Düşük Fiyatlı İthalatın Piyasalara Etkileri

 Hometextile 83, 2014

Dünya devi bir taahhüt şirketinin ülke müdürü ile oturmuş sohbet ediyoruz.  Şikayet uluslararası taahhüt şirketlerinden duymaya alışık olduğum cinsten:  “İhalelerde yerli firmalarla rekabet edemiyoruz.”  Neden diye sorunca, yeteri kadar hesap kitap yapmadan verilen düşük tekliflerden dert yanıyor, böyle bir teklifle ihale alıp yüklendiği işi bitirmeye çalışırken iflas eden bir firmayı örnek veriyor.  Kalitesiz iş yapan, dolayısıyla ucuza mal eden firmalar da cabası, diye ekliyor.

 Kamu ihale mevzuatı ve uygulamasının, örneğin yaklaşık maliyet hesaplamalarında ciddi bir kurumsal finansman yönetimi açısından vazgeçilmez olan “hedging” kaynaklı maliyetlere yer verilmemesinin bu tabloda rolü büyük elbet.  Ancak sonuç değişmiyor:  Fiyatınız tutmuyorsa ihaleyi kaybediyorsunuz.

 Gelelim Mal Ticaretine

 Biz iktisatçılar bu çerçevede ihale piyasalarını, yani mal ve hizmet alımlarının (ya da satımlarının) ihaleler aracılığıyla gerçekleştirildiği piyasaları diğerlerinden ayrı tutarız.  Zira bu piyasalarda rekabet piyasa dışıdır; işin, hatta bazen piyasanın kendisi içindir.  Bir başka deyişle ihaleyi alamayan, mal ya da hizmetini arz etme olanağını da elinden kaçırmış olur.  Buna karşılık çoğu piyasada rekabet piyasa içidir.  Aynı anda birden çok oyuncu piyasaya mal ve hizmet arz eder, birbirlerini kollayarak tüketicilerin taleplerini kendilerine yönlendirmeye çalışır, kısacası rekabet eder.

 Hal böyle olunca mal piyasalarında düşük fiyatların etkisini daha yavaş hissedilir.  Düşük fiyatlı mallar ihaleleri elimizden almaz, piyasaya ağır ağır nüfuz eder.  Fiyatı yüksek kalan yerleşik oyuncular da yavaş yavaş pazar kaybına uğrar.  Bu nedenle yerleşikler zaman zaman tepki vermekte, değişen rekabet koşullarına uyum göstermekte zorlanabilir.  Hele de yerleşiklerin yerli üreticiler, piyasaya yeni girenlerin yabancılar, yani ithal mallar olduğu durumlarda.  Zira üçüncü ülkelerdeki rekabetçi koşullar hakkında bilgi sahibi olmak her zaman kolay olmadığı gibi ülkeler arasındaki yapısal farklılıklar nedeniyle bu koşullara uyum göstermek de her zaman mümkün değildir.

 Nitekim nasıl yazımızın başında değindiğimiz uluslararası taahhüt firması yerlilerle rekabetten şikayetçiyse çoğu yerli sanayici de yabancılarla, yani ithal mallarla rekabetten şikayetçidir.  Bilhassa da  ̶ başta Çin Halk Cumhuriyeti olmak üzere  ̶  üretim maliyetlerinin düşük olduğu Uzak Doğu ülkeleri menşeli mallarla rekabetten.

 Düşük Fiyatların Getirdikleri

 İktisat yazınına baktığımızda Çin Halk Cumhuriyeti gibi düşük fiyatlarla ihracat yapabilen ülkelerin diğer ülkeler üzerinde etkilerinin aşağıdaki şekilde rekabetçi ve tamamlayıcı diye ikiye ayrıldığını görebiliriz.  Bu ayrım kaynağını ülkelerin üretimlerinin birbirlerini ikame edici olabileceği gibi tamamlayıcı da olabilmesinden alıyor.

 

 

Rekabetçi Etkiler

Tamamlayıcı Etkiler

Dolaysız

- Düşük fiyatlı malların iç pazarda yerli üretimin yerini alması

- Düşük fiyatlı mal üreten ülkelere ihracatın başlaması

- Düşük fiyatlı mal üretin ülkelerden ara malı / parça ithalatı başlaması

Dolaylı

- Düşük fiyatlı malların yerli üreticilere ihraç pazarlarında pazar kaybı yaşatması

- Küresel katma değer (üretim) zincirlerinde düşük fiyatlı mal üreten ülkelerle bütünleşme yaşanması

 Rekabetçi etkilere ilişkin yazına bakacak olursak düşük fiyatlı malların, bilhassa Çin Halk Cumhuriyeti menşeli eşyanın etkisi iç piyasadan ziyade ihraç pazarlarında belirgin.  Bir başka deyişle bir ülkenin yerli üreticileri düşük fiyatlı ithalat karşısında kendi iç pazarlarından aldıkları payı kısmen de olsa muhafaza edebiliyor, ancak ihracat kabiliyetlerini sürdüremiyor.  Asya ve Latin Amerika ülkelerine ilişkin yapılmış onlarca çalışmanın ortaya koyduğu genel eğilim bu yönde.

 İhracat kabiliyetini kaybeden firmalar iç pazara odaklanma durumunda kalıyor.  Dolayısıyla ölçek kaybına ve talep riskine maruz kalıyor.  İhraç pazarlarıyla bağlantıların kaybedilmesinin bu pazarlara giriş için yapılan yatırımların geri dönüşünün sağlanamaması ve yenilikçi güdülerin azalması gibi ikincil sonuçları da olabiliyor.

 Peki, düşük fiyatlı ithalatın iç pazardaki etkileri neler?  Her şeyden önce fiyatlar üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşması.  Bu baskı birden fazla kanaldan geliyor.  Öncelikle daha yüksek fiyatlı ithalat ürünler iç pazardan dışlanıyor ya da fiyatları kırılıyor.  İkincisi, yerli üreticilerin maliyetleri ile satış fiyatları arasındaki marjı kısmaları, yani karlılıklarından ödün vermeleri gerekiyor.  Ayrıca ithalat aracılığıyla pazara giren yeni ürün türleri de (kendileri düşük fiyatlı olmasa bile) fiyat endekslerini aşağı çekiyor.

 Yerli üreticilerin düşük fiyatlı ithalat karşısındaki seçenekleri sınırlı.  Dünya Ticaret Örgütü kuralları başta olmak üzere uluslararası yükümlülüklerin izin verdiği noktaya kadar korunmacı önlemlerin arkasına sığınmak, örneğin dampinge karşı önlemlere başvurmak bunlardan bir tanesi.  Bunun mümkün olmadığı noktada ise düşük marjlarla faaliyet göstermek, küçülmeye ya da tasfiyeye gitmek, yenilikçiliğe (inovasyona) başvurmak ve pazarın farklı bir segmentinde konumlanmak üzere yatırımlara girişmek mümkün olabiliyor.  Bir firmanın hangi seçeneğe başvuracağı karşı karşıya olduğu dışsal koşullar ve sahip bulunduğu içsel kaynakların etkileşimine bağlı. 

 Tamamlayıcı etkilere dönecek olursak öncelikle şunu teslim etmek gerekiyor:  Bir sektör için tamamlayıcı etki, diğer sektör için rekabetçi etki anlamını taşıyor.  Örneğin dokuma kumaşlar sektörünün düşük fiyatlı iplikleri ara malı olarak kullanması bu sektör için faydalı olabilir, ancak yerli iplik üreticisi için öyle değil.  Konfeksiyon sektörünün düşük fiyatlı kumaşlardan moda giysiler üreten küresel bir katma değer zincirine eklemlenmesi ise konfeksiyoncuların menfaatine, kumaş üreticilerinin aleyhine.  Dikkat edecek olursanız verdiğimiz örnekler farazi değil, bizzat ülkemizin gerçeklerini yansıtıyor.

 Büyük Resme Bakmak

 Düşük fiyatlı ithalatın – ilgili ve adil nitelikteki teknik düzenlemelere uygun olduğu sürece – tüketicinin lehine olduğunu kabul etmemek mümkün değil.  Hem daha ucuza satın alma olanakları yaratması hem de genel olarak iç pazarda rekabeti arttırması nedenleriyle.

 Bununla birlikte ithalatın kısa dönemde sağlayacağı faydanın aynı anda veya uzun vadede daha büyük bir maliyet getirmesinin önüne geçilmesi de gerekiyor.  Böyle bir maliyet dış ticaret dengesizliğinin yarattığı sürdürülemez bir cari işlemler açığından ithalatın neden olduğu haksız rekabet vakalarına birçok sebepten (ve genelde bunların bir bileşiminden) kaynaklanabilir.

 Öte yandan Türkiye gibi belirli bir büyüklükteki ülkelerin güçlü bir sanayi kesimi olmaksızın sağlıklı bir ekonomiye kavuşması ve gerek sayı gerekse nitelik açısından yeterli istihdam yaratması mümkün değil.  Uzun vadede sanayisizleşmenin (deendüstrileşmenin) engellenmesi bu çerçevede meşru bir politika hedefi sayılmalı.

 Nitekim Türkiye’nin, tekstil ve konfeksiyon sektörlerinde düşük fiyatlı ithalat gerçeği karşısında tamamlayıcılık ve korumacılığa dayanan iki başlı bir seyir izlediği, dolayısıyla bu sektörler arasında anlaşmazlıklar çıkabildiği göze çarpıyor.  Bu iki başlı seyrin tek bir patikada buluşmasında Girdi Tedarik Stratejisi gibi girişimlerin faydası büyük.  Dahilde işleme rejiminin daha kullanıcı dostu bir hale getirilmesi ve yerli üretime tanınan korunmadan yerli istihdamın da hak ettiği payı almasının temin edilmesi gibi ilave adımların gerekliliği ise kuşkusuz.

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar