Türkiye-UZK İlişkilerinden Çıkan Dersler (I)

2010 yılında Z&Z Akdeniz Kültürü Dergisi (4) 19'da yayımlanan bir yazım

Merhaba Zeytindostları!

Sayıları az da olsa yazılarımı merakla takip eden Z&Z okurları var.  Tabi bunların başında dergimizin editörü Özgür Bilgeoğlu geliyor.  Nasıl merak etmesin?  Bugüne kadar tek bir yazıyı zamanında kaleme almışlığım, bir kez olsun aradığında yerinde olmuşluğum yok.  Baskıya beş kala anca yetişiyor benim satırlar.  Üstelik az buz değil, üç, bazen dört sayfa yer tutuyor.  Olur da yazımı tamamlayıp gönderemezsem bir şekilde doldurulması gereken sayfalar bunlar.  Çıldırmak işten değil anlayacağınız!

Neyse ki Özgür Hanım iyi niyetli bir insan, sabırla beklemesini biliyor beni.  Elbet ki bir editör olarak sadece o kadarla da yetinmiyor.  Her sayıdan önce bir konuşuyor, ele alınacak konular hakkında görüş alışverişi yapıyoruz.  Nitekim Zeytinde Dünyaya Bakış köşesinde geçen sayıda işlediğim konuyu kendisine borçluyum.

Malumunuz Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 1 Aralık 2009 tarihinde kabul edilen 2005 Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytin Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair 5929 sayılı Kanun 10 Aralık 2009 tarih ve 27428 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.  Peki, yürürlüğe girdi de ne oldu?  Türkiye’nin Uluslararası Zeytin Konseyi’ne (UZK) tekrar üyeliği gerçekleşmiş miydi, Haziran 2010’daki dönem toplantısında temsil edilecek miydik?

Özgür Hanım’dan sektörde bu konuda kafaların karışık olduğunu duyunca hemen sarıldım kaleme, “UZK’ya Gerçekten Geri Döndük mü?” diye bir başlık attım.  Yazıda Türk hukukunda uluslararası anlaşmalara dair onay ve katılım usulünü, 2005 Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytin Anlaşması örneği üzerinden açıklamaya çalıştım.  Kısaca hatırlatmak gerekirse iş bu konuda kanunun yayımlanmasıyla bitmiyordu.  Anlaşma’ya katılımın Bakanlar Kurulu tarafından bir kararname aracılığıyla kabul edilmesi gerekiyordu.  Üyeliğin fiiliyata geçirilmesi ise diplomatik yazışmalara kalıyordu.

Beklenmedik Tepkiler

Dediğim gibi bu yazıyı konuyla ilgili olarak kafalar netleşsin diye kaleme almıştım.  Ancak tam tersi oldu, hiç beklemediğim tepkiler aldım.  Zeytinyağı sektöründen bir tanıdığımla karşılaştık, “O halde bizim hala UZK’ya geri dönmeme riskimiz var.” diyordu.  Araştırma camiasından bir e-postada ise “Bu hükümet döneminde olur mu acaba?” sorusu geliyordu.  Anlaşılan benim yazı soruları yanıtlamaktan ziyade endişe yaratmıştı!

Neyse ki oturup bir daha düşününce aslında bu tür tepkilerin normal olduğunu farkettim.  Türkiye’nin UZK’ya yeniden üyeliği yıllardır tartışılıyor, konuyla ilgili ard arda toplantılar yapılıyor, ancak süreç hep bir yerlerde tıkanıyordu.  Üstelik UZK’ya geri dönüş için gerekli başvurunun yapılmasının üzerinden beş yıldan uzun bir süre geçmişti.  Sürecin yıllar boyunca bakanlık koltuğunda oturan bir şahıs tarafından engellendiği de bilinen bir gerçekti.  Hal böyle olunca UZK’ya geri dönüş için bir kanun yayımlanmasının yeterli olmadığını okuyanların zihninde soru işaretleri oluşması gayet normaldi.  Ya Bakanlar Kurulu’ndan yine bir itiraz sesi yükselir, süreç yine tıkanırsa ne olacaktı?

Neyse ki böyle bir şey olmadı.  Yazımda gerekli kararnamenin zamanlaması konusunda “Kanun’un yayımlanma tarihinden itibaren iki - üç aylık bir süreden bahsediyoruz.  Tabi herhangi bir sorun çıkmadığı, örneğin bir siyasal kriz nedeniyle işlerin gecikmediği varsayımı altında.” demiştim.  Nitekim 2005 Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytin Anlaşmasına Katılmamız Hakkında Karar Bakanlar Kurulu’nun 2010/113 sayılı Kararına ekli olarak 20 Şubat 2010 tarih ve 27499 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 

 Türkiye artık resmen UZK’ya yeniden üye.

 Ve İşte Beklenen Tepki

“UZK’ya Gerçekten Geri Döndük mü?” başlıklı yazıma beklemediğim tepkilerin yanı sıra olması gereken tepkiyi de aldım.  Yazıya şöyle bir göz atan bir mesai arkadaşım “Allah Allah.” dedi ve sordu:  “Niye ayrılmıştık ki?  Türkiye zeytincilikte önemli bir ülke demiyor muydun sen?”

Sahi neden ayrılmıştık UZK’dan?  Evde, yavaş yavaş temizlemem gereken zeytincilik arşivime göz attığımda elimde konuyla ilgili birçok belge olduğunu gördüm:  Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın, hatta Dışişleri Bakanlığı’nın yazıları, Tariş adına hazırlanmış raporlar, gazete ve dergi haberleri...  Belgesel hazırlamaya yetecek kadar malzeme.

Ancak bu meseleyi kuru kuru anlatmak, gelişmeleri kronolojik olarak sıralamakla yetinmek pek istemiyorum.  Bunun yerine belli başlı gelişmelere değinip bu süreçten dersler çıkartmaya bakmalı.  Tabi UZK’dan neden ayrıldığımız sorusuna geçmeden önce üyelik dönemine kısaca bir göz atmak gerekiyor.

Maziye Bakınca

Hatırlanacak olursa UZK 1956 yılında kurulmuş bir örgüt.  O dönemde adı Uluslararası Zeytinyağı Konseyi.  Türkiye örgütün kurucu üyeleri arasında bulunmuyor.  1963 yılında üye oluyor.  Bu durum dönemin Türk makamlarının UZK faaliyetlerini belirli bir süre dışarıdan takip ettikten sonra Türk zeytinciliği için faydalı bulduklarına işaret ediyor.

Nitekim haksız çıkmıyorlar.  UZK üyeliği Türkiye’de zeytinciliğin teknik anlamda ilerlemesine büyük katkıda bulunuyor.  Konsey tarafından düzenlenen eğitim faaliyetleri sayesinde Türkiye’de budama ve organoleptik değerlendirme gibi konularda uzman personel yetişiyor.  Eğitimlerden özellikle Bornova Zeytincilik Araştırma Enstitüsü ve Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği faydalanıyor.  Buna karşılık çoğu kimseye göre Türkiye’nin UZK olanaklarından tam anlamıyla yararlandığını söylemek mümkün değil.

Resmi Bir Belge

Peki, madem faydasını gördük neden ayrıldık UZK’dan?  Konuyla ilgili nedenleri ikiye ayırmak mümkün:  Resmi belgelere yansıyanlar ve yansımayanlar.

Yansıyanlardan başlayalım.  Bunun için öncelikle resmi bir belgeye atıfta bulunmak lazım haliyle.  Dış Ticaret Müsteşarlığı Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği’nin İhracat Genel Müdürlüğü’ne 9 Aralık 1997 tarih ve 10/84 sayılı yazısını seçtim bu amaçla.  Bakın bu yazıda neler söyleniyor (Yazım hatalarına dokunmuyorum.):

“Müsteşarlığınızın ilgi (1)’de kayıtlı yazılarında UZK’nın 1998 yılı bütçesinde yüzde 4.07 civarında bir artışın sözkonusu olduğundan bahisle, bu konudaki Birliğimiz görüşünün bildirilmesi talep edilmiş, ilgi (2)’de kayıtlı cevabi yazımızda ise bu konuya atfen ülkemizin UZK’nden bütçesine katkımız oranında yararlanamadığı, ayrıca katkı payımızın Türkiye için giderek artan bir yük olarak görüldüğü arz edilmiştir.

Konu, son yıllarda UZK ile yürütülen ilişkilerimiz çerçevesinde Yönetim Kurulumuzca bir kez daha ele alınmış ve ilgi (3)’te yeralan yazımızda vurgulanan konularla ilgili bugüne kadar olumlu bir gelişmenin kaydedilmediği hususu gözönünde bulundurulduğunda, UZK üyeliğinden çekilmemiz halinde

a)  İhracat sektörümüz açısından herhangibir önemli sakıncanın olmayacağı kanaatının hasıl olduğu,

b)  Konunun varsa siyasi yönünün ilgili mercilerce değerlendirilmesinin daha uygun olacağı,

c)  Üyelikten çekilme durumunda ‘gözlemci’ sıfatı ile gerekirse UZK tarafından yayınlanan bilgi ve belgelerin temin edilebileceği, hatta önemli görülen Genel Kurullara yine ‘gözlemci’ sıfatıyla iştirak edilebileceği,

d)  UZK’nın yürüttüğü tanıtım faaliyetlerini daha etkin bir biçimde ve sadece Türk zeytinyağları için yapmamızın mümkün olabileceği,

e)  Netice olarak, üyelikten çıkılmakla tasarruf edilebilecek 500 bin $ üzerindeki meblağın, Müsteşarlığımızın koordinasyonu çerçevesinde, eğitim, AR-GE ve tanıtım faaliyetlerine harcanabileceği,

hususlarındaki önerilerimizin Müsteşarlıklarının tensip ve takdirlerine arzı Yönetim Kurulumuzca kararlaştırılmıştır.”

Yazıya bir de not düşülmüş:  “Tariş Zeytin ve Zeytinyağı TSKB temsilci Bülent ÖZESEN bu karara muhalif kalmıştır.”

Bir not da ben düşeyim:  İlgi (3)’te kayıtlı yazı 25 Ağustos 1992 tarihli, sekiz sayfalık oldukça ayrıntılı bir görüş.  Yani Ege İhracatçı Birlikleri 1990’lı yıllar boyunca Türkiye’nin UZK üyeliğine karşı çıkmış.  Günümüzde bu tutum çoktan değişmiş durumda.  Hepimizin takip ettiği gibi Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği UZK’ya dönüş yolunda büyük çaba göstermiş bulunuyor.

Telaffuz Edilmeyen Nedenler

Gelelim resmi belgelere, en azından elimizdeki yazışmalara yansımayan nedenlere.  Bunların başında Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği’nin alıntıladığımız yazısında üstü kapalı şekilde değinilen “siyasi yön” var.  Bu da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Konsey’e üyeliğinin kabul edilmesi.

Üzerinde çok durulan bir diğer mesele ise Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne yönelik, zeytinyağına uygulanan gümrük vergilerinin aşağı çekilmesi ve Topluluk içerisinde yaşayan Türk vatandaşları için gümrüksüz zeytinyağı kotası tahsisi gibi taleplerinin Konsey toplantılarında yanıtsız kalması.

Duyduğum kadarıyla Türkçe’nin Konsey’in resmi dili olmaması, Konsey’de yeteri kadar Türk personel çalıştırılmaması ve yaşanan bazı kişisel anlaşmazlıklar gibi ele almaya değmeyecek nedenler de sürülmüş ortaya.  Tüm bunların sonucunda ise 22 Mayıs 1998 tarih ve 23349 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 98/10956 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye UZK üyeliğinden ayrılmış.

Değerlendirme Zamanı

Nedenleri sıraladık, sıra geldi değerlendirme yapmaya.  İşe öncelikle ihracatçıların cephesinden bakmak lazım.  Ege İhracatçıları Birlikleri neden Türkiye’nin UZK’dan ayrılmasını talep etti, Dış Ticaret Müsteşarlığı neden geri dönmesine direndi?  Bu sorulara cevaben söz konusu kuruluşların dar görüşlü şekilde hareket ettiğini söyleyebiliriz, ancak fazla kolaya kaçmak olur bu.  Doğru cevap Türkiye’nin dar görüşlü hareket ettiği!

Zira UZK ile ilişkilerin en başından Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın uhdesinde bırakılması bir hataydı.  Müsteşarlık ve onun uzantısı olarak Ege İhracatçı Birlikleri UZK’nın faaliyetlerine ihracat üzerinde doğrudan bir etkisi olup olmadığı açısından bakıyor, ihracatı ise ülkenin rekabet gücü değil, gümrük kapılarındaki işlemler aracılığıyla ölçüyordu.  Oysa dergimizin 15’inci sayısında yayınlanan “Uluslararası Zeytinyağı Konseyi Nedir, Ne Değildir?” başlıklı yazımda açıkladığım üzere UZK gibi uluslararası emtia örgütlerinin temel amacı uluslararası ticaretin geliştirilmesi olmakla beraber bu doğrultuda faaliyet gösterdikleri alan üretim, sanayileşme ve pazarlamaya yönelik ulusal politikaların koordine edilmesi ve ticaret akımlarının istikrara kavuşturulması.  Yani ihracatla doğrudan değil, dolaylı olarak ilgili faaliyetler.  Bu durumda görevin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nda olması, hatta Devlet Planlama Teşkilatı tarafından koordine edilmesi çok daha uygun düşecekti.  Nitekim yeni dönemde UZK ile ilişkiler artık Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın görevleri arasında yer alacak (Bu seçimin ne kadar isabetli olduğu ise ayrı bir yazının konusu.).

Dış Ticaret Müsteşarlığı’nı bir tarafa bırakıp Ege İhracatçı Birlikleri’nin durumuna bakacak olursak daha da anlayışlı olmak mümkün.  Zira Türkiye’nin UZK’ya katkı payı bu kuruluşun cebinden çıkıyordu.  Oysa belirttiğimiz üzere UZK’nın faaliyetleri daha ziyade üretim açısından faydalıydı.  İhracatçılar ve müstahsillerin menfaatlerinin her zaman çakışmadığını söylemeye ise gerek bile yok.

Buna karşılık ihracatçıların UZK’dan ayrılmanın “faydaları” konusunda yanıldığını gayet net bir şekilde söyleyebiliriz.  Tasarruf edilen 500.000 USD’lik tutar herhangi bir şekilde sektöre dönmediği gibi bir Zeytin ve Zeytinyağı Tanıtım Grubu ancak dokuz yıl sonra kurulabildi.  Üstelik Türkiye’nin öne sürdüğü tanıtım gerekçesi Avrupa Birliği’nin UZK’nın promosyon fonuna gönüllü katkısını kesip Avrupa menşeli zeytinyağlarına özel tanıtım programları oluşturmasının nedenleri arasında yer aldı.  Yani tanıtım gerekçesi geri tepti.  “Gözlemci” sıfatı ile UZK tarafından yayınlanan bilgi ve belgelerin teminin gerçekleşmediğine ise ilk elden şahit oldum.  Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği UZK’ya gözlemci olmuş, dönem raporlarını temin ediyor, rica karşılığında dağıtıyordu.

Diğer konulara gelecek olursak...  Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak katıldığı tüm uluslararası örgütlerden çekilmeye kalkacak olursa kendi kendini izole etmiş olur.  Hatırlatmak gerekirse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanıyan tek ülke Türkiye, dünyanın geri kalanı için Rum Yönetimi Kıbrıs Cumhuriyeti’dir.  Ayrıca Rum Yönetimi UZK’ya kim tarafından üye alınmıştır, o dönemde Türkiye’nin Konsey’deki temsilcileri ne yapmıştır insan merak ediyor doğrusu.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne yönelik taleplerini neden UZK’da dile getirdiği ise ayrı bir merak konusu.  Zira Brüksel ile Ankara arasında ikili ticari ilişkilerin görüşülmesi için özel mekanizmalar zaten bulunuyor, en başta Ortaklık Konseyi.  UZK’nın Birlik’in uyguladığı gümrük vergileri ve kotalar üzerinden herhangi bir yetkisi yok.  Bu vesileyle sektörü yıllarca oyalayan “Türk vatandaşları için gümrüksüz zeytinyağı kotası” fikrininin dünya ticaret tarihinde emsali bulunmayan, trajikomik bir öneri olduğunu da söylemeyi ihmal etmeyelim.

İşin en acı tarafı şu ki Türk makamları tarafından ne bu talepler ne de UZK’ya yönelik diğer şikayetler konusunda Konsey’in İcra Sekreterliği’ne tek bir yazı bile yazılmamış olduğundan ihracat camiasının bu konularda doğru bilgi alması da mümkün olmamış.  Bu tespiti yapan ben değilim, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 2003 yılında UZK ile yaptığı temaslar sonucunda saptanan bir durumdan söz ediyorum.  Arada bir sektörün yazılı kültürünün zayıf olması konusunda getirdiğimiz eleştiriler boşuna sayılmaz anlayacağınız.

Çıkan Dersler:  Varan Bir

Bütün bu açıklamaları yaptıktan sonra ilk derslerimizi de çıkartalım isterseniz.

Ders 1:    Uluslararası ilişkiler doğru kurumlar tarafından yürütülmelidir.

Ders 2:    Fayda ve maliyet analizleri olasılıklar değil, gerçekler temel alınarak yapılmalıdır.

Ders 3:    Teknik konular siyasallaştırılmamalıdır.

Ders 4:    Talepler doğru platformlarda usulüne uygun şekilde yerine getirilmelidir.

* * *

 Türkiye’nin UZK’dan ayrılmasının nedenlerini elimizden geldiği kadar inceledik.  Hikayenin devamı, yani geri dönüş yolunda yaşananlar önümüzdeki sayıda.

Yorumlar

Popüler Yayınlar