KALİTE KONTROLÜ: AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ZEYTİNYAĞI EYLEM PLANININ ÖZÜ
Z&Z Akdeniz Kültürü Dergisi (7) 29
Merhaba
Zeytindostları!
Son
yazımızda Avrupa Birliği’nin (AB) zeytincilik sektörüne ilişkin yeni reform
girişimini incelemeye başlamıştık. Bu
yazımızın konusu ise Avrupa Komisyonu tarafından “AB Zeytinyağı Sektörü için
Eylem Planı” başlığı altında ortaya konulan reform önerileri arasında
tartışmasız en önemli yeri tutan kalite kontrol düzenlemeleri. Daha doğrusu söz konusu düzenlemelere ilişkin
öneri ve tartışmalar.
Ancak
öncelikle Eylem Planı’nın arkaplanını hatırlamakta fayda var. AB’de birçok Üye Devlet’in kamu maliyesi ve
bankacılık krizleri ile mücadele ediyor olması Birlik’in ekonomik yapısı ve
yönetimine ağır bir darbe vurmuş durumda.
Ortak Tarım Politikası da bu durumdan nasibini alıyor. Birlik kurulduğu günden bu yana ilk kez tarım
ve kırsal kalkınmaya ayırdığı bütçeyi azaltmaya karar vermek zorunda kaldı.
Hali
hazırdaki Tarım ve Kırsal Kalkınma Komisyoneri Dacian Cioloş ise daha az kaynakla
daha çok ya da en azından geçmişi aratmayacak derecede icraat yapmak gibi zorlu
bir siyasal beklenti altında. Tabi
Cioloş, Avrupa Komisyonu’nun tarım ve kırsal kalkınmadan sorumlu üyelerinin
geçmişten beri karşı karşıya olduğu bir sorunla da mücadele etmek
durumunda: Tarımsal yapıları,
dolayısıyla ürettikleri ürünler birbirinden farklı olan Üye Devletleri memnun
etmek.
Cioloş
bu çerçevede Akdeniz bölgesine has ürünlerin başında gelen zeytinyağına özel
bir ilgi gösteriyor. Romen Komisyoner
hem AB zeytinyağı sektörünün 2020 yılına kadar projeksiyonlarını hem de sektör
temsilcileriyle yürüttüğü ayrıntılı görüşmeleri takiben “AB Zeytinyağı Sektörü
için Eylem Planı” başlıklı belgeyi hazırlatmış durumda. Eylem Planı sırasıyla kalite ve kalite
kontrolü, üretimin yeniden yapılandırılması, sektörün yapısının
güçlendirilmesi, promosyon, Uluslararası Zeytin Konseyi’nin konumu ve üçüncü
ülkelerle rekabet olmak üzere altı alanda alınması öngörülen tedbirlere yer
veriyor. Belgede yer alan önerilerin
hayata geçirilmesine yönelik uğraşlar ise devam etmekte.
Başta
belirttiğimiz üzere bu yazımızın konusu Eylem Planı’nda kalite kontrole ya da
Plan’ın tercih ettiği adlandırma ile “kaliteye ve kontrolüne” ilişkin olarak
yer alan öneriler. Diğer alanlarda
öngörülen tedbirleri ve AB zeytinyağı sektörünün 2020 yılı projeksiyonlarını
önümüzdeki sayılarda inceleyeceğiz.
AB Kaliteden ve Kontrolden Ne
Anlıyor?
Kalite
kontrol terimi ilk anda imalat kesimini çağrıştırsa da tarım açısından da büyük
önem taşıyor. Özellikle de zeytincilik
sektörü açısından. Zira zeytinin
yetiştirilmesi ve işlenerek zeytinyağı elde edilmesi süreçlerinde ürünün
kalitesini şekillendiren birçok faktör devreye giriyor. Ayrıca tüketicinin gözünde ürünü değerli
kılan, ancak yağın fiziko-kimyasal, organoleptik ve hatta diyetetik nitelikleriyle
doğrudan bağlantılı olmayan unsurlar, örneğin ürünün menşei ve adlandırması da
zeytinyağı açısından kritik önemde.
Zeytinyağını bu açıdan karşılaştırabileceğimiz yegane ürünün şarap
olduğunu söylemek abartılı olmaz sanırım.
Hal
böyle olunca Avrupa Komisyonu’nun zeytinyağında kalite kontrolüne önem vermesi
ve bu konuyu Eylem Planı’nın ağırlık noktası olarak belirlemesi şaşırtıcı
değil. Nitekim Komisyon zeytinyağında
yapısal arz fazlalarının bulunduğu 1980’li ve 90’lı yıllarda gerçekleştirdiği
reform çalışmalarından bu yana zeytinyağında ürün kalitesini ön planda tutuyor,
nicelik yerine niteliği teşvik etmeye çalışıyor. Bu konudaki ilk kapsamlı çalışma ise 2000
yılında yayınlanan Zeytinyağı için Kalite Stratejisi başlıklı kapsamlı rapor. AB Zeytinyağı Sektörü için Eylem Planı’nı
işte bu çalışmanın devamı niteliğinde görmek lazım.
Komisyon
Kalite Stratejisi’nde Uluslararası Standartlar Örgütü ISO’nun tanımını
benimseyerek kalite kavramını “Bir ürün veya hizmetin kalitesi, beyan edilen
veya zımni ihtiyaçları karşılama kapasitesini ortaya koyan niteliklerinin
yelpazesidir.” tümcesiyle açıklamış.
Velhasıl açıklamayı orada bırakmamış.
İyi de yapmış doğrusu. Ne de olsa
az önce ISO’nun kalite tanımı okurken fark ettiğimiz gibi uluslararası hukuk
metinlerinde yer alan açıklamaların kendileri de çoğu kez açıklanmaya muhtaç
oluyor!
ISO’nun
tanımından yola çıkan Komisyon’a göre zeytinyağında kalite bir sacayağı gibi, üç
dayanağı bulunuyor:
- Temel kalite: Ürünün tam, bozulmamış
ve satılmaya elverişli olmasını temin eden kalite özellikleri. Zeytinyağı özelinde fiziko-kimyasal
testler aracılığıyla saptanırlar.
- Ürünün tabiatında bulunan kalite (özgün
kalite): Zaman geçtikçe değişime
uğrayan kalite unsurları.
Zeytinyağı özelinde organoleptik ve diyetetik nitelikleri kapsarlar. Diyetetik nitelikler nesnel yöntemlerle
incelenebilir. Ancak organoleptik
nitelikler için sadece öznel yöntemler, yani tadım panelleri ve
izledikleri değerlendirme usulleri bulunmaktadır.
- Bağlantılı kalite: Tüketicinin gözünde ürünle bağlantılı
kılınan kalite nitelikleri. Son derece öznel olmakla birlikte hayali de
değillerdir.
Tahmin edeceğiniz üzere yukarıda tüketicinin gözünde ürünü değerli kılan unsurlar derken bağlantılı
kaliteden bahsetmekteydik. Örnek olarak
ise ürünün menşei ve adlandırmasını
verdik.
Komisyon Kalite
Stratejisi’nde organik üretim ve
coğrafi işaretleri de bu kapsamda incelemiş.
Ancak organik ve coğrafi işaretli ürünlerin birbirlerinden ve diğer
zeytinyağlarından farklı organoleptik niteliklere sahip olabileceğini de göz
önünde bulundurmak gerekir. Buna
karşılık Komisyon açısından önem arz eden husus – en azından o tarih itibariyle
– zeytinyağlarının üretim lokasyonlarının, dolayısıyla menşelerinin ve coğrafi
işaret hak sahipliğinin tespit edilmesini sağlayacak güvenilir testler
bulunmamasıydı. Bu nedenle bağlantılı
kalite açısından tüketiciyi güvence altına almanın yegane yolu pazarlama
standartları, yani esas olarak etiketleme kuralları olarak belirlenmişti. Buna karşılık günümüzde otantiklik tespit
yöntemlerinde Uluslararası Zeytin Konseyi ve AB’nin çalışmaları sayesinde
önemli gelişmeler kaydedildiğini de söylemeden geçmeyelim. İleride bu konuda bir yazı kaleme almak da
okuyucularımıza borcumuz olsun.
Zeytinyağı Kalitesi Açısından Endişe Var
2000 tarihli Kalite Stratejisi ortaya
koyduğu temel – özgün – bağlantılı kalite kavramsal çerçevesi doğrultusunda AB
zeytinyağı mevzuatına yönelik önemli değişik önerilerinde bulunmuş, bunların
birçoğu hayata geçirilmiştir. 2012
tarihli Eylem Planı ise belirttiğimiz üzere Kalite
Stratejisi’nin devamı gibidir ve bu alanda yeni tespit ve tedbirlere yer
vermektedir.
Eylem Planı’nın zeytinyağı kalitesi açısından endişe yarattığını
belirttiği üç husus bulunmaktadır. Birincisi
zeytinyağlarına ilişkin denetimlerin yeteri kadar sıkı olmadığı hususudur. Uluslararası
Zeytin Konseyi ve AB tarafından geçtiğimiz yıllarda kabul edilen ilave
alkil ester testleri piyasada bulunan paçallarda deodorizasyon, yani koku
giderme işleminden geçmiş zeytinyağlarının yaygın şekilde yer aldığını
göstermiştir. Oysa natürel sızma
sınıfına giren zeytinyağı paçallarında deodorize yağların kullanılması
yasaktır. Aynı kural Türkiye’de piyasada
bulunmayan natürel zeytinyağları ile diğer bitkisel sıvı yağların karışımları
için de geçerlidir.
Endişe yaratan, en azından AB açısından endişe kaynağı olan ikinci
husus geleneksel olarak ithalatçı olan bazı ülkelerin (örneğin Amerika Birleşik
Devletleri’nin) yerli üretimi arttırması ve bunun sonucunda uluslararası
piyasanın daha rekabetçi hale gelmesidir.
Rekabetin artması Uluslararası
Zeytin Konseyi ve Codex Alimentarius tarafından tanınmayan bazı denetim
yöntemlerinin kullanılmasını beraberinde getirmiş ve bu durum AB menşeli
yağların organoleptik kaliteleri konusunda soru işaretleri yaratmıştır.
Eylem Planı’nda son olarak,
zeytinyağı sektörünün önemli bir kısmının daha katı kalite parametreleri ve
tadım paneli değerlendirme usulleri görmek istemesine rağmen çoğunluğun ancak
bilimsel geçerliliği kanıtlanmış yöntemlerin uygulanmasını talep ettiği
vurgulanmaktadır.
Zeytinyağı sektöründe son yıllarda
sık sık değişen test ve değerlendirme yöntemlerinin bir yorgunluk yarattığı,
kaliteden bu kadar çok bahsedilen bir ortamda üreticiler ve tüccarlar açısından
güvenceden ziyade belirsizlik kaynağı olmaya başladığı çıkarımında bulunabilir
miyiz acaba? Eylem Planı’nın uzunca bir
süredir öneri safhasında kalması da bu durumu işaret etmiyor mu? Benim her iki soruya
verdiğim yanıt da evet. Ancak bu
Komisyon’un önerilerinin hiçbiri hayata geçmeyecek anlamına gelmiyor.
Brüksel Neler Öneriyor?
Komisyon
önerilerini kısa ve orta vadeli olarak ikiye ayırmış. Kısa vadede alınması öngörülen tedbirler
aşağıda şekilde:
- Denetimler ve yaptırımların güçlendirilmesi,
- Üye Devletler’in yapılan denetimler, saptanan uyumsuzluklar ve
uygulanan yaptırımlara ilişkin bildirimlerinin standart hale getirilmesi,
- Denetimlerin bazı asgari koşulları içeren bir risk analizine göre
yapılması,
- Örneklem ve şahit numune alma yöntemlerinin iyileştirilmesi,
- Kuralların AB genelinde yeksenak şekilde uygulanmasının temin
edilmesi,
- Hileli paçallarının tespitine ilişkin yöntemler geliştirilmesi
için araştırma-geliştirme çalışmaları yapılması,
- Uluslararası Zeytin Konseyi’nden stigmastadien seviyelerinin azaltılması,
alkil eseterler için azami seviyenin düşülmesi, zeytinyağlarına
karıştırılan farklı yağların tespiti için genel analiz yönteminin karara
bağlanması ve digliserid ve trigliserid seviyelerinin tespit edilmesine
yönelik yöntem belirlenmesi konularında çalışmalara hız verilmesinin talep
edilmesi,
- Etiketlerde yağların saklanma koşullarının belirtilmesinin zorunlu
tutulması,
- HORECA sektöründe zeytinyağları için tekrar kullanılmaya müsait
olmayan ambalajların kullanımının teşvik edilmesi.
Orta
vadede ise yapılacak çalışmalar sonucunda zeytinyağı kalite sınıflarının ve
tadım panellerinin çalışma usul ve esaslarının gözden geçirilmesi öneriliyor.
Komisyon’un
önerileri hali hazırda tartışılmaya devam ediyor. Zeytinci Üye Devletler ve sektör temsilcileri
önerilere genel anlamda olumlu şekilde yaklaşırken test ve denetim
yöntemlerinin sıkılaştırılması konusunda çok da hevesli olmadıklarını belli
ediyor. İtalya’nın paçallardan ne kadar
kazandığını unutmamak lazım! Üreticiler
ve tüccarlar ise yukarıda belirttiğimiz gibi tedirgin, bilimsel geçerliliği kanıtlanmış yöntemlere vurgu yapıyor. Komisyon Eylem Planı’nda bu konuda – hem
siyasal hem hukuki açıdan isabetli olarak – Uluslararası Zeytin Konseyi’ni adres
göstermekte. Ancak bu işlerin ağır aksak
yürüyeceği anlamına da geliyor. Bu
nedenle Komisyon kısa vadeli önerileri çerçevesinde harekete geçerek denetim,
yaptırım ve bildirimlerinin standardizasyona başlamış durumda.
Zeytinci
olmayan Üye Devletler’in konumunu kaliteye evet, ama aşırı düzenlemeye hayır şeklinde
özetlemek mümkün. Önerilere en çok
itirazın HORECA sektöründen geldiği ve bunun sonucu olarak Komisyon’un Mayıs
ayında ambalajlara ilişkin önerisini geri çekmek zorunda kaldığını da
belirtelim. Tartışmanın boyutunu anlamak
için Birleşik Krallık Başbakanı David Cameron’un bu gelişme üzerine
memnuniyetini dile getirerek “Bu Avrupa’nın tartışmaması bile gereken türden
şeylerin tam örneği.” açıklamasını yaptığını söylemek kafi gelecektir sanırım.
AB
siyasetinin ilginç bir yönü bu:
Zeytinyağına ilişkin teknik düzenlemeler dahi üst düzey siyasal
polemiklere kapı açabiliyor. Eylem
Planı’nın çıkış noktası da Tarım ve Kırsal Kalkınma Komisyoneri Dacian
Cioloş’un zeytinci Üye Devletleri memnun etme arayışı değil miydi zaten?
Yorumlar
Yorum Gönder