Türkiye-UZK İlişkilerinden Çıkan Dersler (II)

2010 yılında Z&Z Akdeniz Kültürü Dergisi (4) 19'da yayımlanan bir yazım, Zeytinde Dünyaya Bakış köşesi

Merhaba Zeytindostları!

 

Bildiğiniz üzere Zeytindostu Derneği Üçüncü Olağan Genel Kurulu 6 Mayıs tarihinde gerçekleşti.  Ege İhracatçı Birlikleri’nde düzenlenen toplantı sonucunda Derneğimizin Denetim Kurulu üyeliğine ikinci kez seçilmiş bulunuyorum.  Göstermiş oldukları güvenden dolayı Derneğimizin tüm üyelerine bu vesile ile teşekkür etmek isterim.

 

Öte yandan bir de itirafta bulunmam gerekiyor:  Zeytinde Dünyaya Bakış köşemi yazmak üzere – her zamanki gibi oldukça gecikmiş olarak – bilgisayarın başına geçtiğimde, geride bıraktığımız iki yıllık döneme ilişkin denetim raporlarının kendime düşen kısmını eksik kaleme aldığımı farkettim.  Malumunuz, birkaç sayıdan beri Uluslararası Zeytin Konseyi, kısa adıyla UZK üzerine yazıyorum.  Bu sayıda da Türkiye’nin UZK üyeliğine geri dönüş yolunda yaşananları yorumlayacağım.  İşte bu sayede aklıma geldi:  Zeytindostu’nun bu amaç uğruna gösterdiği çabalara denetim raporlarında yer vermemiştim.

 

Hemen giderelim bu eksikliği:  Yönetim Kurulumuz, Derneğimizin kuruluşundan beri Türkiye’nin UZK üyeliğine geri dönmesi gerekliliğini yer aldığı tüm platformlarda güçlü bir sesle dile getirmiş bulunuyor.  Dernek tüzüğünde yer alan amaçlar ve bu amaçları gerçekleştirmek üzere uygulanacak faaliyetlere tamamen uygun olan bu tavır, hiç kuşkusuz ki, Türkiye’nin 20 Şubat 2010 itibariyle UZK’ya yeniden üye olmasına önemli bir katkı sağlamış durumda.  Dolayısıyla Zeytindostu’nun amaçlarına yönelik olarak etkin şekilde faaliyet gösterdiği bir kez daha teyit edilmiş oluyor.

 

Geri Dönüş Süreci Ayrılıkla Başladı

 

Peki, 20 Şubat 2010’a nasıl geldik, UZK üyeliğine geri dönüş yolunda neler yaşadık?

 

Geri dönüş sürecinin UZK’dan ayrılıkla birlikte başladığını söylemek abartı olmaz.  Geçen yazımızda ele aldığımız ayrılma nedenlerini kısaca hatırlatmak bu konuda açıklayıcı olacaktır.  UZK’dan ayrılık kararı 1998 yılında Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından, zeytin ve zeytinyağı ihracatçılarının desteği ile verilmişti.  Müsteşarlık ve ihracatçılar UZK’nın faaliyetlerinin dış satım açısından faydalı olmadığını düşünüyor, verilen aidatı fazla buluyordu.  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin UZK’ya üye kabul edilmesi ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin zeytinyağı kotası taleplerine olumlu yaklaşmaması gibi aslında Konsey’le ilgisi olmayan meseleler de gündemdeydi.

 

Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği çatısı altında o dönemde Türkiye’nin UZK’dan ayrılmasına sadece Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği karşı çıkmıştı.  Bu da hiç şaşırtıcı değildi.  Konsey’in teknik yardım faaliyetlerinden, yani eğitim ve ziyaretlerden özellikle Tariş ile Bornova Zeytincilik Araştırma Enstitüsü faydalanıyordu.  Tariş’te görevli uzmanlar eğitimlerde öğrendikleri bilgi ve yöntemleri ar-ge çalışmaları çerçevesinde birlik üyesi zeytincilere aktarıyordu.

 

Ayrıca diğer tarım satış kooperatifleri birlikleri gibi uzun yıllardır doğrudan devlet kontrolü altında faaliyette bulunması ve seçimle iş başına gelen bir yönetimi olması Tariş’in tacir değil, kamu kuruluşu refleksi göstermesine yol açıyordu.  Aynı nedenden dolayı ihracatçı kesim ve müstahsillerin menfaatlerinin ayrıştığı ya da böyle algılandığı noktada, kendisi de bir ihracatçı olmasına rağmen Tariş’in konumu üreticiden yana oluyordu.  Bir parantez açıp belirtelim ki tarım satış kooperatifleri birliklerinin üreticiye gerçekten faydalı olup olmadığı, mevzuatın getirdiği yapılanma ve yönetim anlayışı gibi nedenlerin bu kuruluşların amaçlarına erişmesini engelleyip engellemediği gibi sorular konumuz dışında kalıyor.

 

Tariş, açıkladığımız nedenlerden dolayı, UZK’dan ayrılma kararına muhalefet etmekle kalmayıp ayrılığın ilk gününden itibaren Türkiye’nin Konsey üyeliğine geri dönmesi için aktif olarak çaba gösterdi.  Konsey’den ayrılığın bir hata olduğunu düşünen tek Tariş değildi elbette.  Birçok müstahsil, akademisyen, hatta kamu görevlisinin kanaati de aynı yöndeydi.  Ancak bunların hiçbirinin Tariş gibi bu amaç uğruna çaba gösterecek kaynak ve imkanları yoktu.  Tariş ne yaptı diye soracak olursanız, kamuoyu yarattı, meseleyi resmi platformlara taşıdı ve Türkiye’nin Konsey’le iletişiminin devam etmesini sağladı diyebiliriz.  Birlik’te görevli olduğum 2002 ila 2006 döneminde bu çalışmaların bir kısmına bizzat katıldığım için konuya verilen önem ve harcanan mesaiye birinci elden şahit olma imkanım oldu.  Tabi bu çalışmaların Birlik’in pazarlama işlevine de önemli bir katkısı olduğunu belirtmek gerek.

 

Konsey’de Gözlemcilik

 

“Üyelikten çekilme durumunda ‘gözlemci’ sıfatı ile gerekirse UZK tarafından yayınlanan bilgi ve belgelerin temin edilebileceği, hatta önemli görülen Genel Kurullara yine ‘gözlemci’ sıfatıyla iştirak edilebileceği,”...

 

Ege İhracatçı Birlikleri, Dış Ticaret Müsteşarlığı’na UZK’dan ayrılma yönünde görüş verirken işte böyle yazmıştı.  Ancak UZK üyeliğinden çekilen Türkiye hükümetinin hemen akabinde gözlemci olarak başvurması olacak iş değildi.  Dolayısıyla gözlemci sıfatının bir başkası tarafından üstlenilmesi gerekiyordu.  Fikir Ege İhracatçı Birlikleri’nden çıktığına göre konuyla ilgili girişimin de bu kuruluş tarafından yapılması beklenirdi.  Uygun da düşerdi.  Ancak böyle olmadı.

 

UZK ile ilişkileri sürdürmek ve Türkiye’nin geri dönüşü için çalışmaları koordine etmek amacıyla Konsey’in dönem toplantılarına katılan Tariş, ortaya çıkan boşluğu doldurma kararı aldı ve 2001 yılında başvurarak UZK’ya gözlemci kabul edildi.  Böylece UZK’nın tüm toplantı ve görüşmelerine katılma, tüm rapor ve yayınlarını temin etme imkanına kavuştu.  Söz konusu belgeler, özellikle sofralık zeytin ve zeytinyağı bilançoları ile dönemsel ekonomik raporlar sektörün büyük ilgisini çekiyor, Tariş’e bu kaynaklara erişim için Ankara’dan bile telefonlar geliyordu.

 

Tariş’in ardından bir diğer tarım satış kooperatifleri birliği olan Marmarabirlik de 2002 yılında UZK’ya gözlemci oldu.  Bu tarihten itibaren birlikler Türkiye’nin UZK’ya dönmesi için birlikte hareket etmeye başladı.  Bu arada UZK da boş durmuyor, Türkiye’nin saflarına dönmesi için hem gayri resmi hem de Sanayi ve Ticaret Bakanı’na mektup gönderilmesi gibi resmi temaslar sürdürüyordu.  Ancak Konsey’de başka gelişmeler de vardı.

 

UZK’da Reform

 

Türkiye’nin Konsey’le ilgili bazı çekinceleri, örneğin üyelik aidatının yüksek olması haksız sayılmazdı.  Nitekim Konsey’in başta Avrupa Birliği olmak üzere diğer üyelerinin de birtakım şikayetleri bulunuyordu.  Uluslararası örgütün özellikle mali yönetimi konusunda şüpheler vardı.  Hatta Avrupa Birliği’nin UZK’nın promosyon faaliyetlerine sağladığı gönüllü mali desteğin çekilmesinin nedenlerinden biriydi bu.

 

Sonuç olarak Brüksel bastırdı ve Konsey’in İcra Sekreterliği görevini 1987 yılından beri sürdürmekte olan İtalyan Fausto Luchetti 2002 yılında görevi bırakmak zorunda kaldı.  Yerine vekaleten Konsey’in teknik departmanından sorumlu olan Ahmet Tusani getirildi.  Ayrıca Konsey İcra Sekreterliği’nde önce kapsamlı bir mali denetim, bunu takiben bir yeniden yapılanma gerçekleştirildi.  Personel sayısı ve idari masraflar azaltıldı.

 

UZK ayrıca 23 ila 25 Haziran 2003 tarihlerinde düzenlenen 88’inci Dönem Toplantısı’nda 1986 tarihli Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytinler Anlaşması’nın yerini alacak yeni bir anlaşmanın müzakere edilmesine karar verdi.  Konuyla ilgili çalışmalar 2004 yılı içinde tamamlanarak hazırlanan anlaşma taslağı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’na iletildi.  Köşemizde daha önce ele aldığımız üzere birçok önemli değişiklik içeren yeni anlaşma 2005 yılında kabul edildi.

 

Bir Diplomatik Skandal

 

UZK’daki reform çalışmaları Türkiye’nin örgüte dönmesi için doğru koşulları oluşturmuş bulunuyordu.  Nitekim bu amaçla yapılan girişimler sonuçsuz kalmadı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda 5 Temmuz 2004 tarihinde konunun değerlendirilmesi amacıyla üst düzey bir toplantı gerçekleştirildi.  Dönemin Müsteşar Yardımcısı Tuncer Kayalar’ın başkanlığında gerçekleşen toplantıya Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı da müsteşar yardımcısı düzeyinde katılıyordu.  Ayrıca İhracat Genel Müdürlüğü, Ege İhracatçı Birlikleri ve Tariş temsil ediliyordu.  Tariş’in arşivimde yer alan yazılarına göre toplantıda söz alan tüm katılımcılar Türkiye’nin UZK’ya geri dönmesi gerektiği hususunda hemfikirdi.  Yalnız Ege İhracatçı Birlikleri’nin bazı çekinceleri bulunuyordu.  Hemen belirtelim ki söz konusu çekinceler UZK’da gerçekleşen reform ve Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçı Birlikleri Yönetim Kurulu Başkanlığı’na Ali Nedim Güreli’nin gelmesiyle tamamen ortadan kalktı.

 

Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda gerçekleşen bu toplantı sonuçsuz kalmadı.  Tuncer Kayalar derhal harekete geçmek için söz vermişti.  Nitekim Müsteşarlık UZK’nın 29 Kasım ila 2 Aralık 2004 tarihlerinde düzenlenen 91’inci Dönem Toplantısı’na her zamanki gibi geniş bir heyetle katıldı.  Heyet başkanlığını yürüten Müsteşar Yardımcısı Ömer Faruk Doğan bazı temaslarda bulunduktan sonra genel kurul toplantısında söz alarak kısa bir konuşma yaptı.  Konuşmayı görüntü kaydından deşifre ve tercüme ederek raporlamak görevi de bana düştü.  Bakın Doğan neler demişti.

 

“Yeni Anlaşma’yı incelemeye başladık.  Tabii ki aynı zamanda yeni anlaşmanın kendi ülkemizde otoritelerimizce de onaylanması sürecine başladık.

 

Sayın Başkan, Sayın İcra Direktörü bir kez daha UZK üyesi ülkelerle bu atmosferde bulunmaktan aldığım zevki ve memnuniyetimi ifade etmek istiyorum.  Dünya genelinde üretim teknikleri, düzenlemeler ve ticaret dahil olmak üzere uluslararası faaliyetlerde bulunmak üzere zeytin ve zeytinyağı sektörünü yeniden inşa etmek için ülkemizin Üye ülkeler arasında yer almasını isterim.”

 

Konsey genel kurulu bu konuşmayı alkışlarla karşıladı.  Zira Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti UZK’ya yeniden üye olmak için resmi başvuru yapıyordu.  Uluslararası örfi hukuk açısından bu başvurunun yazılı değil, sözlü olmasının bir önemi yoktu.  Nitekim Konsey 91’inci Dönem Toplantısı sonucunda Türkiye’ye gerekli prosedürleri tamamlaması için Haziran 2005’e, yani bir sonraki dönem toplantısına kadar süre tanındı.

 

Ancak ne olduysa oldu, bu konuşmanın arkası gelmedi.  Hatta Dış Ticaret Müsteşarlığı konuyla ilgili olarak UZK’ya bilgi bile vermedi.  92’nci Dönem Toplantısı’na Türkiye’yi temsilen bir tek Tariş katıldı.  Konsey üyelerinin soruları karşısında açıklama yapmak zorunda kalan Tariş temsilcisi Dr. Mustafa Tan kendisinin kamu görevlisi olmadığı, ancak her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de bürokratik prosedürlerin uzun zaman aldığı, bundan kaynaklanan bir gecikme olduğunu tahmin ettiği mealinde bir konuşma yaparak günü kurtarmak durumunda kaldı.

 

Türkiye Cumhuriyeti uluslararası hukuk açısından kendisini bağlayan bir söz vermiş ve bunu yerine getirmemişti.  Daha kötüsü konuyla ilgili bir açıklama bile yapılmamıştı.  İşte bu diplomatik bir skandaldı.  Zira verilen sözlerden, alınan kararlardan ulusal menfaatler doğrultusunda caymak her zaman mümkündür.  Ancak diplomatik ilişkilerin bir adabı vardır.  Örneğin Birleşmiş Milletler prosedürleri savaş açarken bile yazılı bildirim yapılmasını öngörür.

 

Bakanın Anlaşılmaz Tutumu

 

Ancak ne olduysa oldu, dedim ya yukarıda...  Aslında ne olduğu son derece açık.  Dış Ticaret Müsteşarlığı, Türkiye’nin UZK’ya dönmesine en üst düzeyde destek verdiğine göre bunu ancak daha üst düzeyde bir kuvvet engelleyebilirdi.  Bu da Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanlığı makamından başkası değildi.  Kürşad Tüzmen UZK konusunu şahsi meselesi haline getirmişti.  Zira UZK’dan ayrılık kararı kendi müsteşarlığı döneminde alınmıştı.

 

Bu anlaşılmaz tutumun olumsuz sonuçlarına Avrupa Birliği’ne uyum çalışmaları çerçevesinde de şahit olmuştum.  2004 yılında Dr. Mustafa Tan ile birlikte Avrupa Birliği Genel Sekreterliği tarafından koordine edilen Topluluk Müktesebatının Üstlenilmesine Dair Ulusal Program’ın hazırlık çalışmalarına katılıyorduk.  Avrupa Birliği’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar da Topluluk müktesebatının bir parçasını oluşturur.  Dolayısıyla Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne uyum için Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytinler Anlaşması’na taraf olması gerekiyordu.  Yeni Anlaşma henüz kabul edilmemiş olduğundan bunun için bir Bakanlar Kurulu Kararı yeterliydi.  Ancak çalışmalara katılan Dış Ticaret Müsteşarlığı temsilcisi Ulusal Program’ın zeytin ve zeytinyağına ilişkin kısımlarında bu hükme yer verilmesine karşı çıktı.  Yetkili kurum Müsteşarlık olduğundan yapacak bir şey yoktu.  Temsilcinin açıklaması ise şu şekildeydi:  “Bakan Bey UZK’nın ihracata ne katkısı var diye soruyor.”

 

Sektör Birleşiyor

 

Türkiye’nin 2005 yılında hüsrana uğrayan UZK’ya geri dönüş süreci 2006’dan itibaren yeni bir ivme kazandı.  Bunda bir taraftan – UZK’yı model olarak alan – Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin öte taraftan Zeytindostu Derneği’nin kurulup örgütlenmesinin büyük payı vardı.  Eskiden kooperatifler tarafından öne sürülen görüşler artık tüm sektör adına dile getiriliyordu.  E-gruplarda konuyla ilgili hararetli tartışmalar yaşanıyor, UZK yöneticileri Vinolive ve Anatolive gibi sektörel organizasyonlara davet edilerek kuruluşun tanıtılması sağlanıyordu.  Konu günlük gazetelere bile taşınır olmuştu.

 

Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin bağlı olduğu Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nezdindeki nüfuzu da meselenin Ankara’da sahiplenilmesini sağladı.  Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanlığı’na eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan’ın getirilmesi süreci kolaylaştırdı.  Milletlerarası Münasebetlerin Yütürülmesi ve Koordinasyonu Hakkında 1173 sayılı Kanun altında UZK ile ilişkilerin yürütülmesi görevi Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndan alınarak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na verildi ve Dışişleri Bakanlığı tarafından yeniden üyelik için gerekli girişimler başlatıldı.

 

Sonuç olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi 2005 Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytin Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanunu 1 Aralık 2009’da kabul etti.  Katılıma ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı da 20 Şubat 2010 tarih ve 27499 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.  Böylelikle Türkiye UZK’ya resmen yeniden üye oldu.

 

Çıkan Dersler:  Varan İki

 

Türkiye – UZK ilişkilerinin ayrılık aşamasından dört ders çıkartmıştık geçen sayıda.  Ülkemizin Konsey’e dönüşünde de çıkartılacak dört dersimiz var. 

 

Ders 1:       Uluslararası ilişkilerin ciddiyet ve adabına uygun şekilde yürütülmesi gerekir.

 

Ders 2:       Siyasette tek bir insan bile tıkanmaya neden olabilir.  Önemli olan herkesin kazanılmasıdır.

 

Ders 3:       İnanılan dava uğruna yılmadan çaba gösterilmesi şarttır.

 

Ders 4:       Sektörün farklı kesimlerinin aynı dava uğruna birleşmesi ise başarıyı sağlayacaktır.

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar