Ekonomiyi Sözcüklerle Yönetmek
2009 yılında Optik ve Optometri 2009 (3)'te yayımlanan bir yazım
E-posta kutuma
26 Ocak tarihinde kısa bir ileti düştü:
Uluslararası Para Fonu, kısa adıyla IMF’nin 09/14 sayılı basın
açıklaması. Buna göre 8 ila 26 Ocak
tarihlerinde taraflar arasında yeni bir stand-by (mutemet) anlaşmasına yönelik
müzakereleri sürdürmek amacıyla Türkiye’yi ziyaret eden IMF misyonu Türk
makamlarıyla çalışmalarını tamamlamış, Washington’a dönüyordu.
Misyon başkanı
Rachel van Elkan konuyla ilgili şu beyanatta bulunmaktaydı: “Misyon ve makamlar bir dizi anahtar öneme
sahip alanda ciddi ilerleme kaydetmiştir.
Gelecek haftalarda IMF ekibi ve makamlar bilhassa orta-vadeli yapısal
mali reform gündemine ilişkin olarak geriye kalan sorunları nihayete erdirme
maksadıyla diyaloglarına devam edecektir.”
IMF’nin basın
açıklaması konuyu takip edenler açısından basit, net ve yapıcıydı. 2008 yılının Mayıs ayından beri devam etmekte
olan müzakerelerde kısmen mutabakata varılmış olmakla beraber geriye kalan
konularda kısa süre içerisinde bir ilerleme sağlanması mümkün
gözükmüyordu. Bu nedenle şimdilik yüz
yüze görüşmelere ara verilmişti.
IMF ne konuda hassas
olduğunu da açıklıyordu: “orta-vadeli
yapısal mali reform gündemi”. Yani
ekonominin hemen yarın veya yıl sonunda değil, üç yıllık bir vadede kamu
gelir-gider dengesi açısından içinde bulunacağı durumu gözetiyor, buna
istinaden alınması gereken önlemleri sorguluyordu.
İçimize Serpilen Su
Öte yandan basın
açıklamasında muğlak bırakılmış bir husus da vardı. IMF “gelecek haftalar” demiş, bir tarih
vermekten kaçınmıştı. Neyse ki Başbakan
Erdoğan ertesi gün, yani 27 Ocak’ta IMF ile çalışmalara verilen aranın 10
günlük olduğunu söyledi. Böylelikle müzakere
takviminin belirlenmiş olmaya devam ettiği, yani müzakerelerde bir kopma
yaşanmadığı, sadece tarafların iç değerlendirmelerine fırsat vermek için bir
mola verildiğini anlaşılmış oldu.
Sayın Erdoğan’ın
açıklamasıyla içimize su serpilmişti.
Zira küresel kriz ortamında Türkiye’nin güveni ve güvenilirliği giderek
aşınıyordu, hem de esası itibariyle elinde olmayan nedenlerden dolayı. Yoksa IMF’nin de teslim ettiği gibi aslında
kısa vadede mali açıdan korkacak bir şey yoktu.
IMF’yle yapılacak yeni bir stand-by düzenlemesi bu çerçevede çıpa görevi
görecek, piyasalar Türkiye’nin istikrar limanında demir atmış olduğuna itimat
edecekti.
İş çevreleri ve
birçok iktisatçının IMF’yle anlaşmada geç kalınmasından dolayı hükümete
eleştiri oklarını yöneltmesinin ardında yatan neden işte buydu.
Çelişkili Açıklamalar
Derken
Erdoğan’dan yeni bir açıklama geldi.
Daha doğrusu küresel krizin reel sektörü ciddi şekilde sarsmaya
başladığı 2008 yılının üçüncü çeyreğinden beri devam eden çelişkili açıklama
serisine yeni bir halka eklendi.
29 Ocak’ta Dünya
Ekonomik Forumu nedeniyle Davos'ta bulunan Erdoğan sorulan bir soru üzerine
şunları söylemişti: “Yoğun çalışma
içerisinde belli maddeler var. Bu
maddeler üzerinde çalışmalar yürütülüyor. Bunların bazılarında anlaştılar, bazılarında
anlaşamadılar. Zaman içerisinde bunlar
eksildi, eksildi şimdi artık neredeyse bitme noktasına gelmişken, yeni bazı
maddeler gelince bu doğrusu bizi rahatsız etti.” Bu açıklama yeni değil, geriye kalan
konulardan bahseden IMF açıklamasıyla çelişiyor, sürecin devamı konusunda
olumsuz bir izlenim yaratıyordu.
Üstelik bu
çelişkili beyanatların ardı arkası da kesilmiyordu. 2 Şubat günü Çetin Altan’a Kültür ve Turizm
Bakanlığı 2008 Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü veren Başbakan ödül töreninin
ardından sorulara yanıt verirken “Devamlı söylüyorlar. 'Yok şöyle, yok böyle. IMF ile ne zaman anlaşacaksınız, ne zaman
bitecek bu iş?' Ne zaman anlaşırsak o
zaman bitireceğiz. Anlaşmadan bitmez.” şeklinde
konuşuyordu. Demek ki hükümetin IMF ile
anlaşma konusunda sarsılmaz bir iradesi var... diye yorum yapmaya gelmiyordu.
Zira Erdoğan
hemen ardından 9 Şubat’ta İstanbul Ticaret Odası, KOSGEB ve Referans
gazetesinin düzenlediği Dördüncü Başarılı KOBİ Yarışması ödül törenine
katılıyor ve bu sefer şöyle diyordu: “Bundan
önce olduğu gibi 'IMF ile imzayı attın mı attın' yok öyle bir şey. Bu karşılıklı bir menfaat esasına dayalı bir
protokoldur, bir anlaşmadır.”, “Bu kuruluş böyle bir anda beni çok daha
sıkıntıya sokacak, önüme bir sözleşme veya protokol getiriyorsa biz bunu
imzalamayız.”. Ya müzakerelerde
bilmediğimiz, kamuya açıklanmayan bir gelişme olmuş ve bu sefer ipler gerçekten
kopmuştu ya da hükümetin anlaşma konusunda iradesi bir hafta gibi kısa bir süre
içerisinde kaybolmuştu. Aksi taktirde Başbakan
anlaşmanın önüne getirilmesinden değil, müzakere edilmesinden bahsederdi!
Kılı Kırk Yarmak
Bazı
okuyucularımız kılı kırk yardığımı, sözcükler, ifadelerden zorlama anlamlar
çıkarttığımı düşünebilir. Üstelik muhtemelen
hiç de yanılmış olmazlar!
İzin verin ne
demeye çalıştığımı anlatmadan önce bir hatırlatma yapayım: Sayın Erdoğan’ın yukarıda değindiğim tüm
konuşmaları basın tarafından benimle aynı yönde yorumlandı. Yani Erdoğan’ın sözlerinin IMF’yle
müzakerelere ilişkin olarak olumlu yönde mi olumsuz yönde mi değerlendirilmesi
gerektiği konusunda bir tereddüt yaşanmadı.
Tabi her köşe
yazarının benim kadar ince yorumlara girmediği bir gerçek. Zannedersem çoğu kimse Sayın Başbakan’ın
duygu yükü ağır ve doğaçlama konuşmalar yapmayı tercih ettiğini dikkate alıyor,
dolayısıyla mikrofonlara sarfettiği her söze bu kadar anlam atfetmeyi yerinde
bulmuyor.
İşin Doğrusu
Gel gelelim işin
doğrusu bu değil. Küreselleşme süreciyle
tüm ülkelerin küçük açık ekonomiler haline geldiği günümüzde ekonomi
politikasında beklentilerin iyi yönetilmesi her şeyden önce geliyor. Bu çerçevede kamuoyuna yapılan açıklamalar
birincil derecede önem taşıyor. Sadece
halkın tamamı değil, ekonomiyi yönlendiren iç ve dış kesimler tarafından da
dikkatle takip ediliyor, satır araları okunuyor.
Ekonomi
politikasından sorumlu isimler de buna göre hareket etmeye özen
gösteriyor. Bu durumu belki de en açık şekilde
merkez bankaları tarafından para politikası kararlarına dair yapılan açıklamalarda
görebiliyoruz. Piyasa analistleri bu metinleri
kılı kırk yararak inceliyor, ekli raporlarla karşılaştırarak okuyor, yatırım
stratejilerini belirlerken temel gösterge olarak alıyor.
Yazımızın başına
IMF adına bir basın açıklaması aracılığıyla yapılan beyanatı olduğu gibi
almamız boşuna değil. Böyle kritik
konularda açıklamaların nasıl yapıldığına, nasıl yapılması gerektiğine örnek
göstermek için.
Kısacası hükümet
adına yapılan açıklamalardan, hele de bizzat Sayın Başbakan’ın ağzından çıkan
sözcüklerden böyle bir dikkat ve özeni beklemek hakkımız. Zira Türkiye gibi bir ülkenin yöneticilerinin
içinde bulunduğumuz ekonomik kriz ortamında gerçekten kılı kırk yardırtacak
açıklamalar yapması gerekiyor. Yerel
seçimleri düşünerek tribünlere oyanaması değil.
Yorumlar
Yorum Gönder