Yerli Üretime Zarar Veren İthalata Karşı Neler Yapılmalı?

 Hometextile 81, 2014

Herkes cennete gitmek ister, ama kimse ölmek istemez.  Ne bir filozofa ne de bir edebiyatçıya ait bu ünlü söz.  Sahibi Joe Louis namlı Amerikalı bir boksör.  Sokaktaki adam profiline yakın birisi anlayacağınız.  Haliyle özlü söz statüsüne yükselmiş bu tümcesi birçoğumuz için geçerli.  Ev tekstili sanayicilerimiz de buna dahil, zira ithalattan sık sık yakınan bir kitle oluşturuyorlar.

Küreselleşmiş bir dünyada yaşamaktan, serbest piyasa ekonomisinin nimetlerinden faydalanmaktan hoşnut muyuz, hoşnutuz.  Devletten izin almadan yatırım, kota olmadan dış ticaret yapabiliyoruz.  Dünyanın dört bir yanına ihracatımız var.  Ama gelin görün ki dünyanın dört bir yanından ithalat da var.  İhracat cennet gibi, ithalatsa yerli üreticinin milli pazarını elinden alabiliyor, ölümcül olabiliyor!

Amerikalı boksörün dikkat çektiğine benzer, yaman bir çelişki.  Zira küreselleşmiş dünyada ithalat ile ihracat bir madalyonun iki yüzü.  O madalyonun adı ise serbest ticaret ve başta Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması’yla olmak üzere uluslararası kurallara bağlanmış durumda.  Bu da ne demek, ölümcül dahi olsa ithalatın keyfi şekilde sınırlandırılması mümkün değil demek.  Nitekim bugün biz ithalata engel olsak yarın da bir başkası misillemede bulunup bizim ihracatımıza dur diyebilir.  Zaten bahsettiğimiz uluslararası kuralların çıkış noktalarından bir tanesi “ticaret savaşı” şeklinde tabir edilen bu tip durumları önlemek.

Velhasıl yerli üretime zarar veren ithalata karşı çaresiz de değiliz.  Bizzat Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması’nda konuyla ilgili düzenlemelere, istisnalara yer verilmiş durumda.  Amaç bir yandan ithalatta hukuksuzlukların önünü almak, öte yandan ithalat kaynaklı hassasiyetleri gidermek.  Gidermek ki serbest ticaret sisteminin temellerini sarsacak noktaya gelmesinler.

 Peki, Dünya Ticaret Örgütü kurallarına göre ithalat kaynaklı hassasiyetlere karşı hangi durumlarda, nasıl önlem alınabilir?  Gelin, ülkemizde ticaret politikası savunma araçları adıyla anılan bu önlemlere kısaca bakalım.

Dampinge Karşı Önlemler

 Nam-ı diğer anti-damping önlemleri.  Bir malın dış pazarda, iç pazardaki satış fiyatından daha düşük bir fiyatla satılması yoluyla ortaya çıkan fiyat farklılaşmasına damping adı veriliyor.  Damping yapmak yasak değil, ancak dampingli ithalat yerli üretime zarar verecek noktaya gelirse anti-damping önlemi alınabiliyor.

 Söz konusu zararın illahi muhasebe anlamında bir zarar olmasına gerek yok.  Yüksek karlılık sahibi bir firma da pekala dampingli ithalattan zarar görüyor olabilir.  Dampingli ithalatın miktarında artış olması, yerli üretici üzerinde fiyat baskısı oluşması, yerli üreticinin fiyat artışı yapamaması ya da maliyetleri sabitken fiyat düşürmek zorunda kalması;  pazar payında, satışlarında, karlılığında ve benzeri ekonomik göstergelerinde olumsuzluklar meydana gelmesi bu bağlamda zararın varlığına işaret eden hususlar.  Üstelik zarar ortaya çıkmamış, ancak zarar tehdidi belirmiş olsa dahi önlem alınması mümkün.

 Kuşkusuz ki zarara geçmeden önce dampingin varlığını ortaya koymak gerekiyor.  Bu amaçla mümkünse şikayete konu ülkenin iç piyasa satış fiyatlarının, teknik tabiriyle normal değerin saptanması lazım.  Diyelim ki bu mümkün değil.  Örneğin ihraç edilen ürünün iç piyasada satışı zaten yok ya da Çin Halk Cumhuriyeti gibi piyasa ekonomisi olmayan, dolayısıyla iç piyasa satışları esas alınamayacak bir ülkeden şikayetçiyiz.  O halde oluşturulmuş normal değer yöntemine başvurmak, yani menşe ülkedeki üretim maliyetine idari giderler, satış giderleri, genel giderler ve makul bir kar marjı ekleyerek bir rakama ulaşmak mümkün.  Ya da üçüncü ülkelere ihraç fiyatı esas alınacak.  Bu üç yöntemden bir tanesine göre normal değer saptandıktan sonra önce ihraç fiyatını tespit ediyoruz, ardından normal değer ile ihraç fiyatını adil olması için gerekli ayarlamaları yaparak fabrika çıkış aşamasında karşılaştırıyoruz.  Normal değer daha yüksekse damping var demektir.

 Dampingi saptadık, zarar da var, üçüncü ve son olarak da bunların arasında illiyeti ya da yeni tabirle nedensellik bağını kurmak gerekiyor.  Yani zararın başka bir nedenden, mesela ihracatın düşmesinden değil de dampingten kaynaklandığını göstermek gerekiyor.

 İyi de kime göstermek?  Türkiye’de yerli üretime zarar veren ithalata karşı görevli makam Ekonomi Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü.  Hazırlamış oldukları başvuru formunu eksiksiz şekilde doldurduktan sonra kapılarını çalınacak.

 Başvuru kabul edilirse aşağı yukarı bir yıl sürecek bir soruşturma süreci başlıyor.  Soruşturma sürecinde Ekonomi Bakanlığı yetkilileri hem yerli üreticinin tesislerini ziyaret edip verilen bilgilerin doğrululuğunu teyit ediyor hem de yabancı üreticilerden gelen bilgileri inceliyorlar.  Sonuç olarak iddialar kanıtlanırsa dampingi ortadan kaldırmak amacıyla damping oranında bir vergi ihdas ediliyor;  anti-damping önlemi dediğimiz işte bu.

 Önlemlerin süresi beş yıl, bu sürenin sonunda aynı yöntemle hazırlanacak bir başvuru ile soruşturma tekrarlanabilir ve önlemler uzatılabilir.  Tabi önlemlerin sonsuza kadar uzaması diye bir şey söz konusu değil.  Bir noktada yürürlükten kalkmaları lazım.  Fakat 15 yaşını geçen, yerli üreticiler açısından fazlasıyla yeterli olan önlemler var.

 Telafi Edici Önlemler

 Nam-ı diğer anti-sübvansiyon önlemleri.  Nitelik açısından anti-dampinge çok benziyor.  Nitekim ülkemizde her ikisi de aynı mevzuat kapsamında, ithalatta haksız rekabetin önlenmesi hakkında mevzuat kapsamında düzenlenmekte.  Başvuru süreçleri, uygulanma süreleri ve benzeri hususlar da keza aynı.

 Aradaki fark, telafi edici vergilerin yabancı devletlerin kendi ihracatçılarına verdikleri sübvansiyonlara, yani devlet desteklerine karşı alınması.  Ancak tüm devlet desteklerine değil;  sadece ihracat performansına bağlı olan ya da belirli bir firma, sektör veya bölgeye verilip ihracatı ciddi şekilde olumlu etkileyen sübvansiyonlara karşı önlem alınması mümkün.  Tabi yine zarar oluşması koşuluna bağlı olarak.

 Türkiye’de bugüne kadar tek bir sübvansiyona karşı önlem alınmış durumda.  Önümüzdeki dönemde sayısının artması bekleniyor.  Ayrıca hemen belirtelim ki aynı ürüne karşı hem dampinge karşı vergi hem de telafi edici vergi ihdas edilmesi mümkün.

 Korunma Önlemleri

 Korunma önlemleri ayırt edici noktası belirli bir menşeye değil, ithalatın tamamına karşı alınmaları.  Hemen belirtelim ki Türkiye tarafından 2011 yılında alınan belirli tekstil ve hazır giyim ürünlerinde alınan korunma önlemleri, Dünya Ticaret Örgütü kuralları anlamında korunma önlemi teşkil etmiyor.  Aslında bunlar Dünya Ticaret Örgütü’nde bağıtlanmış bulunan tarifelerimiz, yani gümrük vergisi haddelerimiz dahilinde kalmak kaydıyla yapılmış vergi artışları.  Bu nedenle sadece gümrük birliği ya da serbest ticaret anlaşması ilişkimiz bulunmayan ülkelere karşı geçerli durumdalar.

 Normal korunma önlemlerinin alınabilmesi için üç şartın varlığı lazım.  Birincisi, ithalatta öngörülemeyen gelişmelerden kaynaklanan mutlak ya da yerli üretime göre nispi artış.  Öyle az buz değil, ani ve keskin bir artış şart.  İkincisi, ciddi zarar.  Buradaki zarar çıtası da anti-dampinge göre daha yüksek.  Sonuncusu ise yine nedensellik bağı.

 Ekonomi Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü’nün korunma önlemleri için ayrı bir başvuru formu bulunuyor.  Korunma önlemleri ilave vergi, ithalat kotası ya da tarife kotası şeklinde olabiliyor.  Son yıllarda genelde ilave vergi tahsil edilmesinin tercih edildiğini gözlemliyoruz.  Önlemlerin süreci üç yıl, gözden geçirme soruşturmalarıyla uzatılması mümkün, ancak sekiz yılın üzerine çıkamazlar.

 Gözetim Uygulamaları

 İthalatta gözetim uygulanması aslında ithalata karşı alınan bir önlem değil, en azından olmamalı.  Gözetim uygulamasının temel amacı bir malın ithalatının yakından izlemeye alınması.  Geçmişe dönük olduğu gibi ileriye yönelik olarak yürütülebiliyor.  İleri yönelik uygulamalarda önleme tabi malın ithalatı diğer gümrük işlemlerinin yanı sıra Ekonomi Bakanlığı tarafından düzenlenen gözetim belgelerinin arz edilmesine gerekiyor.  Bunun alınması ise bir ton evrak ve iş takibi demek.  Dolayısıyla ithalatçılar gözetim belgesi almakla uğraşmak yerine, ithal ettikleri eşyanın kıymetini gözetim belgesi alınmasını gerektiren eşiğin üstünden beyan etmeyi tercih edebiliyor.  Bu da gümrük vergisi ve KDV matrahlarının artışı anlamına geliyor.  Bir nevi mini korunma önlemi diyebilirsiniz.  Başvuru yapılması da herhangi bir şarta bağlı değil, Ekonomi Bakanlığı’na bir dilekçe yazılması yeterli.  Şartlar olgunlaşmışsa gereği yapılacaktır.

 Sonuç Yerine

 Yerli üretime zarar veren ithalata karşı neler yapılabileceğini kısaca inceledik.  İthalattan zarar gördüğünü düşünen yerli üreticilerin kendilerine uygun yöntemi seçmesi ve gerekli koşulları sağlayıp sağlamadığını incelemesi gerekiyor.  Ancak şunu hiçbir zaman unutmamak lazım ki ithalattan sonsuza kadar korunmak mümkün değil.  Ölmeden cennete gitmenin mümkün olmadığı gibi.  Uzun dönemli, stratejik planların bu gerçeği dikkate alarak yapılması lazım.

Yorumlar

Popüler Yayınlar