Avrupa Birliği Zeytinyağında Daha Fazla Rekabete Hazırlanıyor

Z&Z Akdeniz Kültürü Dergisi (7) 30

Merhaba Zeytindostları!

 Dergimizin son iki sayısında Avrupa Birliği’nin “AB Zeytinyağı Sektörü için Eylem Planı” başlığı ile ortaya koyduğu ve adım adım hayata geçirmekte bulunduğu, zeytincilik sektörüne ilişkin yeni reform programını ele almıştık.  Bu yazımız ile bu önemli konuyu incelemeyi tamamlayacağız.  En azından Brüksel cephesinde yeni bir gelişme meydana gelene kadar.  Ancak öncelikle izninize sığınarak kendimizi tekrar etmemiz, daha doğrusu dergimizin yayın periyodunu dikkate alarak son iki yazımızı kısaca hatırlatmamız gerekiyor.

 Konuyla ilgili ilk yazımızda AB’nin zeytincilik sektöründe yeni bir reform girişimine soyunmasının nedenlerini irdelemiştik.  AB’nin geçirmekte olduğu ekonomi politikası krizinin Ortak Tarım Politikası’nı da etkilediği, tarım ve kırsal kalkınmaya ayrılan kaynakların azaltıldığını, hali hazırdaki Tarım ve Kırsal Kalkınma Komisyoneri Romen Dacian Cioloş’un bu zorlu siyasal bağlamda Birlik’in Akdenizli üyelerini memnun etmek için zeytinyağına özel bir önem göstermekte olduğunu tespit etmiştik.

 Yazımızda açıklandığı üzere “AB Zeytinyağı Sektörü için Eylem Planı” başlıklı belge işte bu önemin bir meyvesi.  Eylem Planı altı farklı alanda alınması öngörülen tedbirleri sıralıyor.  Bu alanlar kalite ve kalite kontrolü, üretimin yeniden yapılandırılması, sektörün yapısının güçlendirilmesi, promosyon, Uluslararası Zeytin Konseyi’nin (UZK) konumu ve üçüncü ülkelerle rekabet.

 AB’nin zeytinyağında kaliteye ve kalite kontrolüne genel yaklaşımını ve Eylem Planı çerçevesinde almayı öngördüğü tedbirleri, konuyla ilgili ikinci yazımızda incelenmiştik.  Bu çerçevede Brüksel’in zeytinyağı kalitesi konusunda üç temel endişesi olduğunu vurgulamıştık:  Zeytinyağlarına ilişkin denetimlerin yeteri kadar sıkı olmaması, geleneksel olarak ithalatçı konumda bulunan ülkelerin yerli üretimlerini arttırması ve bu sayede kendi kalite değerlerini geliştirmesi ve son yıllarda sık sık değişen test ve değerlendirme yöntemlerinin sektörde bir yorgunluk yaratması.  Eylem Planı ortaya konulan bu endişelerin giderilmesi için denetim ve yaptırımların güçlendirilmesi yönelik kısa ve orta vadeli önerilere yer vermiş, ancak bu öneriler de ciddi tartışmalara neden olmuş ve konu henüz tam olarak çözümlenmemiş durumda.

 Üretimin ve Sektörün Yeniden Yapılandırılması

 AB’nin zeytinyağı kalitesine ilişkin endişelerinden bir tanesinin geleneksel olarak ithalatçı konumda bulunan ülkelerin yerli üretimlerini arttırması gibi aslında kalite ile doğrudan ilgili olmayan bir mesele olması şaşırtıcı değil.  Nitekim “AB Zeytinyağı Sektörü için Eylem Planı” ve Avrupa Komisyonu’nun konuyla ilgili açıklama ve çalışmaları bir bütün olarak incelendiğinde Brüksel’in zeytinyağında üçüncü ülkelerin rekabetini giderek daha fazla hissettiği anlaşılıyor.  Alınması öngörülen tedbirlerin çoğu da AB’yi zeytinyağında daha fazla rekabete hazırlamaya yönelik.  Söz konusu üçüncü ülkelerden bir tanesinin Türkiye olduğunu düşünecek olursak konunun önemi biraz daha netleşiyor.

 Eylem Planı’ndaki sıralamayı takip edecek olursak kalite ve kalite kontrolünde sonra tedbirler alınması öngörülen ikinci alan üretimin yeniden yapılandırılması.  Avrupa Komisyonu, 2014-2020 döneminde, yani Birlik’in önümüzdeki mali planlama döneminde zeytinci Üye Devletler’in kırsal kalkınma programlarında zeytincilik için alt-programlara yer vermesini, bölgesel düzeyde zeytinciliğin sorunlarını ele almasını talep ediyor.  Böylelikle İspanya, İtalya, Yunanistan gibi Üye Devletler’in kendilerine tahsis edilen kırsal kalkınma fonlarından zeytincilik sektörünün layıkıyla yararlandığını temin etmesi mümkün olacak.  Komisyon’un bir diğer talebi ise bu kaynaklarla ya çevresel hedeflere ya da işletme sonuçlarını iyileştirecek yatırımlara destek verilmesi.  Söz konusu yatırımların tarımsal ürünlerin işlenmesine, pazarlanmasına veya geliştirilmesine yönelik olabileceği belirtiliyor.

 İspanya’nın hali hazırda zeytinyağı arz fazlası olduğu, bu durumun tedarik zincirinde pazarlık gücü asimetrisine yol açtığı, yaşanan ekonomik krizin bu sorunu ağırlaştırdığı ve genel olarak AB’de tarımsal üretici örgütlerinin istenilen konuma sahip bulunmadığı Eylem Planı’nın sektörün yapısı hakkında vurguladığı hususlar.  Önerilen çözüm ise üretici örgütlerinin güçlendirilmesi ve örgütlenmenin teşvik edilmesi.  Kırsal kalkınma fonlarının ve yukarıda değinilen yatırımların bu amaçla kullanılması talep ediliyor.

 Nispeten kısa bir metin olan Eylem Planı’nın en önemli kısımlarından bir tanesinin bu talepler olduğunu söylemek yanlış olmaz.  Zira Avrupa Komisyonu’nun zeytinyağı sektörüne yönelik yaklaşımında – elbet ki hayata geçirilebilmesi kaydıyla – tarihsel bir sıçrama söz konusu.  Bir zamanlar sektöre sadece destekleme yapan, daha sonra desteklemenin sınırlandırılması ve üretimin denetlenmesine odaklanan, zamanla kalite ve promosyon konusunda girişimlere başlayan Komisyon artık doğrudan zeytinciliğin geliştirilmesini hedefliyor, Üye Devletler’e normalde Brüksel’den sadece denetimi yapılan kırsal kalkınma fonları ve üretici örgütleri konusunda yönlendirmede bulunuyor.  Böyle bir değişikliğe ancak üçüncü ülkelerin rekabetinin giderek daha fazla hissedilmesi neden olabilirdi, zira hem Ortak Tarım Politikası hem de Ortak Dış Ticaret Politikası kapsamında üçüncü ülkelerle ticaret tamamen Brüksel’in sorumluluğu altında bir konu.

 Promosyon Faaliyetleri

 Eylem Planı promosyon faaliyetleri konusunda kısa ve öz bir tespitte bulunmuş.  Doğrudan çevirmekte fayda var:

 AB’de hali hazırda arz talepten fazla.  Buna karşılık dünya genelinde talep güçlü durumda.  Zeytinyağının hem beslenme hem de sağlık açısından olumlu bir imajı bulunuyor.  Bunun sonucu olarak promosyonel faaliyetler söz konusu olduğunda yatırım geri dönüş oranı yüksek ve ayrıcalıklı bir konumda.  AB’de üretici olmayan ülkelerde tüketimin ve ihracatın arttırılması için hala mümkün.

 Eylem Planı zeytinciliğin AB’nin promosyonel faaliyetlerine katılım açısından dinamik bir sektör olduğunu da belirtmekten geri kalmıyor.  Kısacası zeytinyağı için tanıtıma devam diyor.  Bu amaçla tanıtım bütçelerinden yeni oyuncuların, örneğin üretici örgütlerinin ve KOBİ’lerin faydalanmasının temin edilmesi, tanıtımlarda coğrafi işaretlerin yanı sıra menşe ülkelere yer verilmesi, promosyonel faaliyetlerin uzun dönemli olarak planlanması ve AB ile UZK programları arasında uyum ve sinerjinin arttırılması öngörülüyor.

 Avrupa Komisyonu en büyük fırsatlar sunan ihracat pazarlarının Amerika Birleşik Devletler, Brezilya, Kanada, Avustralya ve Japonya olduğunu, ayrıca Çin, Rusya ve Hindistan ile üretici olmayan AB ülkelerinde yeni pazarlar yaratılması gerektiğini de vurguluyor.

 UZK’yı Ne Yapmalı?

 UZK bugünkü haliyle 1959’da oluşturulmuş bir hükümetlerarası örgüt.  Hali hazırda Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytinler Anlaşması, 2005’e göre faaliyet gösteriyor.  Bu Anlaşma’nın yürürlük süresi 31 Aralık 2014’te dolacak.  UZK üyelerinin bu tarihe kadar Anlaşma’yı uzatmaya karar vereceğini zaten biliyoruz.  Eylem Planı işte bu noktada devreye giriyor ve Anlaşma’nın sadece uzatılmamasını, aynı zamanda esaslı olarak değiştirilmesini öneriyor.  Aslında AB’nin önerisi basit:  UZK’ya sadece üretici değil, tüketici ülkelerin de üye olması.

 Peki, Brüksel’in neden böyle bir talebi var?  Aslında yanıtı kalite ve kalite kontrolü konusu kapsamında zaten vermiş bulunuyoruz.  AB, Avrupa dışında üretimin artmasıyla birlikte farklı kalite değerlerinin gelişmesinden endişeli.  Bu konuda uluslararası eşgüdümün eskiden olduğu gibi kendi önderliği altında olan UZK tarafından temin edilmesini arzu ediyor.  Ancak Avustralya gibi bazı üretici ülkelerin tam da bu nedenle UZK’ya üye olmaktan yıllardan beri imtina ettiğini düşünürsek bu yaklaşımın ne kadar gerçekçi olduğu konusunda bir soru işareti doğmuyor değil.  AB endişelerinde haklıysa belki de orta veya uzun vadede UZK’nın öneminin azaldığını, doğan boşluğu normlar rekabetinin doldurduğunu göreceğiz.

 Üçüncü Ülkelerle Rekabet:  İşin Özü

 Eylem Planı’nın son başlığı üçüncü ülkelerle rekabet şeklinde.  Ancak bu başlık altında yeni bir şey söylemiyor Avrupa Komisyonu.  Bunun yerine kalite ve UZK bağlamında yapılan tespitleri tekrarlıyor ve toparlıyor.  Dilerseniz yine çeviriye başvuralım:

 1990’lardan beri zeytinyağı üretimi giderek Akdeniz havzasındaki tarihsel yurdunun ötesine taşmıştır.  Bazı yeni üretici ülkeler AB zeytinyağlarının büyük ölçekli tüketicileri olmaya devam etmek ve kendi zeytinyağı sanayileri aracılığıyla UZK’nınkilerden sapan yeni kalite parametrelerinin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamaktadır.  Bu parametreler esas olarak bu ülkelerin kendi piyasalarının gerekliliklerini yansıtmaktadır.

 Komisyon bu tespitin ardından Dünya Ticaret Örgütü kurallarına atıfla Codex Alimentarius standartlarından sapan ve dolayısıyla ticarette teknik engel teşkil edebilecek hareketlerle mücadele edeceğini ve bunlardan kaynaklanan sorunları ikili ticari ilişkileri çerçevesinde münasip düşen şekilde ele alacağını beyan ediyor.  Kısacası Eylem Planı’nın son bölümü üçüncü ülkelere bir mesaj niteliği taşıyor.

 Yazımızı biraz çarpıcı bir şekilde bitirmeye çalışalım:  Türkiye’nin bu çerçevede bir mesaj alması gerekiyor mu, bir sorgulayalım.  Yanıtımız, elbet ki evet.  Ancak biz mesajı tersinden almalıyız.  AB ile üyelik müzakereleri yapısal olarak tıkanmış ve zeytinyağında ithalata zaten kapı açmayan bir ülke olarak Brüksel’in uluslararası düzlemde güç kaybeden kalite standartlarını iç pazarımızda bire bir benimsemek zorunda mıyız, bunu sorgulamalıyız.

 Yanıt, evet benimsemeliyiz olabilir.  Önemli olan sorgulamak.

Yorumlar

Popüler Yayınlar