanan XII. Konferans sonucunda kabul edilen Akra
Uzlaşısı tarafından belirlenmiş durumda.
Buna göre Konferans günümüzde daha ziyade az gelişmiş ülkelere odaklı
olarak emtia bağımlılığı ve fiyat risklerine karşı önlemler almalı.
2008 Akra Uzlaşısı’nda günümüzde küreselleşme
sürecinin etkisiyle emtiaların öneminin arttığı vurgulanıyor ve Doha Kalkınma
Gündemi ile Binyıl Kalkınma Hedefleri çerçevesinde bu konunun gerektiği şekilde
dikkate alınması talep ediliyor. Ayrıca
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nden Birleşmiş Milletler Ticaret ve
Kalkınma Konferansı’nın konuyla ilgili kurumsal kapasitesinin arttırılması
isteniyor.
* * *
Görüldüğü üzere UZK’nın kökenleri İkinci
Dünya Savaşı’na dek uzanmakla kalmıyor, uluslararası ekonomik ilişkilerin
düzenlenmesi çerçevesinde belirli bir geleneği temsil ediyor. Yerleşik,
kurumsal ve küreselleşme döneminde öneminin arttığı addedilen bir
geleneği. UZK’ya ilişkin ister olumlu
olsun ister negatif tüm değerlendirmelerimizin işte bu bağlamda yapılması
gerek. Ancak bunun için UZK’yı biraz
daha yakından tanımak lazım. Bu da
gelecek yazımızın hedefi.
Yorumlar
Yorum Gönder