Zeytincilik Sektöründe Organik Tarım ve Kırsal Kalkınma: Fırsatlar ve Kısıtlar
2008 yılında Z&Z Akdeniz Kültürü Dergisi 2 (11)'de yayımlanan bir yazım
Merhaba Zeytindostları!
Merhaba Zeytindostları!
Zeytinciliği
gerek dünya genelinde gerekse de Türkiye özelinde diğer bitkisel üretim
dallarından ayıran birçok özellik bulunuyor.
Her şeyden önce zeytin esas olarak Akdeniz iklimi ve klimatolojik
özellikleri eşdeğer nitelikli olan bölgelere özgü bir bitki türü. Dolayısıyla zeytin üretimi bölgesel olarak
yoğunlaşmış bir faaliyet. Bu durum
zeytincilik yapılan yöreleri yoğunlaşmanın olumlusuyla olumsuzuyla muhtemel çevresel
ve ekonomik etkilerine gebe kılıyor.
Yoğunlaşmanın Artısı Eksisi
Örnek vermek
gerekirse zeytin üretimi bir yandan erozyonun önlenmesine yardımcı olurken öte
yandan – nakliyat maliyetleri ve kalite gereklilikleri nedeniyle – ekstraksiyon
tesislerinin zeytinliklere yakın alanlarda kurulması yüzünden karasu sorununa
yol açarak yerel düzeyde çevreye hem yarar hem de zararlı olabiliyor.
Ekonomik açıdan
da durum farklı değil. Zeytinliklerin
kümeleşmesi bilgi ve deneyimlerin yayılmasını, ilaçlama ve mevsimlik işgücü
gibi ortak gereksinimlerin daha avantajlı temin edilmesini, sıkımhaneler ve
pazarlama kanallarının üreticinin ayağına gelmesini sağlıyor. Kısaca verimliliği arttırıp maliyetleri
düşürüyor. Buna karşılık sektörde alternans ve kuraklık nedeniyle sık sık görüldüğü gibi
üretim hacminin ve/veya piyasa fiyatlarının dalgalanması yoğun şekilde
zeytincilik yapılan yörelerde ekonomik daralma yaşanmasına da yol açabiliyor. Tarım ve doğal kaynaklar ile kalkınma
ekonomisi yazınında emtia bağımlılığı adı verilen ciddi bir sorun bu. Ciddi ve her bağımlılık gibi tedavi
gerektiren bir sorun.
Ülkemiz
zeytinciliğinde var yılı – yok yılı döngüsünün milli gelir üzerinde, hasat
zamanı nedeniyle son çeyrek istatistiklerine yansıyan anlamlı bir etkisi olduğu
biliniyor. Fakat zeytinciliğin
Türkiye’nin üretim yapısı ve dış ticaretinde sahip olduğu pay Sahara Altı
Afrika’nın bazı ülkelerinde pamukçuluğun, Orta Doğu’nun kimi devletlerinde
petrolün bulunduğu konumdan epey uzakta.
Dolayısıyla zeytincilikte emtia bağımlılığının Hollanda hastalığı gibi
kalkınma sorunları veya makroekonomik istikrarsızlıklara neden olacağı yok
bizde. Ancak ulusal düzeyden yerele
inildiğinde, yani konuya zeytincilik yapılan yöreler açısından bakıldığında aynı
şekilde olumlu bir tablo çizmek mümkün değil.
Zeytincilikte Emtia Bağımlılığı Tehlikesi
Emtia
bağımlılığının olumsuz etkileri bazı koşullar altında daha belirgin hale
geliyor. Bunlardan birincisi yoğunlaşma
yaşanan bölgelerde – ister tarımsal olsun isterse tarım dışı – diğer ekonomik
faaliyetlerin çeşitliliği. Yoğun şekilde
zeytincilik yapılan yöreler bu açıdan şanssız.
Sıkımhaneler, sofralık zeytin işletmeleri ve depolama tesislerinin
zeytinliklere yakın alanlarda yer alması bu yörelerde ekonomik faaliyetlerin
çeşitlendirilmesini zorlaştırıyor. Ancak
özellikle Edremit Körfezi ve çevresinde turizm önemli bir alternatif faaliyet
oluşturuyor.
Zeytincilik
yapılan yörelerde emtia bağımlılığının daha kuvvetli hissedilmesine yol açan
ikinci husus üretim esnekliğinin düşük olması.
Bir başka deyişle zeytinciliği bırakıp diğer ekonomik faaliyetlere
geçmenin olası veya kolay olmaması.
Zeytin üretiminin başka tarımsal faaliyetlerin yapılmasının zor olduğu sapa
ve tepelik arazilerde gerçekleştirilebilmesi bunun bir nedeni. Zeytinciliğe giriş ve çıkış engellerinin
sadece ekili değil, diğer dikili ürünlerle karşılaştırıldığında bile yüksek
olması, örneğin zeytinlerin seçilen fidan türü ve uygulanan bakım önlemlerine
göre değişmekle beraber optimal verimliliğine en erken beşinci yılda ulaşması
ve zeytinliklerin yasal olarak koruma altında bulunması ise bir başkası. Anlaşılacağı üzere zeytinciliğin yoğun
şekilde yapıldığı yöreler ekonomik gelişmeler karşısında yapısal uyum gösterme
yeterliliği açısından zayıf durumda.
Söz konusu
ekonomik gelişmelerin başında gelen arz – talep dengesi aynı zamanda emtia
bağımlılığının etkisini daha belirgin hale getiren koşullardan ele almak
istediğimiz sonuncusu. Alternans ve
kuraklık nedeniyle yaşanan dalgalanmalara değinmiştik yukarıda. Son yıllarda dünya zeytinyağı piyasası bu
mevsimsel hareketlerin yanı sıra arz ve talebe ilişkin uzun dönemli eğilimlerde
meydana gelen değişikliklerin de etkisi altında. Talep cephesinde durum parlak gözüküyor: Zeytinyağına yönelik ilgide yüksek kaliteli
ürünlerde daha belirgin olan kalıcı bir artış var. Talepte görülen artışa kamunun teşvik edici
düzenleme ve destekleri ile yazılı ve görsel basının sektöre ve ürüne yönelik
ilgisi de eklenince zeytincilik yatırımları patlama göstermiş durumda. Ülkemizin zeytin ağacı sayısının birkaç
yıllık bir sürede % 50 artış göstererek 135 milyona ulaştığı tahmin ediliyor, buna
karşın dikimlerin ardı arkası kesilmiyor.
Dünya genelinde de durum farklı sayılmaz. 1990’lı yılların başına göre dünya zeytinyağı
üretimi 1.000.000 tondan fazla artarak ortalama 2.850.000 tona ulaşmış,
sofralık zeytin üretimi neredeyse ikiye katlanarak 1.800.000 tonu aşmış bulunuyor.
Ancak yeni
dikilen milyonlarca zeytin birkaç yıl içerisinde olgunlaşıp tam verimliliğe
ulaştığında arz – talep dengesinin korunup korunamayacağı
belirsiz. Mevsimsel dalgalanmaların geride
bıraktığımız sezonda olduğu gibi arada bir stokları eritmesine, küresel iklim
değişikliğinin sıcaklık ve kuraklığı istisna değil, kural haline getireceğinin
ve bunun diğer tarımsal faaliyetler gibi zeytinciliği de olumsuz
etkileyeceğinin anlaşılmasına rağmen uzun vadede ciddi bir arz fazlasının
ortaya çıkması, emtia bağımlılığının olumsuz etkilerinin de buna bağlı olarak
artması riski bulunuyor. İç tüketimin
düşük, maliyetlerin yüksek ve dış rekabetin eksik bulunduğu ülkemizde bu risk
daha da yüksek.
Zeytinliklerimizin Yapısal Sorunları
Arz fazlası
önlem alınmadığı taktirde malların elde kalması, fiyatların ayaklara düşmesi
demek. Hatalı kamu politikaları ve tarımsal
piyasaların – özellikle gelişmekte olan ülkelerde – kurumsal derinlikten yoksun
bulunması arz fazlası sorunlarına yapısal bir boyut katabiliyor. Ülkemizde tütünde, şekerde, fındıkta olduğu
gibi.
Zeytinyağında bu
nitelikte bir arz – talep dengesizliğinin ortaya çıkması Balıkesir, İzmir,
Aydın ve Hatay’da kurulmakta olan büyük ölçekli yeni plantasyonlarda olsa olsa yatırımın
geri dönüşü açısından hayal kırıklığı yaratabilir. Ölçek ekonomilerinden faydalanan modern ve
entansif zeytinliklerde üretim hacmi yüksek, birim maliyetler düşük olduğundan bu
işletmeler ekonomik rasyonalitesini koruyacaktır. Kaldı ki yüksek ve istikrarlı üretim daha
geniş pazarlama imkanlarını beraberinde getirmektedir.
Dolayısıyla
zeytinyağında yapısal bir arz fazlası esas olumsuz, hatta yıkıcı tabir
edebileceğimiz etkisini küçük üreticiler üzerinde gösterecektir. Nitekim Türkiye’de yaygın bulunan küçük
ölçekli zeytinlikler, piyasada arz – talep dengesi korunsa dahi önümüzdeki
yıllarda büyük plantasyonlar karşısında rekabet etmekte giderek zorlanacaktır. Avrupa Birliği’nde (AB) görülen üç plantasyon
türünün belli başlı yapısal özellikleri açısından geleneksel Türk
zeytinlikleriyle karşılaştırılması bu konuda açıklayıcı olacaktır. Tablodan görüleceği üzere geleneksel
zeytinliklerimiz AB’deki düşük girdili ve entansif benzerlerinin arasında bir noktada
bulunmaktadır. Ülkemizde kurulmakta olan
büyük ölçekli plantasyonlar ise Avrupa’daki entansif modern işletmeleri aratmayacak
özelliklere sahiptir.
Düşük
girdili geleneksel
AB plantasyonları
|
Entansif
geleneksel
AB plantasyonları
|
Entansif
modern
AB
plantasyonları
|
Geleneksel
Türk plantasyonu
|
|
Tipik lokasyon
|
Tepelik
ve dağlık alanlar, sapa ovalar ve köylerin çevresi
|
Tepelik
ve engebeli araziler
|
Engebeli
ve düz araziler
|
Eğimli
araziler (% 75), düz araziler (%25)
|
Ağaç yoğunluğu
|
40-250/ha
ve dağınık ağaçlar
|
80-250/ha
|
200-400/ha
|
100-250/ha
|
Ağaçların özellikleri ve bakımı
|
Yaşlı. Düzensiz olmakla beraber genelde budama
yapılır. Bağlar ve diğer meyve
ağaçlarıyla karışık olabilir.
|
Yeniden
dikim nedeniyle ağaçlar daha genç olabilir.
Mevcut sıraların arasına dikim yapılarak yoğunluğu arttırma eğilimi.
|
Küçük
gövdeli türler. 25-30 yılda bir
yeniden dikilir ve mekanik olarak budanır.
|
Ağaçlar
yaşlı ve hacimli, plantasyon yapısı ve budama düzensiz.
|
Teraslama
|
Yaygın
|
Bazı
tepelik alanlarda yaygın
|
Çok
seyrek
|
Çok
seyrek
|
Toprak bakımı
|
Otlatma
ve/ya tırpanlama, çapalama. Sık sık
veya arada bir yapılabilir.
|
Düzenli
sürme ve/ya herbisit kullanımı
|
Düzenli
herbisit kullanımı
|
Entansif
geleneksel işletmelerde yılda 3-5 toprak işleme. Eğimli alanlarda toprak işlemesiz. Herbisit
kullanımı yaygın değil.
|
Gübreleme
|
Hiç
veya doğal ya da kimyasal gübreler
|
Kimyasal
gübreler
|
Sulama
veya yaprak spreyleri aracılığıyla uygulanan kimyasal gübreler
|
Hayvan
gübresi ya da kompoze gübre
|
Pestisit kullanımı
|
Hiç
veya arada bir. Bazen bakır ve kireç
gibi geleneksel ürünler kullanılır.
|
Arazi,
zararlılar vs.’ye göre yılda 2-10 uygulama
|
Arazi,
zararlılar vs.’ye göre yılda 2-10 uygulama
|
Kuzey
Ege’de zeytin sineğine karşı çalışmalar. Geleneksel alanlarda genelde
uygulama yapılmıyor.
|
Sulama
|
Bazı
alanlarda yaygın hale gelmekle beraber alışıldık değil.
|
Giderek
yaygın hale geliyor, genelde damla sulama.
|
Yaygın
(damla sulama)
|
Plantasyonların
% 8’i sulanıyor. Son yıllarda damla sulama teşvikiyle artış var. Eğimli
alanlarda genelde yapılmıyor.
|
Hasat yöntemi
|
Elle,
düşük verim olan yıllarda kendi haline bırakılabilir.
|
Elle
veya mekanik
|
Mekanik
|
Sırıkla,
elle veya mekanik
|
İşgücü gereksinimi
|
Çok
yüksek: Hasat, budama, teras ve duvar
bakımı, otların ayıklanması vs.
|
Yüksek: Budama ve hasat
|
Düşük
|
Yüksek: Budama ve hasat
|
Tipik verim
|
200-1.500
kg/ha
|
1.500-4.000
kg/ha
|
4.000-10.000
kg/ha
|
1.200
-2.400 kg/ha
|
Yıllık verimin istikrarı
|
Çok
düşük
|
Düşük
|
Yüksek
|
Düşük
|
Kaynak:
Avrupa Birliği için: Beaufoy, Guy.
2000. The Environmental Impact of Olive Oil
Production in the EU: Practical Options
for Improving the Environmental Impact.
European Forum on Nature Conservation and Pastoralism and
Asociación para el Análisis y Reforma de la Política Agro-rural.
Madrid .
Türkiye
için: Bornova Zeytincilik Araştırma
Enstitüsü’nden alınan bilgi. 2007.
Çözüm Kırsal Kalkınmadan Geçiyor
Akla gelmesi
kaçınılmaz bir soruya peşinen cevap verelim:
AB’de entansif modern plantasyonların yaygın olmasına karşılık
geleneksel zeytinliklerin ayakta kalmaya devam etmesi yorumlarımızda
karamsarlığı kaçtığımızı göstermiyor mu?
Belki; ama AB’nin 1960’lı
yıllardan beri zeytinciliği desteklemek için ciddi maddi kaynaklar ayırdığını,
hali hazırda zeytinliklere yönelik ödemelerin yıllık bütçesinin 2,35 milyar EUR
olduğunu da unutmamak gerekir. Özel
stoklama yardımı, promosyon ve bilgilendirme kampanyaları, yüksek tarifeler vb.
de cabası. Dolayısıyla Avrupa’da
ekonomik olmayan küçük ölçekli zeytinliklerin mevcudiyetlerini sürdürmeleri
şaşırtıcı değildir.
Ayrıca AB
serbest piyasa mekanizmasına aykırı olan zeytincilik düzenlemelerini 1992’de
başlayıp adım adım reforma tabi tutmuş durumda.
Bu süreçte gerçekleştirilen en önemli değişiklikler zeytinyağı üretim
yardımının yerini doğrudan gelir desteğine bırakması ve kırsal kalkınma ile
kalite önlemlerine giderek daha fazla önem verilmesi. AB günümüzde kırsal kalkınma politikasının eksenleri
şöyle tanımlıyor: tarım sektörünün
rekabetçiliğini arttırmak, çevreyi ve kırsal peyzajı iyileştirmek, kırsal
kesimde yaşam kalitesini yükseltmek ve kırsal ekonomide çeşitlendirmeyi teşvik
etmek.
Fırsatları ve Kısıtlarıyla Organik Tarım
Seçeneği
AB’nin kırsal
kalkınma politikası kapsamında öncelik verdiği konulardan bir tanesinin organik
tarım olduğunu söylemeye gerek bile yok.
Neden mi? Birincisi, organik
tarım üretim maliyetlerini ve özellikle gereksinim duyulan işgücünü arttırarak
kırsal istihdama katkıda bulunuyor. Böylelikle
dergimizin dokuzuncu sayısında yayınlanan “Zeytincilik, Köyden Kente Göç ve
Organik Tarım” başlıklı yazımızda anlatıldığı gibi köyden kente göçün
engellenmesini, hatta göç dalgalarının tersine çevrilmesini ve istihdamın çarpan
etkisiyle yerel ekonominin canlanmasını sağlıyor. İkincisi, organik üretimde verimlilik daha
düşük oluyor, bu sayede arz fazlası riski azaltılıyor. Bir üçüncü neden ise tüketicilerin organik
ürünler, özellikle organik sızma için daha yüksek bir kalite primi ödemeye
hazır bulunması, bu sayede zeytincilikten elde edilen geliri arttırması. Dolayısıyla geçen sayımızda belirttiğimiz
üzere arz fazlası sorununa karşı iki ayrı koldan fayda sağlamış oluyor organik
üretim seçeneği. Çevrenin korunması ve kırsal
turizmin canlanarak ekonomik faaliyetlerin çeşitlendirilmesi diğer artıları.
AB’de organik
zeytincilik 1980’li yılların ortalarında yabancı firmaların ihracata yönelik
üretim talebi ile başlamış, 1992 yılında Topluluk düzeyinde organik tarım
mevzuatının kabul edilmesi ve organik dönüşümün kırsal kalkınma önlemleri
kapsamında teşvik edilmesiyle yaygınlaşmış durumda. Belirli yörelerde yerel önderlerin de önemi
büyük olmuş bu süreçte.
Türkiye’ye baktığımızda
organik üretimin aynı dönemde, yine ihracat amacıyla üzümde başlatıldığını
görüyoruz. Bugün organik tarımda kamunun
muhtelif desteklerinin de etkisiyle ilerleme kaydedilmiş durumda. 200.000 hektar arazide 200’den fazla çeşit
organik ürün yetiştiriliyor. Organik
zeytin üretimi ise henüz potansiyelini gerçekleştirememiş durumda. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı verilerine göre 2006-2007
sezonunda organik zeytin üretimi 12.093 ton, toplam rekoltenin neredeyse yüzde
biri. Yani organik zeytinyağı
markalarının 35’i aşmasına (Doğal ve
Organik Ürünler Dergisi, Nisan 2008, s. 25) rağmen üretim cephesinde
katedilecek yol var daha.
Ancak organik tarım
sihirli bir değnek değil, bazı kısıtları olan bir seçenek. Ülkemizde kurulmakta olan büyük ölçekli yeni
plantasyonların bir kısmının baştan organik üretim hedefiyle yola çıktığını
biliyoruz. Buna karşılık küçük üretici açısından
geleneksel zeytinliklerin konvansiyonelden organiğe dönüşümü her zaman kolay ve
başarılı olamıyor.
Her şeyden önce
bir pazarlama stratejisini gerekli kılıyor organik üretim. Ürünün alıcıyla nasıl buluşturulacağının
belli olması gerekiyor. Aksi taktirde
elde kalması veya organik değil, konvansiyonel ürün olarak satılması gündeme
geliyor ki bu ciddi bir zarar demek.
Organik tarımda sözleşmeli üretim modelinin yaygın olması boşuna değil. Organik dönüşüm küçük üreticilerin gerekli
yönetim bilgisine ulaşmak, yüksek maliyetlere katlanmak ve pazarlama gücü elde
edebilmeleri için iyi örgütlenmiş olmalarını da gerekli kılıyor.
Örnek Projeler
Anlattıklarımızı
somutlaştırmak için örnek vermek yerinde olacak. Önce yurtdışından bir başarı öyküsü: Doğal yaşamın korunması için faaliyet
gösteren bir uluslararası sivil toplum örgütü olan World Wildlife Fund’ın (WWF)
İtalya’da 1993 yılından başlayarak AB finansmanıyla gerçekleştirdiği Yenilikçi
ve Sürdürülebilir Zeytincilik Projesi. Nüfusun
seyrek ve yasal korunma nedeniyle ekonomik faaliyetlerin kısıtlı olduğu Cilento
ve Vallo di Diano Milli Park’ında yürütülen bu proje ile bir kooperatif çatısı
altında örgütlenen 150 zeytincinin organik üretime geçmesi sağlanmış. Proje kapsamında seçilen zeytinciler ve
sıkımhaneciler zirai önlemlerden pazarlamaya her konuya ilişkin modüller içeren
200 saatlik kuramsal ve uygulamalı bir eğitimden geçirilmiş ve öğrendikleri
bilgileri yaymaları sağlanmış. Bu sayede
üretilen organik zeytinyağları ise WWF’nin İsviçre, Avrupa ve Japonya
katalogları aracılığıyla satılarak önemli bir gelir elde edilmiş. Böylelikle hem Milli Park’ın korunması hem de
yörenin sakinlerinin ekonomik durumlarının iyileştirilmesi mümkün olmuş.
Türkiye’den
vereceğimiz örnek ise TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Birliği tarafından yürütülen organik
zeytin ve zeytinyağı projesi. Proje
kapsamında uygulama alanı olarak Küçükkuyu seçilmiş. Arazi yapısı ve buna bağlı olarak ilaçlama ve
gübrelemenin neredeyse hiç yapılamaması bu tercihte önemli rol oynamış. 2000 – 2001 sezonunda Ahmetçe yöresinde 40
üreticiyle başlayan proje 13 yöreye ve 150’yi aşkın üreticiye ulaşmış birkaç
yıl içerisinde. TARİŞ’in teknik ekibi
köylülere gerekli eğitimleri vermiş, sorunlarının çözülmesine yardımcı olmuş ve
kontrollerde bulunmuş. Türkiye’de zeytin
sineğiyle mücadele amacıyla ilk kez pet şişe tuzaklarının kullanılması ve elde
edilen ürünlerin yurtdışında ödül kazanması, yüksek fiyatlarla satılması
projenin başarıları arasında. Ancak
TARİŞ 2006 yılında bir pazarlama darboğazıyla karşılaşınca organik ürün alımı
durdurulmuş. Normal üretime göre % 40
ürün kayıpları olduğunu dile getiren üretici ortakların tepkisi de bir şey
değiştirmemiş. Neyse ki Birlik 2007 –
2008 kampanyasında organik ürün alımına devam kararı almış. Yoksa küçük üreticinin konvansiyonel tarıma dönmekten
başka çaresi kalmayacak, emekler boşa gitmiş, fırsatlar kaçırılmış olacaktı.
Görüldüğü üzere
organik tarım ancak kısıtları dikkate alındığı sürece fayda sağlayan, ancak
kırsal kalkınma açısından vazgeçilemez öneme sahip bir seçenek. Özellikle de emtia bağımlılığı sorunuyla
karşı karşıya olan zeytincilik yapılan yörelerimiz için.
* 19-20
Ekim 2007 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen Organik Tarım Türkiye I. Kongresi’nde yazar tarafından sunulan aynı
başlıklı bildiri temel alınarak hazırlanmıştır.
Yazar değerli katkıları nedeniyle Sn. Dr. Mustafa Tan’ın şahsında Tariş
Zeytin ve Zeytinyağı Birliği’ne ve Sn. Dr. Seyfi Özışık’ın şahsında Bornova
Zeytincilik Araştırma Enstitüsü’ne teşekkür etmeyi borç bilmektedir. Tüm hata ve eksiklikler elbet ki kendisine
aittir.
Evren GÜLDOĞAN
Yorumlar
Yorum Gönder