ZEYTİNYAĞINDA PAZARLAMA, TALEP VE KALİTE

 2010 yılında Z&Z Akdeniz Kültürü Dergisi (4) 21'd3 yayımlanan bir yazım, Zeytinde Dünyaya Bakış köşesi

Merhaba Zeytindostları!

 Zeytin ve zeytinyağı sektöründe profesyonel olarak görev aldığım süre üç yıldan biraz daha uzun.  Beş-altı yıldır da uzaktan seyrediyorum gelişmeleri.  Yazarak çizerek ufak bir katkıda bulunmaya çalışıyorum, tabi olduğu kadar.  Yani zeytinciliğimize dergimizin bırakın diğer yazarlarını, değerli okuyucularından dahi daha az hizmetim olduğu söylenebilir.

 Ancak bu süre zarfında şahit olduklarımı düşünüyorum da, tüm kariyerini zeytin ağacına adamış bazı büyüklerimden daha şanslı hissediyorum kendimi.  Türkiye’nin zeytin ağacı varlığında, zeytinciliğe verdiği önemde ve sektörün örgütlenmesinde iyi kötü bir patlama yaşadığımızı inkara imkan yok.  Uluslararası Zeytin Konseyi’ne geri dönüşümüz ve Avrupa Birliği’nin zeytinyağı mevzuatına uyum göstermekte kaydettiğimiz gelişme takdiri hak ediyor.  Madencilik lobisinin saldırılarına karşı duruşumuza şapka çıkartmak gerekiyor.

 Kısır Tartışmalardan Kalite Konusuna

 Öte yandan sektörün bazı konuları tekrar tekrar tartışması ve buna karşın ilerleme sağlayamaması, zeytincilik açısından önem taşıyan ya da ilgi çekici olan bazı diğer hususlara ise ilgisiz kalması insanı üzüyor.  Örgütlenme ve ithalat bahsetttiğim kısır tartışmalar arasından aklıma gelen ilk ikisi.  Üstelik kendimi iki “cepheye” de yakın hissetmediğim örnekler.  Vergi düzenlemeleri ve zeytinyağı pazarlaması ise üzerinde yeteri kadar durmadığımızı düşündüğüm konulara örnek teşkil ediyor.

 Hal böyleyken oturup kooperatifçiliğin ya da ithalatın faydaları üzerine yazacak halim yok.  Tabi bu konulara da bir gün sıra gelecektir.  Fakat dergimizin bu sayısı ile birlikte ele almayı, daha doğrusu geri dönmeyi arzu ettiğim esas konu kalite.  Bunun nedeni ise kalite konusunun hem yeteri kadar tartışılmadığını düşündüğüm zeytinyağı pazarlaması hem de zeytinyağı düzenlemeleri açısından kilit öneme sahip olması.

 Ayrıca 7 Ağustos 2010 tarih ve 27665 sayılı Resmi Gazete’de yeni Türk Gıda Kodeksi Zeytinyağı ve Pirina Yağı Tebliği (No: 2010/35) ile Türk Gıda Kodeksi Zeytinyağı ve Pirina Yağı Numune Alma ve Analiz Metotları Tebliği’nin (No: 2010/36) yayımlanarak (ilkinin iki fıkrası haricinde) yürürlüğe girmesi de zeytinyağında kalitenin incelenmesi açısından bir fırsat penceresi sunuyor.

 Tabi doğrudan bu düzenlemelere girmemiz söz konusu değil.  Analitik düşüncenin gereği olarak öncelikle kavramsal altyapıyı sergilemek gerekiyor.  Bu da konuyu öncelikle zeytinyağı pazarlamasına bağlamak anlamına geliyor.

 Zeytinyağı Pazarlaması ve Talebi

 Pazarlama konusunda en önemli referanslardan biri sayılan Kotler ve Armstrong’un Pazarlamanın İlkeleri (Principles of Marketing) isimli eserine göre pazarlama “bireyler ve grupların, ürün ve değer yaratarak ve bunları diğerleriyle değiş tokuş ederek gereksinim duydukları ve istedikleri şeyleri elde ettiği bir toplumsal ve yönetimsel süreç” olarak tanımlanabilir.  Çağdaş pazarlama anlayışı sadece satış yapmayı değil, tüketicinin isteklerini tatmin etmeyi hedeflemekte, bu amaçla muhtelif yöntemlerden faydalanmaktadır.

 Dolayısıyla zeytinyağı pazarlamasını anlayabilmek için zeytinyağı tüketicisini anlamak gerekir.  Zeytinyağını kim ve neden tüketmektedir?

 Zeytinyağı her şeyden önce bölgesel bir üründür:  Zeytin ağacı Akdeniz ikliminin görüldüğü yerlerde yetişir.  Nakliyat maliyetleri doğal olarak zeytinyağı üretiminin de esas olarak bu bölgelerde yapılmasına neden olur.  Zeytinyağı üretimi, zeytin ağacının anavatanı olan Doğu Akdeniz’de yaklaşık olarak iki bin beş yüz yıldır devam etmekte, bu bölgenin ekonomik ve kültürel tarihinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.  Dolayısıyla zeytinyağı tüketimi de ağırlıklı olarak üretim bölgelerinde gerçekleşmektedir.  Bu gerçek göz önünde tutularak zeytinyağı tüketiminin öncelikle geleneksel ve kültürel niteliğe sahip olduğu söylenebilir.  Nitekim dünyadaki zeytinyağı üretiminin % 70 ila 80’ini karşılayan Avrupalı (Avrupa Birliği üyesi) ülkeler aynı zamanda dünyanın en büyük zeytinyağı tüketicileridir.

 Ancak zeytinyağı sadece üretildiği ülkelerde tüketilmemektedir.  Yani zeytinyağı tüketiminde bölgeselliğin ötesinde etkenler de bulunmaktadır.

 Bunların başında damak tadı etkeni veya gastronomik etken gelmektedir.  Satın alma gücü yüksek ve sosyokültürel vizyon sahibi (daha geleneksel bir tabirle, biraz dünya görmüş) tüketiciler damak tadına önem vermekte, farklı mutfaklara ve özellikle Akdeniz mutfağına ilgi duymaktadır.

 Akdeniz mutfağına duyulan ilginin bir nedeni bu bölgenin diğer bölgeler üzerindeki kültürel etkinliğidir.  Batı uygarlığının kökeninin Eski Yunan ve Roma uygarlıklarına dayandığı şeklindeki genel geçer kanı, Kuzey Amerika’ya yerleşmiş olan Akdenizli göçmenler ve Güney Amerika’nın uzun bir süre boyunca İber Yarımadası’nın sömürgesi durumunda kalmış olması Akdeniz kültürüne normal kültürel alışveriş kanallarıyla sağlanabilecek olanın üstünde bir etkinlik tanımakta, Akdeniz romantizmini On Dokuzuncu Yüzyıl’dan beri sönmeyen bir ateş haline getirmektedir.  Bu çerçevede zeytinyağı bazı tüketiciler tarafından otantik bir ürün olarak benimsenmekte ve bu nedenle satın alınmaktadır.

 Akdeniz mutfağına duyulan ilginin bir başka nedeni ise Akdeniz beslenme tarzının sağlıklı olduğu görüşüdür.  Bu görüşün bilimsel temelleri bulunmaktadır.  Hatta Avrupa Birliği araştırma ve teknoloji geliştirme çerçeve programları ve sağlığa yönelik programlar kapsamında Akdeniz mutfağına ilişkin çalışmaları finanse etmiştir.

 Akdeniz mutfağı açısından vazgeçilmez olan zeytinyağı da Eski Çağ’dan beri sadece beslenme amacıyla değil, tedaviye yönelik ve kozmetik amaçlarla da kullanılmıştır.  Günümüzde ise zeytinyağının içerdiği doymamış yağ asitlerinin düşük olması nedeniyle insan sağlığı açısından en faydalı yağ olduğu artık bilimsel olarak kanıtlanmış ve geniş kesimler tarafından kabul görmüş bir gerçektir.  Dolayısıyla sağlığına düşkün olan tüketiciler Akdeniz mutfağına özel bir ilgileri olmasa bile zeytinyağını tercih etmektedirler.

 Kısaca özetlemek gerekirse zeytinyağı talebi birbirleriyle bağlantılı olan dört etkene dayanmaktadır:  bölgesel/geleneksel etken, kültürel etken, damak tadı etkeni (gastronomik etken) ve sağlık etkeni (diyetetik etken).

 Bu etkenler incelenirken zeytinyağının ayçiçeği yağı, soya yağı ve kendisine en çok benzeyen (ve bu nedenle yolsuzlukların kapısını açan) fındık yağı gibi diğer sıvı yağlara göre daha pahalı olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.  Yukarıda sıralanan etkenleri dikkate almayan bir tüketici ikame yağlara yönelecektir.

 Dolayısıyla zeytinyağının mutlaka bu dört etken tarafından yönlendirilen tüketicilerin istediklerini karşılaması gerekmektedir.  Bunun yolu da kaliteden geçmektedir.  Günümüzde zeytinyağı piyasasında anahtar sözcüğün kalite olduğunu söylemek yanlış olmaz.

 Kalite deyip geçmemek lazım

 Ancak kalite kavramı basit bir sözcük değil, katmanlardan oluşan bir kurgudur.  Farklı sınıflandırmalara tabi tutulabilecek bir alan oluşturur.  Örneğin – yalın ve gıda maddeleri açısından yetkin bir yaklaşımla – temel kalite, özgün kalite ve bağlantılı ya da bağıl kalite şeklinde bir ayrıma gidebiliriz.

 Temel kalite bir ürünün güvenli, sağlam ve işlevsel olması anlamına gelmektedir  Sadece gıda maddeleri değil, hemen hemen her ürün açısından hayati öneme sahip bir kategoridir.  Zeytinyağında temel kalite esas olarak fiziksel ve kimyasal nitelikler aracılığıyla saptanır.

 Özgün kalite, ürünün kendi doğasına özgü kalite unsurlarını nitelemek için kullanılmaktadır..  Zeytinyağı durumunda organoleptik ve diyetetik nitelikleri kapsar.  Diyetetik nitelikler nesnel yöntemlerle incelenebilir.  Ancak organoleptik nitelikler için ancak öznel yöntemlere başvurmak mümkündür.

 Bağlantılı veya bağıl kalite ise tüketicinin zihninde ürüne iliştirilen genel geçer çağrışımlardan oluşur.  Dolayısıyla hayali değildir, ancak nesnel temelleri de çok sağlam sayılmaz.  Zeytinyağı açısından bir Akdeniz ürünü olmanın verdiği imaj bağıl kaliteye bir örnektir.

 Ve Standartlar

 Farklı tüketiciler kalitenin farklı yönlerine önem verebilirler.  Bu nedenle zeytinyağlarını ve diğer benzeri ürünleri tek bir skala üzerinde konumlandırmak mümkün olsa da pek açıklayıcı değildir.

 Ancak zeytinyağı sektörü söz konusu olduğunda kalite anahtar nitelikte olduğundan sektörün iyiliği açısından tüm tüketicilerinin korunmasına yönelik düzenlemeler getirilmesi şarttır.  Söz konusu düzenlemeler esas olarak standartlardan oluşmaktadır:  Temel kaliteye yönelik olarak kalite ve saflık kriterleri, özgün kalite ve bağıl kaliteye yönelik olarak duyusal kriterler ile kalite sistemleri, örneğin coğrafi işaretler ve hepsine yönelik olarak pazarlama standartları.

 Pazarlama standartlarını daha önce ele almıştık.  Bu nedenle önümüzdeki sayıda duyusal kriterler ve tadım panelleri ile devam edeceğiz.

Yorumlar

Popüler Yayınlar