Kriz Dönemlerinde Doğru Maliye Politikası


2009 yılında Optik ve Optometri 2009 (2)'de yayımlanan bir yazım

Başlığa bakıp da aldanmayın!  Bu işin eğrisi doğrusu olmaz.  Yani maliye politikasının.

Aslında aynı şeyi ekonomi politikasının bütün alt dalları için söylemek mümkün.  Hatta bir adım ileri gidip hükümetlerin herhangi bir alanda izledikleri yol ve yöntemlerin tamamı için.

Zira söz konusu olan kamusal politikalar oldu mu hangi uygulamanın yerinde olduğunun ölçütü – ister açık olsun ister örtük – siyasal tercihlerdir.

Bir liberalle bir komünistin ekonomik krize yaklaşımı aynı olmaz.  Kriz ilki için tehdittir, devletin ekonomiye daha ağır müdahale etmesi riskini doğurur.  İkincisi için ise fırsat, kapitalist düzenin aşınması anlamına gelir.

Belki bu örnek size hitap etmemiştir.  Öyleyse bir başkasını verelim:  Üniversitede ekonomi dersi alan herkes enflasyonla işsizlik arasında kısa dönemde bir al-ver olduğunu bilir.  İstediğiniz dünya görüşünden olun ekonominin başındaysanız enflasyonu arttırarak işsizliği azaltabilirsiniz.  Tabi enflasyonun olumsuz sonuçlarına katlanmak şartıyla.  Yani ortada bir tercih meselesi vardır en nihayetinde.

Eğrisiyle doğrusuyla…

Hal böyle olunca “doğru” maliye politikası izleğini çizmeden önce doğrudan ne anladığımızı açıklamak gerekiyor.  Hemen itirafta bulunayım:  Makroekonomiye, dolayısıyla maliye politikasına bakışım muhafazakâr.  Ama dikkat!  Ne Muhafazakâr ne de ortodoks.

Kamu maliyesinin disiplinli olmasını, rekabetçiliğin mikro önlemlerle sağlanması gerektiğini düşünüyorum.  Ancak bunların sosyal politikadan, bir başka deyişle sosyal devlet veya refah devletinden taviz verilmeden yapılabileceğine inanıyorum.

Konumuzla doğrudan alakası yok;  ama belirtmeden geçmeyelim.  Uzun dönemde sağlıklı ve korunmuş bir çevre ile dengeli ve aydınlık bir toplum için ekonomik büyümeden ve hatta açık ekonomiden taviz verilmesine de taraftarım.

Bunları bir kenara yazdıktan sonra asıl soruya geçelim:  Kriz dönemlerinde doğru bir maliye politikası uygulaması hangi ilkelere bağlıdır?

Maliyenin politikasının üç doğrusu

Sosyal bilimciler aynı harfleri yan yana görmeyi sever.  Pazarlama karmasında 4P’den 4C’ye geçildiğini mutlaka duymuşsunuzdur örneğin.  Siyaset biliminde ise açıklamalar 3i’ye dayandırılır:  İngilizce interests, institutions ve ideas, yani menfaatler, kurumlar ve düşünceler.

Benzer bir şekilde kriz dönemlerinde izlenmesi gereken maliye politikalarının 3T’ye dayanması gerektiğini söyleyebiliriz.  Atıfta bulunduğumuz sözcükler yine İngilizce:  timely, targeted ve temporary, yani zamanlı, hedeflenmiş ve geçici.

Peki, nedir zamanlı, hedeflenmiş ve geçici olması gerekenler?  Mali tedbirler.  Yani kriz dönemlerinde öncelikle ortada bir mali tedbir paketi olması gerekir.  Böyle bir paketin bulunmadığı durumlarda zaten maliye politikasından bahsetmenin anlamı kalmaz.  Oysa ekonominin yavaşladığı ya da küçüldüğü dönemlerde mali tedbirler talebi canlandırmak ve güven tesis etmek açısından büyük önem taşır.

Söz konusu tedbirler zamanlı olmalıdır, bir başka deyişle zamanında alınmalıdır.  İş işten geçtikten sonra alınan önlemler makroekonomik bir fayda sağlamadan kamuya maliyet doğurur.

Örneğin bir hükümet sanayi üretimi zaten düşmüş, çarpan etkileri devreye girmiş, siparişler iptal edilirken işçiler kapının önüne konulmuşken imalat kesimine yönelik teşvikler karara bağladı diyelim.  Bunun faydası sadece krize karşı zaten ayakta kalabilen firmalara olacaktır.  Oysa krizin reel sektöre ilk sıçradığı anda devreye alınacak önlemlerle esas kırılgan durumda olan teşebbüsler kurtarılabilir.

Aynı örnek mali tedbirlerin neden hedeflenmiş olması gerektiğini de açıklamaktadır.  Hedeflenmiş önlemler ekonominin geneline veya tüm ekonomik aktörlere yönelik olanlar değil, belirli kişi ve kurumları hedef alanlardır.  Örneğin kurumlar vergisinin düşürülmesi veya elektrik fiyatlarının indirilmesi genel tedbirlerdir.  Belirli kalemlerde katma değer vergisinin aşağı çekilmesi veya sanayide ya da bazı bölgelerde kullanılan elektriğin sübvanse edilmesi ise hedeflenmiş tedbirler.

Kriz dönemlerinde bazı ekonomik faaliyet ve kesimler diğerlerine göre daha kırılgan ya da daha büyük bir çarpan etkisine (ekonominin geri kalanı üzerinde etkiye) sahip olduğundan tedbirler bunlara odaklanmalıdır.

Disiplinden taviz verilmemeli!

Gelelim 3T’lerin sonuncusuna, yani mali tedbirlerin geçici olmasına.

Osmanlı İmparatorluğu’nun resmi tarih kitaplarımızda gerileme dönemi olarak adlandırılan yıllarında sık sık görülen bir uygulama vardır:  Uzun, yıkıcı savaş dönemlerinde askeri harcamaları karşılamak için bir savaş vergisi salınır.  Savaş biter, aradan yıllar geçer, vergi toplanmaya devam eder.  Bu tip mali uygulamalarının Osmanlı’yı ayakta tutmaya yaramadığını takdir edersiniz!

Gerçekten de kriz dönemlerinde alınan mali tedbirler geçici olmadıkları halde en nihayetinde yarardan çok zarar getirir.  Zira kamu maliyesini ya doğrudan ya da piyasaların işleyişini sekteye uğrayarak dolaylı yoldan bozarlar.

Bu nedenle günümüzde kamu maliyesinde orta vadeli planlama esastır.  Ekonominin kötüye gittiği durumlarda yapılacak harcamalar için iyi günlerde ayarlama yapılması gerekir.

Dolayısıyla kriz dönemlerinde alınacak mali tedbirlerin ekonomik göstergelere endekslenmesi veya vadeye bağlanması yerinde olur.  Örneğin vergi indirimlerinde ucu açık, belirsiz bir indirim yerine “vergi tatili” uygulaması tercih edilmeli, işsizlik yardımlarından faydalanma süresi toplam işsizliğe göre ayarlanmalıdır.

Yapılan araştırmalara göre mali tedbirlerin geçiciliği konusu özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından önem taşımaktadır;  çünkü kamu maliyesinin bozulması gelecekte daha yüksek borçlanma, faiz ve enflasyon beklentisi yaratmaktadır.

Geçen yazımda ekonomik krizler karşısında farklı önlemlerin ayrı ayrı devreye alınıp ilan edilmesi mi yoksa bir arada gündeme getirilmesi, bir paket olarak sunulması mı daha etkili olur diye sormuştum.  Zannedersem ikinci seçeneğin üstünlüğü biraz daha ortaya çıktı bu yazıyla.

Yorumlar

Popüler Yayınlar