KRİZDEN ÇIKIYOR MUYUZ, YOKSA BOŞUNA MI TARTIŞIYORUZ?

2009 yılında Optik ve Optometri 2009 (9)'da yayımlanan bir yazım

Eylül ayı İstanbul’da yağmurlu başladı.  Güneşli bir gün beklentisiyle yataktan kalkanlar kapalı hava karşısında şaşırdı, bulutlar kendini saldığında yazlık kıyafetleriyle, şemsiyesiz korunaksız yakalananlar az sayılmazdı.  Sonbahar gelişini erkenden belli etmişti.

Aynı şeyi krizden çıkış için söylemek zor.  Dünya ve Türkiye önümüzdeki aylarda bir yılı aşkın bir süredir pençesinde kıvrandığı ekonomik krizden sıyrılıp çıkabilecek mi, henüz kesin bir yanıt vermek mümkün değil.

Elbette her inişin bir çıkışı var.  Ancak söz konusu olan ekonomi oldu mu çıkışın mukadder olduğunu bilmek yetmiyor.  İşin zamanlaması var, şekli şemali var, bazı göstergeler düzelirken diğerlerinin olduğu yerde sayması, hatta tersine gitmesi ihtimali var...  Kısacası çıkış denilen bir değil, bin türlü.

Hal böyle olunca ekonominin gidişatını kestirmek için bakılan göstergeler de çeşit çeşit oluyor.  Özellikle finansal piyasaların daha derin, ekonomik ve mali verilerin daha bol olduğu gelişmiş ülkelerde durum böyle.  Uluslararası bakır piyasasındaki vadeli işlemler, tedarik zinciri ve satınalma yöneticilerinin durum ve tutumlarını yansıtan PMI (İngilizce Purchasing Managers Index), muhtelif kuru dökme hammadde sevkiyatları için verilen navlun fiyatlarını kapsayan Baltık Kuru Yük Endeksi, ticaretin finansmanının kompozisyon değişiklikleri…  Daha nice gösterge saymak mümkün.  Başlı başına bir yazı konusu bile olabilirler.

Ekonomi yeşil mi kahverengi mi?

Ne yazık ki veriden bilgiye geçmek her zaman kolay olmuyor.  Eldeki rakamlar farklı yönlere işaret ediyor, sık sık güncellenen istatistikler kriz ortamında güveni sağlayacağına belirsizliği besliyor, olumlu gözüken gelişmeleri biraz kazıyınca altında karmaşık tablolar çıkıyor.

Belki de en önemlisi işin içine yorum farkı giriyor.  Ekonomi bir bilim olmasına bilim, ekonomik olaylar ve olguların çoğu da somut rakamlara dökülüyor.  Gel gelelim uygulamada her bilim bir zanaat.  Üstelik ekonomistler ve piyasa yorumcularının ideolojik eğilimleri, kuramsal yaklaşımları, kullandıkları  kavramsal ve nicel modeller, hatta karakterleri bile (Kimisi hep daha iyimserdir, kimisi her daim kötümser.) değerlendirmelerine yansıyor, geleceğe bakışlarını farklılaştırıyor.  Sonuç olarak bazıları için canlı ve heyecanlı bir tartışma ortamı, diğerleri için bilgi kirliliği veya kuru gürültü çıkıyor ortaya.

Mevcut küresel kriz ile bu durum had safhaya ulaşmış durumda.  Krizin devam ettiği konusunda herkes mutabık.  Ancak bazılarına göre çıkış başlamış durumdayken diğerlerine göre olumlu gelişmeler ya sabun köpüğü ya da olumsuzluklara ağır basmaktan daha çok uzaklarda.

Krizin dünya tarihine mâl olan boyutları sağolsun, bu tartışmalar uluslararası ekonomi jargonuna yeni deyimler kazandırmış durumda.  Olumlu addedilen gelişmelere “yeşil filizler” (İngilizce green shoots) deniliyor.  Olumsuz olanlara ise “kahverengi otlar”, daha doğrusu “kahverengi yabani otlar” (brown weeds).  Internette bu iki deyimi bir araya getiren onlarca, yüzlerce başlığa ulaşmak mümkün.

Ya bizde durum nasıl?

Bize gelince:  Son günlerde yeşiller ağırlık kazanmış gözüküyor.  Hem göstergeler bazında hem de yorumcular cephesinde.  Yemyeşil boy atmış filizler değil, uç veren yeşillikler söz konusu daha ziyade.  Zira rakamlar ve değerlendirmeler mutlak bir iyileşmeden ziyade, kötü gidişatın sona erdiğine işaret ediyor.  En azından küresel krizin doğrudan etkileri karşısında dibi görmüş, geçirmiş olduğumuzu tahmin ediyoruz.

Tabi kahverengiler de meydanı boş bırakmıyor.  Ne de olsa mühimmatları az sayılmaz.  İhracat düşük seyretmeye devam ediyor, Tüketici Güven Endeksi (Temmuz ayı itibariyle) yine boyun kırıyor, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nden gelen olumsuz istihdam rakamları dış dinamikler konusunda soru işaretleri yaratıyor vb.

Peşinen söylemek gerekirse bu yazının rengi de kahverengiye çalacak.  Evet, dibi görmesine gördük gibi;  ama bu durumumuzun iyileştiği ya da düzeleceği anlamına gelmiyor tek başına.  Akılda tutulması gereken birkaç gerçek var.

Kahverengi gerçekler

Her şeyden önce belirtmek gerekir ki tüm “teğet geçme” söylemlerine ve gündem oyunlarına rağmen küresel krizin en azından Avrupa çapında, en şiddetli etkilediği ülkelerden biri olduğumuz gerçeği değişmemiş durumda.  Dolayısıyla yaşanan toparlanmanın göreceli etkisi zayıf kalıyor, kaybedilen mevzilerin geri kazanılmasına henüz yeterli olmuyor.

Ayrıca bazı olumlu gelişmelere biraz daha yakından bakınca işin rengi değişiyor.  Örneğin özel tüketim vergisi indirimi sayesinde patlayan binek aracı satışlarının kısa vadede yerli üretimden ziyade ithalata faydalı olduğu, yani kamunun vergi gelirlerinden yapılan fedakarlıkla ülkemizin işçileri yerine çokuluslu şirketlerin menfaatlerinin korunduğu ortaya çıkıyor!

 


Bir başka örnek:  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 10 Ağustos tarihinde Haziran 2009 dönemine ilişkin Aylık Sanayi Üretim Endeksi verilerini açıkladı.  Endeks bir önceki yılın aynı ayıyla karşılaştırıldığında neredeyse % 9,7 oranında düşmüş olmakla beraber Mayıs ayına göre % 7,3 artmıştı.  Şekilden görüldüğü üzere artış eğilimi bir süredir de devam ediyordu.  Bu “yeşil filiz” birçok kimse tarafından son derece olumlu karşılandı.

Derken TÜİK 31 Ağustos’ta mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış Aylık Sanayi Üretim Endeksini de açıkladı.  Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış göstergeler yayınlanması TÜİK’in Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ile birlikte yürüttüğü yeni bir uygulama.  Henüz Mayıs ayında ve şimdilik Aylık Sanayi Üretim Endeksi ile başlamış durumda.

Ekonomide mevsim etkisi veya mevsimsellik - adı üstünde - farklı mevsimlerin makroekonomik göstergeler üzerinde etkili olması anlamında kullanılıyor.  Yazın meyve-sebze fiyatlarının düşük olması, inşaat ve turizm sektörlerinin canlanması, sonbaharda okul, kışın yakacak harcamalarının artması gibi.  Takvim etkisi ise çalışılan gün sayısının aydan aya değişmesinden kaynaklanıyor.  Şubat ayı her daim daha kısa, ulusal bayramların denk geldiği günlere göre tatil günü sayısı artıp azalıyor, ay yılına göre belirlenen dini bayramlar ise tatil günlerin yıl içinde dağılımını değiştiriyor.  Bu durum özellikle üretimi, büyümeyi etkiliyor.

Anlaşılacağı üzere mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış göstergeler ekonominin gerçek gidişatını ortaya koyuyor.  Aylık Sanayi Üretim Endeksi özelinde bakacak olursak şekilden açıkça görüldüğü üzere ortada henüz yeşil bir filiz yok.  2008 yılında küresel krizin Türkiye’yi vurması ile çöken sanayi üretiminin yılın başından beri aynı seviyelerde bulunduğu anlaşılıyor.  Kısacası sevinmek için daha erken. 

 Dahası da var

Başta dediğimiz gibi küresel kriz bir gün gelecek, geçip gidecek.  Peki sa sonra?  Küresel krizin ulusal ekonomi üzerinde uzun dönemli, daha kalıcı etkileri olacak mı?

Olacağa benzer.  Zira 2006 yılından beri ağır ağır bozulmakta olan kamu mali disiplini kriz ile birlikte yerle bir olmuş durumda.  Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın 2009 yılı Mayıs-Haziran aylarını kapsayan son Mali İzleme Raporu’nda yer alan, faiz dışı fazlanın cari fiyatlarla gelişimine ilişkin aşağıdaki grafik bu gerçeği gözler önüne sermeye yeterli.  Görüldüğü üzere Türkiye 2009’da yıllardır ilk kez faiz dışı açık veriyor.

 Cari Fiyatlarla Faiz Dışı Fazla




2009 yılı maliye politikasının ilkeleri ve ciddiyeti açısından trajedik geçmiş, son günlerde dile getirilen mali kural “açılımıyla” trajikomik aşamaya gelmiş halde.  Bu durumun canımızı uzun vadede sıkmaması, kamunun borç yönetimini zora sokarak halkımızı daha büyük bir maliyetle karşı karşıya bırakmaması imkansız.

Eğer faizler çoktan yükselmemiş ise bunu TCMB’nin izlediği politikalara borçluyuz.  Özellikle de piyasayı likit tutmasına.  Ancak yine unutmamak lazım ki Merkez Bankası’nın bu politikası esasında finansal krize karşı alınmış bir önlem.  Krizden çıkış ile birlikte para politikası tekrar sıkılaşacak.

Zira Türkiye çift hanelere komşu enflasyon sorununu atlatmadı, sadece kriz ile birlikte rafa kaldırdı.  Yüksek cari açık sorunu için de aynı şey geçerli.  Krizin etkileri geçerken, yani ekonomi canlanır, ithalat tekrar artarken bu yapısal sorunlar da geri dönecek.  Ve çözüm bekleyecek.

Bozulan kamu maliyesi, çözülmemiş sorunlar;  üzerine bir de kıran kırana geçecek olan bir genel seçim gelince ekonominin yakın gelecekte iyice zora gireceğini kestirmek güç değil.

Yeşil filizler var belki, ama bahçeyi kahverengi otlar bürümüş durumda.  Krizden çıkıyor muyuz, diye tartışmak boşuna gözüküyor bu manzara karşısında. 


Yorumlar

Popüler Yayınlar