Türkiye-UZK İlişkilerinden Çıkan Dersler (II)
Merhaba
Zeytindostları!
Bildiğiniz
üzere Zeytindostu Derneği Üçüncü Olağan Genel Kurulu 6 Mayıs tarihinde
gerçekleşti. Ege İhracatçı
Birlikleri’nde düzenlenen toplantı sonucunda Derneğimizin Denetim Kurulu
üyeliğine ikinci kez seçilmiş bulunuyorum.
Göstermiş oldukları güvenden dolayı Derneğimizin tüm üyelerine bu vesile
ile teşekkür etmek isterim.
Öte
yandan bir de itirafta bulunmam gerekiyor:
Zeytinde Dünyaya Bakış köşemi
yazmak üzere – her zamanki gibi oldukça gecikmiş olarak – bilgisayarın başına
geçtiğimde, geride bıraktığımız iki yıllık döneme ilişkin denetim raporlarının
kendime düşen kısmını eksik kaleme aldığımı farkettim. Malumunuz, birkaç sayıdan beri Uluslararası
Zeytin Konseyi, kısa adıyla UZK üzerine yazıyorum. Bu sayıda da Türkiye’nin UZK üyeliğine geri
dönüş yolunda yaşananları yorumlayacağım.
İşte bu sayede aklıma geldi:
Zeytindostu’nun bu amaç uğruna gösterdiği çabalara denetim raporlarında yer
vermemiştim.
Hemen
giderelim bu eksikliği: Yönetim
Kurulumuz, Derneğimizin kuruluşundan beri Türkiye’nin UZK üyeliğine geri
dönmesi gerekliliğini yer aldığı tüm platformlarda güçlü bir sesle dile
getirmiş bulunuyor. Dernek tüzüğünde yer
alan amaçlar ve bu amaçları gerçekleştirmek üzere uygulanacak faaliyetlere
tamamen uygun olan bu tavır, hiç kuşkusuz ki, Türkiye’nin 20 Şubat 2010
itibariyle UZK’ya yeniden üye olmasına önemli bir katkı sağlamış durumda. Dolayısıyla Zeytindostu’nun amaçlarına
yönelik olarak etkin şekilde faaliyet gösterdiği bir kez daha teyit edilmiş
oluyor.
Geri Dönüş Süreci Ayrılıkla Başladı
Peki,
20 Şubat 2010’a nasıl geldik, UZK üyeliğine geri dönüş yolunda neler yaşadık?
Geri
dönüş sürecinin UZK’dan ayrılıkla birlikte başladığını söylemek abartı
olmaz. Geçen yazımızda ele aldığımız
ayrılma nedenlerini kısaca hatırlatmak bu konuda açıklayıcı olacaktır. UZK’dan ayrılık kararı 1998 yılında Dış
Ticaret Müsteşarlığı tarafından, zeytin ve zeytinyağı ihracatçılarının desteği
ile verilmişti. Müsteşarlık ve
ihracatçılar UZK’nın faaliyetlerinin dış satım açısından faydalı olmadığını
düşünüyor, verilen aidatı fazla buluyordu.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin UZK’ya üye kabul edilmesi ve Avrupa Birliği’nin
Türkiye’nin zeytinyağı kotası taleplerine olumlu yaklaşmaması gibi aslında
Konsey’le ilgisi olmayan meseleler de gündemdeydi.
Ege
Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği çatısı altında o dönemde Türkiye’nin
UZK’dan ayrılmasına sadece Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği karşı çıkmıştı. Bu da hiç şaşırtıcı değildi. Konsey’in teknik yardım faaliyetlerinden,
yani eğitim ve ziyaretlerden özellikle Tariş ile Bornova Zeytincilik Araştırma
Enstitüsü faydalanıyordu. Tariş’te
görevli uzmanlar eğitimlerde öğrendikleri bilgi ve yöntemleri ar-ge çalışmaları
çerçevesinde birlik üyesi zeytincilere aktarıyordu.
Ayrıca
diğer tarım satış kooperatifleri birlikleri gibi uzun yıllardır doğrudan devlet
kontrolü altında faaliyette bulunması ve seçimle iş başına gelen bir yönetimi
olması Tariş’in tacir değil, kamu kuruluşu refleksi göstermesine yol açıyordu. Aynı nedenden dolayı ihracatçı kesim ve
müstahsillerin menfaatlerinin ayrıştığı ya da böyle algılandığı noktada,
kendisi de bir ihracatçı olmasına rağmen Tariş’in konumu üreticiden yana oluyordu. Bir parantez açıp belirtelim ki tarım satış
kooperatifleri birliklerinin üreticiye gerçekten faydalı olup olmadığı,
mevzuatın getirdiği yapılanma ve yönetim anlayışı gibi nedenlerin bu
kuruluşların amaçlarına erişmesini engelleyip engellemediği gibi sorular
konumuz dışında kalıyor.
Tariş,
açıkladığımız nedenlerden dolayı, UZK’dan ayrılma kararına muhalefet etmekle
kalmayıp ayrılığın ilk gününden itibaren Türkiye’nin Konsey üyeliğine geri
dönmesi için aktif olarak çaba gösterdi.
Konsey’den ayrılığın bir hata olduğunu düşünen tek Tariş değildi
elbette. Birçok müstahsil, akademisyen,
hatta kamu görevlisinin kanaati de aynı yöndeydi. Ancak bunların hiçbirinin Tariş gibi bu amaç
uğruna çaba gösterecek kaynak ve imkanları yoktu. Tariş ne yaptı diye soracak olursanız,
kamuoyu yarattı, meseleyi resmi platformlara taşıdı ve Türkiye’nin Konsey’le
iletişiminin devam etmesini sağladı diyebiliriz. Birlik’te görevli olduğum 2002 ila 2006
döneminde bu çalışmaların bir kısmına bizzat katıldığım için konuya verilen
önem ve harcanan mesaiye birinci elden şahit olma imkanım oldu. Tabi bu çalışmaların Birlik’in pazarlama
işlevine de önemli bir katkısı olduğunu belirtmek gerek.
Konsey’de Gözlemcilik
“Üyelikten
çekilme durumunda ‘gözlemci’ sıfatı ile gerekirse UZK tarafından yayınlanan
bilgi ve belgelerin temin edilebileceği, hatta önemli görülen Genel Kurullara
yine ‘gözlemci’ sıfatıyla iştirak edilebileceği,”...
Ege
İhracatçı Birlikleri, Dış Ticaret Müsteşarlığı’na UZK’dan ayrılma yönünde görüş
verirken işte böyle yazmıştı. Ancak UZK
üyeliğinden çekilen Türkiye hükümetinin hemen akabinde gözlemci olarak
başvurması olacak iş değildi.
Dolayısıyla gözlemci sıfatının bir başkası tarafından üstlenilmesi
gerekiyordu. Fikir Ege İhracatçı
Birlikleri’nden çıktığına göre konuyla ilgili girişimin de bu kuruluş tarafından
yapılması beklenirdi. Uygun da
düşerdi. Ancak böyle olmadı.
UZK
ile ilişkileri sürdürmek ve Türkiye’nin geri dönüşü için çalışmaları koordine
etmek amacıyla Konsey’in dönem toplantılarına katılan Tariş, ortaya çıkan
boşluğu doldurma kararı aldı ve 2001 yılında başvurarak UZK’ya gözlemci kabul
edildi. Böylece UZK’nın tüm toplantı ve
görüşmelerine katılma, tüm rapor ve yayınlarını temin etme imkanına
kavuştu. Söz konusu belgeler, özellikle sofralık
zeytin ve zeytinyağı bilançoları ile dönemsel ekonomik raporlar sektörün büyük
ilgisini çekiyor, Tariş’e bu kaynaklara erişim için Ankara’dan bile telefonlar
geliyordu.
Tariş’in
ardından bir diğer tarım satış kooperatifleri birliği olan Marmarabirlik de 2002
yılında UZK’ya gözlemci oldu. Bu
tarihten itibaren birlikler Türkiye’nin UZK’ya dönmesi için birlikte hareket
etmeye başladı. Bu arada UZK da boş
durmuyor, Türkiye’nin saflarına dönmesi için hem gayri resmi hem de Sanayi ve
Ticaret Bakanı’na mektup gönderilmesi gibi resmi temaslar sürdürüyordu. Ancak Konsey’de başka gelişmeler de vardı.
UZK’da Reform
Türkiye’nin
Konsey’le ilgili bazı çekinceleri, örneğin üyelik aidatının yüksek olması
haksız sayılmazdı. Nitekim Konsey’in
başta Avrupa Birliği olmak üzere diğer üyelerinin de birtakım şikayetleri
bulunuyordu. Uluslararası örgütün
özellikle mali yönetimi konusunda şüpheler vardı. Hatta Avrupa Birliği’nin UZK’nın promosyon
faaliyetlerine sağladığı gönüllü mali desteğin çekilmesinin nedenlerinden
biriydi bu.
Sonuç
olarak Brüksel bastırdı ve Konsey’in İcra Sekreterliği görevini 1987 yılından
beri sürdürmekte olan İtalyan Fausto Luchetti 2002 yılında görevi bırakmak
zorunda kaldı. Yerine vekaleten
Konsey’in teknik departmanından sorumlu olan Ahmet Tusani getirildi. Ayrıca Konsey İcra Sekreterliği’nde önce
kapsamlı bir mali denetim, bunu takiben bir yeniden yapılanma gerçekleştirildi. Personel sayısı ve idari masraflar azaltıldı.
UZK
ayrıca 23 ila 25 Haziran 2003 tarihlerinde düzenlenen 88’inci Dönem
Toplantısı’nda 1986 tarihli Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytinler
Anlaşması’nın yerini alacak yeni bir anlaşmanın müzakere edilmesine karar
verdi. Konuyla ilgili çalışmalar 2004
yılı içinde tamamlanarak hazırlanan anlaşma taslağı Birleşmiş Milletler Ticaret
ve Kalkınma Konferansı’na iletildi. Köşemizde
daha önce ele aldığımız üzere birçok önemli değişiklik içeren yeni anlaşma 2005
yılında kabul edildi.
Bir Diplomatik Skandal
UZK’daki
reform çalışmaları Türkiye’nin örgüte dönmesi için doğru koşulları oluşturmuş
bulunuyordu. Nitekim bu amaçla yapılan
girişimler sonuçsuz kalmadı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda 5 Temmuz 2004
tarihinde konunun değerlendirilmesi amacıyla üst düzey bir toplantı
gerçekleştirildi. Dönemin Müsteşar Yardımcısı
Tuncer Kayalar’ın başkanlığında gerçekleşen toplantıya Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı da müsteşar yardımcısı düzeyinde
katılıyordu. Ayrıca İhracat Genel
Müdürlüğü, Ege İhracatçı Birlikleri ve Tariş temsil ediliyordu. Tariş’in arşivimde yer alan yazılarına göre
toplantıda söz alan tüm katılımcılar Türkiye’nin UZK’ya geri dönmesi gerektiği
hususunda hemfikirdi. Yalnız Ege
İhracatçı Birlikleri’nin bazı çekinceleri bulunuyordu. Hemen belirtelim ki söz konusu çekinceler UZK’da
gerçekleşen reform ve Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçı Birlikleri Yönetim
Kurulu Başkanlığı’na Ali Nedim Güreli’nin gelmesiyle tamamen ortadan kalktı.
Dış
Ticaret Müsteşarlığı’nda gerçekleşen bu toplantı sonuçsuz kalmadı. Tuncer Kayalar derhal harekete geçmek için
söz vermişti. Nitekim Müsteşarlık
UZK’nın 29 Kasım ila 2 Aralık 2004 tarihlerinde
düzenlenen 91’inci Dönem Toplantısı’na her zamanki gibi geniş bir heyetle
katıldı. Heyet başkanlığını yürüten
Müsteşar Yardımcısı Ömer Faruk Doğan bazı temaslarda bulunduktan sonra genel
kurul toplantısında söz alarak kısa bir konuşma yaptı. Konuşmayı görüntü kaydından deşifre ve
tercüme ederek raporlamak görevi de bana düştü.
Bakın Doğan neler demişti.
“Yeni
Anlaşma’yı incelemeye başladık. Tabii ki
aynı zamanda yeni anlaşmanın kendi ülkemizde otoritelerimizce de onaylanması
sürecine başladık.
Sayın
Başkan, Sayın İcra Direktörü bir kez daha UZK üyesi ülkelerle bu atmosferde
bulunmaktan aldığım zevki ve memnuniyetimi ifade etmek istiyorum. Dünya genelinde üretim teknikleri,
düzenlemeler ve ticaret dahil olmak üzere uluslararası faaliyetlerde bulunmak
üzere zeytin ve zeytinyağı sektörünü yeniden inşa etmek için ülkemizin Üye
ülkeler arasında yer almasını isterim.”
Konsey
genel kurulu bu konuşmayı alkışlarla karşıladı.
Zira Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti UZK’ya yeniden üye olmak için resmi
başvuru yapıyordu. Uluslararası örfi
hukuk açısından bu başvurunun yazılı değil, sözlü olmasının bir önemi
yoktu. Nitekim Konsey 91’inci Dönem
Toplantısı sonucunda Türkiye’ye gerekli prosedürleri tamamlaması için Haziran
2005’e, yani bir sonraki dönem toplantısına kadar süre tanındı.
Ancak
ne olduysa oldu, bu konuşmanın arkası gelmedi.
Hatta Dış Ticaret Müsteşarlığı konuyla ilgili olarak UZK’ya bilgi bile
vermedi. 92’nci Dönem Toplantısı’na
Türkiye’yi temsilen bir tek Tariş katıldı.
Konsey üyelerinin soruları karşısında açıklama yapmak zorunda kalan
Tariş temsilcisi Dr. Mustafa Tan kendisinin kamu görevlisi olmadığı, ancak her
ülkede olduğu gibi Türkiye’de de bürokratik prosedürlerin uzun zaman aldığı,
bundan kaynaklanan bir gecikme olduğunu tahmin ettiği mealinde bir konuşma
yaparak günü kurtarmak durumunda kaldı.
Türkiye
Cumhuriyeti uluslararası hukuk açısından kendisini bağlayan bir söz vermiş ve
bunu yerine getirmemişti. Daha kötüsü
konuyla ilgili bir açıklama bile yapılmamıştı.
İşte bu diplomatik bir skandaldı.
Zira verilen sözlerden, alınan kararlardan ulusal menfaatler
doğrultusunda caymak her zaman mümkündür.
Ancak diplomatik ilişkilerin bir adabı vardır. Örneğin Birleşmiş Milletler prosedürleri savaş
açarken bile yazılı bildirim yapılmasını öngörür.
Bakanın Anlaşılmaz Tutumu
Ancak
ne olduysa oldu, dedim ya yukarıda...
Aslında ne olduğu son derece açık.
Dış Ticaret Müsteşarlığı, Türkiye’nin UZK’ya dönmesine en üst düzeyde
destek verdiğine göre bunu ancak daha üst düzeyde bir kuvvet
engelleyebilirdi. Bu da Dış Ticaretten
Sorumlu Devlet Bakanlığı makamından başkası değildi. Kürşad Tüzmen UZK konusunu şahsi meselesi
haline getirmişti. Zira UZK’dan ayrılık
kararı kendi müsteşarlığı döneminde alınmıştı.
Bu
anlaşılmaz tutumun olumsuz sonuçlarına Avrupa Birliği’ne uyum çalışmaları
çerçevesinde de şahit olmuştum. 2004
yılında Dr. Mustafa Tan ile birlikte Avrupa Birliği Genel Sekreterliği
tarafından koordine edilen Topluluk Müktesebatının Üstlenilmesine Dair Ulusal
Program’ın hazırlık çalışmalarına katılıyorduk.
Avrupa Birliği’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar da Topluluk
müktesebatının bir parçasını oluşturur.
Dolayısıyla Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne uyum için Uluslararası
Zeytinyağı ve Sofralık Zeytinler Anlaşması’na taraf olması gerekiyordu. Yeni Anlaşma henüz kabul edilmemiş olduğundan
bunun için bir Bakanlar Kurulu Kararı yeterliydi. Ancak çalışmalara katılan Dış Ticaret
Müsteşarlığı temsilcisi Ulusal Program’ın zeytin ve zeytinyağına ilişkin
kısımlarında bu hükme yer verilmesine karşı çıktı. Yetkili kurum Müsteşarlık olduğundan yapacak
bir şey yoktu. Temsilcinin açıklaması
ise şu şekildeydi: “Bakan Bey UZK’nın
ihracata ne katkısı var diye soruyor.”
Sektör Birleşiyor
Türkiye’nin
2005 yılında hüsrana uğrayan UZK’ya geri dönüş süreci 2006’dan itibaren yeni
bir ivme kazandı. Bunda bir taraftan –
UZK’yı model olarak alan – Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin öte taraftan
Zeytindostu Derneği’nin kurulup örgütlenmesinin büyük payı vardı. Eskiden kooperatifler tarafından öne sürülen
görüşler artık tüm sektör adına dile getiriliyordu. E-gruplarda konuyla ilgili hararetli
tartışmalar yaşanıyor, UZK yöneticileri Vinolive ve Anatolive gibi sektörel
organizasyonlara davet edilerek kuruluşun tanıtılması sağlanıyordu. Konu günlük gazetelere bile taşınır olmuştu.
Ulusal
Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin bağlı olduğu Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
nezdindeki nüfuzu da meselenin Ankara’da sahiplenilmesini sağladı. Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanlığı’na
eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan’ın getirilmesi süreci
kolaylaştırdı. Milletlerarası
Münasebetlerin Yütürülmesi ve Koordinasyonu Hakkında 1173 sayılı Kanun altında
UZK ile ilişkilerin yürütülmesi görevi Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndan alınarak
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na verildi ve Dışişleri Bakanlığı tarafından
yeniden üyelik için gerekli girişimler başlatıldı.
Sonuç
olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi 2005 Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık
Zeytin Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanunu 1 Aralık 2009’da
kabul etti. Katılıma ilişkin Bakanlar
Kurulu Kararı da 20 Şubat 2010 tarih ve 27499 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylelikle
Türkiye UZK’ya resmen yeniden üye oldu.
Çıkan Dersler: Varan İki
Türkiye
– UZK ilişkilerinin ayrılık aşamasından dört ders çıkartmıştık geçen
sayıda. Ülkemizin Konsey’e dönüşünde de
çıkartılacak dört dersimiz var.
Ders 1: Uluslararası ilişkilerin ciddiyet ve adabına uygun şekilde
yürütülmesi gerekir.
Ders 2: Siyasette tek bir insan bile tıkanmaya neden olabilir. Önemli olan herkesin kazanılmasıdır.
Ders 3: İnanılan dava uğruna yılmadan çaba gösterilmesi şarttır.
Ders 4: Sektörün farklı kesimlerinin aynı dava uğruna birleşmesi ise
başarıyı sağlayacaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder