Bakanlar Kurulu Ek Mali Yükümlülük Getirebilir Mi? Hakan Üzeltürk’e Bir Yanıt (II)
2008 yılında Optik ve Optometri (11)'de yayımlanan bir yazım
Tanınmış vergi
hukukçusu Hakan Üzeltürk’e yanıt vermeye devam ediyoruz bu sayıda. Geçen yazımıza göz atan okuyucular meseleyi
hatırlayacaktır. Üzeltürk Dünya
gazetesinde, Vergi ve Hukuk başlıklı
köşesinde yer alan “İplik ithalatında hukuka aykırı uygulama” ve “Dış Ticaret
Müsteşarlığı’nın Cevabı” başlıklı yazılarında ithalatta korunma önlemleri çerçevesinde
ek mali yükümlülük uygulanmasının hukuka aykırı bir mahiyeti olduğunu ileri
sürmüştü.
Yazarın
iddiaları sadece yazısına vesile olan belirli pamuk ipliği ithalatına ilişkin
önlemi değil, genel olarak korunma önlemlerini ilgilendirdiğinden kendisine
yanıt vermeyi gerekli görmüştük. Zira
malumunuz olduğu üzere ithalatta korunma önlemleri gözlük sektörümüz açısından
büyük önem taşıyor ve hali hazırda gözlük çerçeveleri ithalatında bir ek mali
yükümlülük uygulaması bulunuyor. Dünya
gazetesinde ortaya atılan iddiaların doğru olması ise bu korunma önlemine iptal
yolunun gözükmesi anlamına geliyor.
İddialar ve Gerçekler
Hakan Üzeltürk’ün
iddialarının özünü, yukarıda değindiğimiz yazılarından ilkinde yer alan şu
tümcede bulmak mümkün: “Anayasamızın
vergilerle ilgili 73. maddesinde yer alan kanunilik ilkesi sözkonusu iken Dış
Ticaret Müsteşarlığı yapmış olduğu düzenlemelerle vergilerin sınırlarını
çizmekte, kapsamını daraltıp genişletmekte ve dolayısıyla Bakanlar Kurulu’na
verilen yetkinin bile hukuka aykırı olduğu bir ortamda yasama organı olan
TBMM’ye ait olan bir yetkiyi kullanmaktadır.”
Görüldüğü gibi
iddialar iki katmandan oluşuyor.
Birincisi, Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın Bakanlar Kurulu’na ait olan bir
yetkiyi kullandığı, yani yetki gaspı yattığı.
İkincisi ise Bakanlar Kurulu’nun yetkisinin de hukuka aykırı olduğu.
Dergimizin geçen
sayısında yer alan yazımızda bu katmanlardan ilkini irdeleyerek Üzeltürk’ün
iddiasının temelden yoksun olduğunu göstermiştik. Yazarın ileri sürdüğünün aksine Dış Ticaret
Müsteşarlığı ek mali yükümlülük uygulanmasına karar vermiyor, İthalatta Korunma
Önlemlerini Değerlendirme Kurulu’nun bu konuda yaptığı öneriyi tebliğ ediyordu
sadece. Karar alma yetkisi Bakanlar
Kurulu’na aitti.
Nitekim Bakanlar
Kurulu bu yazıyı kaleme almamız ertesinde Belirli Pamuk İpliği İthalatında
Korunma Önlemi Uygulanması Hakkında Kararın yürürlüğe konulmasını
kararlaştırdı. 21 Ekim 2008 tarih ve
27031 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 2008/14234 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı’na ekli bu Karar aracılığıyla ağırlık itibariyle % 85
veya daha fazla pamuk içeren ve perakende olarak satılacak hale getirilmemiş
olan pamuk ipliklerine üç yıllığına ek mali yükümlülük getirilmesi uygun
görülmüş oldu.
Ancak
Üzeltürk’ün iddialarının ikinci katmanı bizzat Bakanlar Kurulu’nun bu husustaki
salahiyetini sorguladığından mesele henüz çözülmüş sayılmaz. Hukuka aykırılık olup olmadığının aydınlatılabilmesi
için Anayasa’nın ve ilgili kanunların gözden geçirilmesi gerekiyor.
Anayasa Ne Diyor?
Hakan Üzeltürk
“Ek mali yükümlülük yoluyla yapılan korumacılık sektör açısından doğru
olabilir. Fakat vergi, resim, harç ve
benzeri mali yükümlülükler koyma yetkisi bakımından hukuken problem
vardır. Dış ticaretin düzenlenmesi
kapsamında vergiler konusunda Bakanlar Kurulu’na Anayasamızın 167. maddesinin
2. fıkrası ile yetki verilmiştir.” demekte.
Bu durumun ise Anayasa’nın 73. maddesinde yer alan kanunilik ilkesine
aykırı olduğunu düşünmekte.
Anayasa’nın
“Vergi ödevi” başlıklı 73. maddesinin üçüncü fıkrası “Vergi, resim, harç ve
benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.”
şeklinde. “Piyasaların denetimi ve dış
ticaretin düzenlenmesi” başlıklı 167/2. maddesi ise şöyle diyor: “Dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına
olmak üzere düzenlenmesi amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret
işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek mali yükümlülükler
koymaya ve bunları kaldırmaya kanunla Bakanlar Kuruluna yetki verilebilir.”
Dikkatli bir
okumayla görüleceği üzere Anayasa vergi, resim, harç ve benzeri malî
yükümlülükler ile dış ticarette bunların haricinde kalan ek mali yükümlülükler
arasında bir ayrıma gitmekte, bir başka deyişle hukuk âleminde böyle bir ayrım
yaratmaktadır. Bunlardan ilki kanunla
konulabilirken ikincisinin konulması için Bakanlar Kurulu’na yetki
verilebilmektedir. Kaldı ki böyle bir
ayrıma gidilmemiş olsa bile kanunilik ilkesinin çiğnenmiş olmayacağı ileri
sürülebilir. Zira Bakanlar Kurulu’na
yetki yine kanunla verilebilmekte, Anayasa’nın 73. maddesinin dördüncü fıkrası
ise “Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve
indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve
aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.”
hükmünü içermektedir.
Dolayısıyla
burada esas sorun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Bakanlar Kurulu’na ek mali
yükümlülükler konusunda yetki vermeye yönelik bir tasarrufu bulunup
bulunmadığıdır.
Bakanlar Kurulu’nun Yetkileri
Bakanlar Kurulu
ithalatta korunma önlemi uygulanması hakkında kararların yürürlüğe konulmasını
karara bağlarken ek mali yükümlülük konulması hususunda sahip olduğu yetkinin
yasal dayanaklarına atıfta bulunmaktadır.
En yakın tarihli karar olan 2008/14234 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı “20/2/1930
tarihli ve 1567 sayılı Kanunun 1 inci, 14/5/1964 tarihli ve 474 sayılı Kanunun
2 nci, 6/5/1986 tarihli ve 3283 sayılı Kanunun 2 nci, 27/10/1999 tarihli ve
4458 sayılı Kanunun 55 inci maddeleri ile 2/2/1984 tarihli ve 2976 sayılı Kanun
hükümlerine göre” demektedir.
Gerçeği söylemek
gerekirse Bakanlar Kurulu’nun izlediği bu yöntem isabetli değildir. Zira ek mali yükümlülük uygulanmasına
muhtelif nedenlerle gerek duyulabilmektedir.
Zaten yasal dayanakların çokluğu da bu durumun bir yansımasıdır. Şeffaflık açısından ek mali yükümlülük
uygulaması hangi nedenden kaynaklanıyorsa buna ilişkin yasal dayanağa atıfta
bulunulması yerinde olacaktır. Oysa
Bakanlar Kurulu bu hususta kendisine yetki veren tüm kanunları sıralamaktadır.
Örneğin 1567
sayılı Kanun, Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun olup 1. maddesi
“Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli
madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi
eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü
vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve
tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına
Bakanlar Kurulu salahiyetlidir.” şeklindedir. İthalatta korunma önlemleri ile bir ilişkisi
bulunmayan bu hükmün kendisine atıfta bulunan 2008/14234 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararı ile yürürlüğe konulması kararlaştırılan Belirli Pamuk İpliği İthalatında
Korunma Önlemi Uygulanması Hakkında Karara yasal dayanak teşkil etmesi mümkün
değildir. Aynı şekilde 474 sayılı Gümrük
Giriş Tarife Cetveli Hakkında Kanun, 3283 sayılı Bazı Kanunlarla Tanınmış Olan
Gürmük Muafiyetlerinin Kaldırılması Hakkında Kanun ve 4458 sayılı Gümrük
Kanunu’nda yer alan maddeler de konumuzu ilgilendirmemektedir.
Buna karşılık
2976 sayılı Dış Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun tamamıyla dış ticaret
rejimi kapsamında ek mali yükümlülüklerin düzenlenmesine mahsustur. Kanun’un ilk maddesi, Anayasa’nın 167/2. maddesini
kısmen tekrar ederek “Dış ticaretin, ülke ekonomisinin yararına düzenlenmesini
sağlamak amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi
ve benzeri yükümlüler dışında ek mali yükümlülükler konulması ve kaldırılması,
bu yükümlülüklere ilişkin esasların tespit edilmesi ve oluşan fonların
kullanılması bu Kanun hükümlerine göre yürütülür.” demektedir. 2. madde “Bakanlar Kurulu bu Kanun
kapsamındaki konularda düzenlemeler yapmaya yetkilidir.”, 3/1. madde “İthalat,
ihracat veya dış ticaret işlemleri üzerine konulan ek mali yükümlülüklerin
nevi, miktarı, tahsili, takibi, iadesi, gerektiğinde bütçeye irat kaydedilmesi,
bir fonda toplanması ve fonun kullanım esasları Bakanlar Kurulu kararında
gösterilir.” şeklindedir.
2976 sayılı
Kanun doğrudan ithalatta korunma önlemlerine değinmemekle birlikte Bakanlar
Kurulu’na bu çerçevede ek mali yükümlülük uygulanmasını kapsayacak şekilde genel
bir salahiyet vermektedir. 6/2. maddesi
“Korunma önlemi; gümrük vergisinde artış
yapılması, ek mali mükellefiyet getirilmesi, miktar/değer kısıtlaması, tarife
kontenjanı uygulaması veya bunların birlikte uygulanması şeklinde olabilir.”
hükmüne yer veren İthalatta Korunma Önlemleri Hakkında Karar bu Kanun’un 2.
maddesi kapsamında bir düzenlemedir.
Anayasa Mahkemesi’nin Kararı Ne?
Kuşkusuz ki
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Bakanlar Kurulu’na kanunla yetki vermesi, bu
yetkilendirme Anayasa hükümleri doğrultusunda yapılmadığı sürece hukuken
geçerli değildir. Nitekim 2976 sayılı Dış
Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un Anayasa aykırılığı nedeniyle iptali
istemi Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelmiştir.
Mahkeme 11 Ocak 1985 tarih ve E:1984/6, K/1985/1 sayılı Kararı ile bu istemi
haklı görmemiştir.
Kararın bizim
açımızdan özü şu satırlarda yer almaktadır (Yazım hataları
düzeltilmiştir.): “Görüldüğü gibi,
Anayasa Koyucu burada ‘Vergi Ödevi’nde öngörülenden tamamen ayrı bir esas
benimsemiştir. (...) Anayasa’nın 167. maddesinin ikinci fıkrası
ile sözü edilen ‘ek malî yükümlülüklerin’ konulması ve kaldırılmasında Bakanlar
Kuruluna kanunla yetkisi verilmesi söz konusudur. Bir ‘ek mali yükümlülüğün konulması’ onun
nevinin ve miktarının saptanması demektir. Türü ve miktarı belli olmayan bir yükümlülük
konulamaz. Şu halde, dış ticaretin, ülke
ekonomisinin yararına düzenlenmesi amacıyla ek mali yükümlülükler koymaya
yetkili kılınan Bakanlar Kurulu, ülke ekonomisi ne gibi ek mali yükümlülükler
konulmasını gerektiriyorsa, bunun nevini ve miktarını saptamada serbest
olacaktır. Esasen, önceden nelerden
ibaret olacağını saymaya ve miktarını saptamaya olanak da yoktur. Başka ülkelerin alacağı önlemlere veya onların
ekonomisinin gidişine ya da memleketimizdeki ekonomik olaylara bakılarak günü
gününe alınacak tedbirlerle dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına
düzenlenmesi sağlanacaktır.”
İthalatta
Korunma Önlemleri Hakkında Karara göre “bir malın benzer veya doğrudan rakip
mallar üreten yerli üreticiler üzerinde ciddi zarar veya ciddi zarar tehdidi
oluşturacak şekilde artan miktar ve şartlarda ithal edilmesi” halinde
alınabilen korunma önlemleri Anayasa Mahkemesi’nin tasvir ettiği durum kapsamına
girmektedir. Dolayısıyla ithalatta
korunma önlemleri çerçevesinde ek mali yükümlülük uygulanmasına ilişkin öne
sürülebilecek son itiraz olan ek mali yükümlülük adı altında vergi ve benzeri
önlem uygulandığı savı da peşinen yanıtlanmış olmaktadır.
Açık bir şekilde
ortaya çıktığı üzere Hakan Üzeltürk’ün iddialarının ikinci katmanı da temelden
yoksun bulunmaktadır. Ancak kendisine
gönderilen cevap metnine karşın ikna olmayan Üzeltürk “Dış Ticaret
Müsteşarlığı’nın Cevabı” başlıklı yazısında şöyle demektedir: “Anayasa Mahkemesi kararları da mahkeme
kararıdır. Her mahkeme kararında
olabileceği gibi verilen her kararın kanuna uygun olsa bile hukuka uygun olduğu
söylenemez. Bir yetkinin kanun olan
Anayasa’da yer alması hukuka uygun olmasını gerektirmediğinden Anayasa
Mahkemesi kararına rağmen bu yetki hukuka aykırıdır.”
Türk hukukunun
normatif hiyerarşisinde Anayasa alelâde bir kanun değildir. Diğer bütün normların uyum göstermesi gereken
en üst norm özelliğini taşımaktadır. Ayrıca
Türk anayasa hukukunda şekli kriter benimsenmiştir. Yani anayasal kurallar sadece Anayasa’dan
oluşmaktadır. Bu tablo karşısında
Anayasa’ya uygunluk olan yerde hukuka aykırılıktan söz edilmesi son derece
zordur.
Üzeltürk’ün
iddiası doğal hukuk öğretisine veya Kelsenvari bir grundnorm’a dayanıyora da benzememektedir. Zira ek mali yükümlülükler hukuk felsefesinin
temel sorunsalları kapsamına girecek bir konu değildir. Kendisini Anayasa Mahkemesi’nin üstünde gören
Üzeltürk’ün tek dayanağı egosu gibi durmaktadır.
Yorumlar
Yorum Gönder