Dünya Ticaret Örgütü’nden Zeytinyağı Anlaşmazlığı’na Çözüm (II)
2009 yılında Z&Z Akdeniz Kültürü Dergisi 3 (14)'te yayımlanan bir yazım
Evren GÜLDOĞAN
Merhaba
Zeytindostları!
Geçen yazımızda
bir taşla iki kuş vuralım dedik. Hem
zeytincilik politikalarıyla ilgili önemli bir uluslararası gelişmeyi, Dünya
Ticaret Örgütü (DTÖ) ihtilafların halli mekanizması dâhilinde alınan bir kararı
sizlerle paylaşalım, hem de bu vesileyle DTÖ’nün sübvansiyonlara, yani
teşviklere ilişkin kurallarını gözden geçirelim istedik. Gerçeği söylemek gerekirse hızlı ilerleyen
gündem karşısında ikinci amacımız ağır bastı.
Ayrıntılara boğulmaktan her kaçınmakla beraber bu arada kimi
okuyucularımızı sıktık belki. Ancak bu
işin uçarı kaçarı yok!
Küreselleşmenin
bu denli mesafe kat ettiği, hatta günlük hayatımızın bile küresel akımlarla
şekil aldığı bir dünyada sektörümüzü ilgilendiren konularda politika üretmek,
başımızı ağrıtan sorunlara çözüm geliştirmek istiyorsak uluslararası
düzenlemeleri mutlaka incelememiz gerekiyor.
Özellikle de DTÖ kurallarını.
Zira günümüzde
dünya ticaret hukuku bir zamanlar olduğu gibi sınır önlemlerini ilgilendirmiyor
sadece. Çoktaraflı ticaret
müzakerelerinin Uruguay Raundu sonucunda kabul edilen, geçen yazımızda
değindiğimiz Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması ve Tarım
Anlaşması gibi düzenlemeler, ülkelerin iç politika ve tedbirlerine doğrudan
müdahil hale gelmiş durumda. Serbest
ticaretin nimetlerinden faydalanmak isteyenlerin oyunu kurallarına göre oynaması
bekleniyor. DTÖ’nün ve kurallarının
– çoğu zaman haksız yere olmakla beraber
– küreselleşmeye eleştirel yaklaşan kesimlerin hedef tahtası haline gelmiş
olması işte bu yüzden.
İşin Doğrusu
Elbet ki
yanılgıya düşmemek lazım: Uluslararası
ilişkilerde hukukun üstünlüğü tam anlamıyla tesis edilmiş değil. İkinci Dünya Savaşı ertesinde tesis edilen
kaide ve kurumlara rağmen savaşın, insanlığa karşı suçların, insan hakları
ihlallerinin ardı arkasının kesilmediği, hem de hemen yanı başımızda cereyan
ettiği bir dünyada yaşamaya devam ediyoruz.
Üstelik bunu kolaylaştıran da küreselleşme sürecinin bizzat kendisi.
Hal böyleyken
mazisi 1995’e dayanan DTÖ’nün sahip olduğu kurallar bütününün tam olarak
uygulandığını söylemeye imkan yok. DTÖ
üyeleri altına imza attıkları anlaşmaları bazen hatayla veya kurumsal kapasite
eksikliği yüzünden, ancak çoğu kez de korumacılık saikiyle ihlal ediyor. Serbest ticaret, hele de birçok ülke
tarafından “hassas” olarak kabul edilen tarım sektörü söz konusu oldu mu, bir
olgudan ziyade bir ideal olmayı sürdürüyor.
Öte yandan
DTÖ’nün ihtilafların halli mekanizmasını da göz ardı etmemek gerekiyor. Birçok araştırmacının işaret ettiği gibi DTÖ
kuralları sadece serbest ticarete ilişkin ilke ve kurallar ortaya koymakla
kalmamış, aynı zamanda farklı ülkeler arasında bu konuda çıkacak
anlaşmazlıkların çözümüne yönelik olarak, bazı eksikleri olsa da pekala işleyen
bir sistem kurmuş durumda. Hatta
ihtilafların halli mekanizmasını DTÖ’nün kurulmasının getirdiği en önemli
kurumsal yenilik olarak görenler, uluslararası ilişkilerin farklı alanlarına
örnek gösterenler var. Zaten aksi
taktirde bu çerçevede alınan bir kararı sizinle paylaşma ihtiyacı duymazdık.
Önce Biraz hatırlatma
İhtilafların
halli mekanizması bir yandan DTÖ ilke ve kurallarının ihlaline son verilmesini
temin ediyor, öte yandan – ve belki daha önemlisi – bu ilke ve kuralların
yorumlanmasını, yani bir dünya hukuku içtihadı oluşmasını sağlıyor. Dolayısıyla mekanizmaya geçmeden önce geçen
sayımızda ele aldığımız sübvansiyonlara ilişkin kuralları bir hatırlatmak faydalı
olacak.
DTÖ
Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması işe sübvansiyon kavramını
tanımlayarak başlıyor. Anlaşmaya göre
sübvansiyonların üç unsuru var. Mali
katkı niteliğinde olması, bir hükümet veya kamu makamı tarafından verilmesi ve
alana fayda sağlaması. Bir sübvansiyonun
Anlaşma kapsamına girmesi için aynı zamanda bir teşebbüse veya teşebbüslere,
bir sektöre veya sektörlere veya ülkenin belirli bir bölgesine özgül, yani
spesifik olması gerekiyor.
Sübvansiyonlar
ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması sübvansiyonları yasak ve önlem alınabilir
şeklinde ikiye ayırıyor. İhracat
performansına bağlı olan veya üretimde ithal mal yerine yerli girdilerin
kullanılmasını teşvik eden sübvansiyonlar yasak sınıfına giriyor. Önlem alınabilir sübvansiyonlar ise yasak
olmamakla beraber diğer DTÖ üyesi ülkeler üzerinde olumsuz etkileri bulunanlar.
Tarımsal
sübvansiyonlar diğerlerinden ayrı tutuluyor ve Tarım Anlaşması kapsamında özel
olarak düzenleniyor. Ancak bu
Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması’nın tarım sektöründe
uygulanmayacağı anlamına değil, tarımın daha karmaşık bir kurallar manzumesine
tabi olduğu manasına geliyor.
Tarım Anlaşması
tarımsal sübvansiyonları iç desteklemeler ve ihracat sübvansiyonları olarak
ikiye ayırıyor. İhracat sübvansiyonların
hem tutar hem de hacim açısından azaltılmaları sağlanmış durumda. İç desteklemeler ise kendi içinde DTÖ
jargonunda “kutu” olarak adlandırılan sınıflara bölünüyor. Uluslararası ticaret üzerinde göz ardı
edilebilir bir etkisi olan yeşil kutu tedbirleri kapsam dışı. Diğerleri ise belirli istisnalara tabi olarak
kısıtlama altında.
Gelelim Şu Mekanizmaya
İhtilafların
halli mekanizması DTÖ üyeleri tarafından bu konuda akdedilmiş özel bir anlaşma
olan İhtilafların Hallini İdare Eden Kural ve Usullere dair Mutabakat’a göre
işliyor. Süreç hükümetlerarası
nitelikte. Yani bir şirketin Cenevre’ye
gidip DTÖ’ye kurallarınız ihlal ediliyor diye başvuru yapması mümkün değil. Ancak iç hukuk yollarının tüketilmesi
gerekiyor.
Sübvansiyonlar
ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması sübvansiyonlara ilişkin anlaşmazlıklar söz
konusu oldu mu bu usulün bazen hızlandırılmasını öngörüyor.
Bir
ülkenin Anlaşma kapsamında yasak olarak kabul edilen nitelikte bir sübvansiyon
vermesi durumunda mekanizma şöyle işliyor:
Şikayetçi olan taraf yasak sübvansiyon verdiğine inandığı ülkeyi
istişarelerde bulunmaya davet ediyor.
Bunu takip eden otuz gün dahilinde bir çözüme ulaşılmaması halinde
taraflar sorunu İhtilafların Halli Organı’na taşıyabiliyor. İhtilafların Halli Organı dediğimiz bütün DTÖ
üyelerinin temsil edildiği Genel Konsey’den başkası değil ve ihtilafı çözüme
kavuşturmak için bir panel oluşturmak durumunda. Panel dediğimiz ise genelde üç bağımsız
uzmandan oluşan ve ihtilafı hukuki açıdan inceleyen bir nevi savcılık
makamı. Panellerin doksan günlük bir
süre içerisinde konuyla ilgili raporunu hazırlaması, sübvansiyonun yasak
sınıfına girdiğini tespit etmesi halinde geri çekilmesi talep etmesi ve bunu
bir takvime bağlaması gerekiyor.
İhtilafların Halli Organı taraflar temyize gitmediği sürece panel
raporunu otuz gün içerisinde kabul etmek durumunda. Temyize gidilmesi halinde Temyiz Organı’nın
da panel raporunu incelemesi ve gerekli görürse değiştirmesi için yine otuz
günü var. Temyiz raporu İhtilafların
Halli Organı’na gidiyor ve ya kabul ya da red edilebiliyor; ama red için oybirliği aranıyor!
İhtilafların
halli mekanizması sonucunda ortaya çıkan nihai karar taraflar açısından
bağlayıcı hale geliyor. Peki panel veya
temyiz raporunun içerdiği talepler belirlenen takvim dahilinde yerine
getirilmezse ne olacak? İhtilafların
Halli Organı bu kez karşı tarafa münasip düşen karşı önlemler uygulaması için
izin veriyor. Karşı önlemlerin ne şekilde
olması gerektiği Anlaşma’da yazılı değil, taraflara esneklik tanınmış. Ancak bunun kötüye kullanılmasını engellemek
için orantılı olmaları şartı getirilmiş ve ayrı bir tahkim prosedürüne yer
verilmiş.
Yasak
sübvansiyonların verilmesi durumunda ne yapılabileceğini gördük. Gelelim önlem alınabilir olanlara. Anlaşma şikayetçi ülkelere bu konuda iki
seçenek tanıyor: karşı önlemler veya
telafi edici önlemler. Belirli bir
sübvansiyona ilişkin olarak ya birinin ya da ötekinin uygulanması gerekiyor.
Karşı
önlemlere gidilebilmesi için yine ihtilafların halli mekanizmasına başvurulması
gerekiyor; ama bu sefer süreç
hızlandırılmış olarak işlemiyor.
İstişarelere altmış, panele yüz yirmi, temyize yine altmış gün süre
tanınıyor.
Telafisi Olan Telafi
Telafi edici
önlemlerde durum tamamen farklı. Burada
ihtilafların halli mekanizmasına başvurulmuyor.
Her DTÖ üyesinin kendi idari ve/ya adli makamları tarafından yapılan
işlemler söz konusu. Ancak asıl ilginç
olanı şu: Telafi edici önlemlerin
kendisi ihtilafların halli mekanizmasına konu olabiliyor. Yani telafinin telafisi yapılabiliyor!
Anti-dampinge
oldukça benzeyen, korunma önlemlerini de hatırlatan, zaten bunlarla birlikte
ticari savunma araçları başlığı altında incelenen telafi edici önlem uygulaması
çerçevesinde önlem alınabilmesi ayrıntılı kurallara bağlı. Öncelikle yerli sanayi adına yeterli
kanıtlarla desteklenen bir başvuru yapılması ve buna ilişkin olarak yetkili
makamlar tarafından bir soruşturma açılması lazım. Ancak böyle bir başvuru kabul edildiğinde
soruşturma başlatılmadan önce ilgili ülkelerle istişarelerde bulunulması ve
buna soruşturma boyunca devam edilmesi şartı var.
Sübvansiyon
soruşturmaları sonucunda telafi edici önlem alınabilmesi için sübvansiyonun
mevcudiyeti ve tutarı ile yerli sanayide gerçekleşen zararın tespit edilmesi ve
bu ikisi arasında illiyetin bağı kurulması lazım. Zararın incelenmesinde sübvansiyonlu
ithalatın hacmi, bu ithalatın benzer ürünün fiyatları üzerindeki etkisi ve bu
etkinin ürünün yerli üreticilerin ekonomik durumuna yansıması dikkate
alınıyor. Burada zarar maddi zarar,
zarar tehdidi veya yerli üretim dalının kurulmasının fiziki olarak gecikmesi
anlamlarına gelebiliyor. Soruşturmaların
illiyet ayağında ise yerli üretim dalına zarar vermesi muhtemel diğer etken ve
gelişmeler incelenerek bunların yol açtığı zararın sübvansiyonlu ithalata
atfedilmesinin önü alınıyor. En azından
kurallar bu şekilde.
Aynen dampinge
karşı önlemler ve ek mali yükümlülük şeklini alan korunma önlemleri gibi ilave
gümrük vergisi anlamına gelen telafi edici önlemler ancak tüm bu saptamalar
yapıldıktan ve karşı tarafla istişareler konusunda yeterli gayret
sarfedildikten sonra konulabiliyor.
Telafi edici önlemin sübvanse ve ihraç edilen ürünün birimi başına
hesaplanan sübvansiyon tutarı kadar olması esas. Bununla birlikte sübvansiyonlu ithalat
nedeniyle meydana gelen zararın daha az bir tutar veya oranda vergi
konulmasıyla telafisi mümkünse bu tutar veya oran kadar vergi ihdas
ediliyor. Önlemlerin süresi ise beş
yılla sınırlı, ancak gözden geçilerek uzatılması mümkün.
Meksika ile Avrupa Birliği Zeytinyağında Karşı
Karşıya
Yazımıza geçen
sefer kimi okuyucularımızı sıktık belki, diye başlamıştık. Zannedersem geri kalanları da sıkıntıya
boğmuşuzdur şimdiye kadar! Ama inanın
özet geçiyoruz DTÖ’nün onlarca sayfa tutan düzenlemelerini.
Neyse ki bu
kadar bilgi yeter. Hani vuracağımız şu
ilk kuş vardı ya, şimdi ona dönelim.
DTÖ’nün ihtilafların halli mekanizması dâhilinde alınan zeytinyağı
sektörüne ilişkin karara bir bakalım.
Bilindiği üzere
Avrupa Birliği zeytinciliği desteklemek için geniş mali imkanlar tahsis
ediyor. Bu amaçla kullanılan farklı
farklı politika araçları, destekleme mekanizmaları var. Dergimizin geride bıraktığımız sayılarında
bunların başlıcalarını inceledik, önümüzdeki sayılarda da yeri geldikçe
incelemeye devam edeceğiz. Avrupa
Birliği’nin kullandığı söz konusu politika araçlarının başında üretim
yardımları geliyor. Daha doğrusu
geliyordu. Zira günümüzde zeytinciliğin
desteklenmesine tahsis edilen toplam bütçe değişmemekle beraber üretim
yardımlarının yerini bir çeşit doğrudan gelir desteği almış durumda. Ancak daha 2005’e kadar bir azami
garantilenmiş miktarla sınırlı olmak kaydıyla üretilen her ton zeytinyağı
başına 1322,5 EUR tutarında prim uygulaması vardı.
İşte Meksika’nın
hareket noktası da bu uygulama olmuş. Daha
doğrusu Meksikalı bir şirket olan Fortuny de México’nun. Bu şirket 2003 yılında Meksika Ekonomi
Bakanlığı’na bir başvuruda bulunarak Avrupa Birliği’nin 2002 yılında dağıttığı
sübvansiyonların bilhassa İspanya ve İtalya’dan ihracat kanalıyla Meksika’da
yerli üretim dalının kurulmasının fiziki olarak gecikmesine neden olduğunu
ileri sürmüş.
Ekonomi
Bakanlığı Fortuny de México’nun başvurusunu kabul ederek derhal bir soruşturma
başlatmış. Avrupa Birliği ile yapılan
istişarelere rağmen 2004’te geçici, 2005’te ise kesin önlem alınmış ve Meksika
Avrupa Birliği menşeli natürel ve rafine zeytinyağlarına kilogramda 40 ila 70
sent arasında değişen bir telafi edici önlem getirmiş.
Buraya kadar
anlattıklarımızdan iki ilginç sonuç çıkıyor:
Birincisi, Meksika Ekonomi Bakanlığı’nın yerli zeytinyağı üretim dalının
kurulmasının gecikmesini bir endişe kaynağı olarak görmesi ve harekete
geçmesi. İkincisi, ise Avrupa
Birliği’nin iç desteklemelerinin bir telafi edici önleme konu edilmesi, yani –
doğru ya da yanlış – başka ülkelerde can yakacak kadar yüksek düzeyde olduğunun
değerlendirilmesi. Soruşturma
çerçevesinde incelenen dönemde Meksika’ya yapılan zeytinyağı ithalatının %
94’ünün iç piyasada sübvanse edilen Avrupa Birliği menşeli zeytinyağlarından
oluşması gerçekten düşündürücü.
Avrupa Birliği
bu konuyla ilgili DTÖ ihtilafların halli mekanizmasına 2006 yılında
başvuruyor. Panel kararı Eylül 2008’de
geliyor ve İhtilafların Halli Organı tarafından Kasım ayında kabul ediliyor.
Buna göre ilk
bakışta zafer Avrupa Birliği’nin. Zira
Meksika’nın Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşmasını ihlal ettiği
sonucu çıkmış durumda. Peki nedir bu
ihlal edilen kurallar? Her şeyden önce
panel Meksika’nın soruşturmayı Anlaşma’nın tanıdığı 18 aylık süre içerisinde
tamamlamamış, uzatmış. İkincisi, Meksika
Ekonomi Bakanlığı yetkilileri kendilerine verilen bilgilerin gizli olmayan
özetini, yani ticari sırların ayıklanmış versiyonlarını yeterli şekilde ifşa
etmemiş. Son olarak ise zararın
mevcuduyetine ilişkin olarak yapılan analizde veriler yıllık değil, dokuz aylık
dönemler için toplulaştırılmış ve bu keyfi uygulama zararın yönünde bir görünüm
oluşmasını sağlamış. Görüldüğü üzere DTÖ
paneli daha ziyade usuli konular üzerinden gitmiş, yukarıda yer verdiğimiz özete almadığımız
ayrıntılara girmiş, esasa ise pek dokunmamış.
Ancak Avrupa
Birliği makamlarınn esasa ilişkin itirazları da olmuş. Panelin bunları dikkate almaması ve Avrupa
Birliği’nin istediği gibi telafi edici vergileri iptal etmek yerine Meksika’dan
almış olduğu önlemi belirtilen sorunlar açısından DTÖ kuralları ile uyumlu hale
getirmesini istemesi dikkat değer.
Panelin saptamalarına baktığımızda telafi edici önlemin pek bir
değişikliğe uğramaması muhtemel. Nitekim
Meksika da panelin bulgularını kabul etmiş ve temyize götürmemiş durumda.
Peki, bu ne
demek? Brüksel’in zeytinyağı sektörüne
yönelik yardımlarının dünya ticaret hukuku kapsamında karşı veya telafi edici
önlemlerin önünü açabileceği, bu uygulamalar karşısında haksız rekabete
uğradığını değerlendiren tüm zeytincilerin, daha doğrusu onlar adına
hükümetlerinin artık bu seçenekleri gönül rahatlığıyla değerlendirebileceği
demek. E, daha ne olsun!
Evren GÜLDOĞAN
Yorumlar
Yorum Gönder