İthalatta Korunma Önlemleri Hukuka Uygun Mu? Hakan Üzeltürk’e Bir Yanıt (I)
2008 yılında Optik ve Optometri (10)'da yayımlanan bir yazım
Kendi alanında
tanınmış, değerli bir hukukçu olan Hakan Üzeltürk, Dünya gazetesindeki Vergi ve Hukuk başlıklı köşesinde 15
Ağustos 2008 tarihinde ilgimizi çeken bir yazı yayınladı. Başlığı “İplik ithalatında hukuka aykırı
uygulama”. Üzeltürk’ün Dış Ticaret
Müsteşarlığı’nın kendisine verdiği yanıt üzerine kaleme aldığı aynı konuyu
irdeleyen ikinci bir yazısı da 26 Ağustos’ta çıktı. Haliyle bize de buradan yanıt vermek düştü!
İplik
ithalatının Optik ve Optometri’yle ne
ilgisi var diye düşünebilirsiniz ilk anda.
Ancak Hakan Üzeltürk’ün hukuka aykırı olarak nitelendirdiği uygulamanın
iplik ithalatında korunma önlemi alınması olduğunu söylersek, üstelik
eleştirisinin sadece bu vakaya değil, genel olarak korunma önlemlerine ilişkin
bir nitelik taşıdığını eklersek durum değişecektir zannedersem. Zira, dergimizin geçmiş sayılarında ele
aldığımız üzere, gözlük sektörümüzün son yıllarda özellikle Uzak Doğu ülkeleri
olmak üzere üçüncü ülkeler karşısında rekabet etmekte zorluk çekmesi sonucu
başvurduğu tedbirler arasında ithalatta korunma ve gözetim önlemleri önemli bir
yer tutuyor.
Hevesimiz Kursağımızda Kalmasın!
Nitekim Dış
Ticaret Müsteşarlığı 2001 yılından bu yana yerli üreticilerimizin başvuruları
üzerine tam beş defa korunma önlemi soruşturması yürütmüş ve her seferinde
gözetim uygulamaları devreye almış durumda.
Korunma önlemi soruşturmaların sonuncusu 30 Ocak 2008 tarih ve 26772
sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren İthalatta Korunma
Önlemlerine İlişkin 2008/1 sayılı Tebliğ ile sonuçlanmış, Bakanlar Kurulu’na gözlük
çerçeveleri ithalatında ek mali yükümlülük uygulanması önerilmişti. Bu öneri 5 Mart 2008 tarih ve 26807 sayılı
Resmi Gazete’de yayınlanan 2008/13223 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
aracılığıyla kabul edildi. Dolayısıyla gözlük
çerçeveleri ithalatına birinci yıl 3 USD/adet, ikinci yıl 2,85 USD/adet ve üçüncü
yıl 2,7 USD/adet tutarında olmak üzere üç yıl süreyle ek mali yükümlülük
getirilmiş oldu.
Söz konusu
kararla ilgili olarak “Gözlük sanayicilerimiz bir parça nefes almış oldu
böylelikle.” demişiz daha önce. Ancak
Hakan Üzeltürk haklıysa alınan nefes kursakta kalan hevese dönüşebilir!
Zira hukuka
aykırılık, idare hukukunda iptali gerektirir.
Yani hukuka aykırı olduğu tespit edilen idari işlemin geriye dönük
olarak hukuk âleminden kaldırılmasına sebebiyet verir. Bu durum iktisadi açıdan geriye yönelik
olarak etkili olmasa bile, bir başka deyişle hukuki izdüşümü açısından
kaldırmaya eşdeğer bir sonuç doğursa dahi, bahse konu idari işlemin artık
uygulanmayacağı anlamına geldiğinden iktisadi teşebbüsler açısından önem taşır. Özellikle de korunma önlemleri gibi süreli,
etkisi dinamik tedbirler bahse konu olduğunda.
Dolayısıyla Hakan Üzeltürk’e bir
yanıt vermek gerekiyor. Aksi takdirde
iplik ithalatı bağlamında dile getirdiği eleştiri gözlük sektörünü olumsuz
etkileyecek bir emsale dönüşebilir!
İplik İthalatında Sorun Nedir?
Öncelikle hukuka aykırı olduğu
iddia edilen kararın üzerinden kısaca geçmemiz yerinde olacak. Bilindiği üzere Türkiye dünyanın en önemli
tekstil ve hazır giyim imalatçı ve ihracatçıları arasında yer alıyor. Ancak bu sektörler ülkemizin başta Çin olmak
üzere Uzak Doğu ülkeleri karşısında uluslararası rekabet gücünü korumakta en
çok zorlanan üretim dalları arasında.
Bizce bu durumun temel nedeni
Türkiye’nin tekstilde yaşanan küresel dönüşümü geç fark etmesi, tepki vermekte
geç kalması. Tipik bir örneği ise 2005
tarihli İstanbul Bildirgesi. Tabi son
birkaç yıldır durumu kurtarmaya yönelik ciddi çalışmalar da var. Bir yandan tekstil ve hazır giyimin rekabet
gücünü arttırmaya yönelik olarak mesleki eğitimden kümelenmeye, tasarım geliştirmeden
marka yaratmaya birçok alanda başarılı projeler, pozitif tedbirler
alınıyor. Öte yandan ise sektörü dış
rekabetten korumaya yönelik ticari savunma araçları, yani negatif tedbirler
devrede.
Tekstilde ticari savunma
uygulamaları içinde bulunduğumuz 2008 yılında iplik üretimine yoğunlaşmış
halde. Muhtelif sınıf ve türde ipliklere
ilişkin olarak bu yıl yürütülerek tamamlanmış veya tamamlanmak üzere olan üç
ayrı anti-damping soruşturması var.
Aslında yılın ilk aylarında gerçekleştirilmiş dördüncü bir başvuru daha
söz konusu. Ancak edindiğimiz bilgiye
göre ticaret ve sanayi odaları ile bir özel şirketin pamuk ipliğine ilişkin
olarak yaptıkları bu başvuru Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından ithalatta
haksız rekabetin önlenmesi için gerekli unsurlara sahip olmadığından kabul
edilmemiş. Şikayetçi kuruluşlar bunun
yerine korunma önlemi başvurusu yapmaya yönlendirilmiş.
İthalatta Korunma Önlemlerini
Değerlendirme Kurulu’nun işte bu başvuruya istinaden soruşturma açılması kararı
Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından 23 Mayıs 2008 tarih ve 26884 sayılı Resmi
Gazete’de yayınlanan İthalatta Korunma Önlemlerine İlişkin 2008/5 sayılı Tebliğ
aracılığıyla duyuruldu. Kurul ayrıca üç
farklı gümrük tarife istatistik pozisyonunda yer alan pamuk ipliklerinin
ithalatında 200 gün süreyle, net kilogram başına 1,03 ABD Doları tutarında ek
mali yükümlülük şeklinde geçici önlem uygulanmasını Bakanlar Kurulu’na
önerdi. Öneri 15 Temmuz 2008 tarih ve
26937 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2008/13857 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
vasıtasıyla kabul edildi.
Pamuk ipliğini girdi olarak
kullanan, dolayısıyla böyle bir önlemden olumsuz şekilde etkilenecek olan kumaş
ve hazır giyim üreticileri bu duruma sert tepki gösterdi. Tartışmanın ayrıntılarına girmeye gerek yok,
ancak oldukça sert geçtiğini ve tarafları uzlaştırmak için birçok toplantı
düzenlendiğini söyleyelim. Alt piyasa
üreticilerinin baskısı sonuçta etkili oldu.
Korunma önlemi soruşturması 11 Ağustos 2008 tarih ve 26964 sayılı Resmi
Gazete’de çıkan İthalatta Korunma Önlemlerine İlişkin 2008/7 sayılı Tebliğ
aracılığıyla kapatıldığında Bakanlar Kurulu’na kesin önlem olarak önerilen ek
mali yükümlülük, geçici önlemin tersine sadece bir gümrük istatistik tarife
pozisyonunda yer alan pamuk ipliklerini kapsıyordu. Ayrıca tutar ve hacmi daha dar tutulmuştu.
Hukuka Aykırılık Gerçekten Var Mı?
Şimdi gelelim Hakan Üzeltürk’ün
iddialarına. Yazar 15 Ağustos tarihli
“İplik ithalatında hukuka aykırı uygulama” yazısında şöyle diyor (Alıntılar
aynen aktarmadır.): “Ek mali yükümlülük
yoluyla yapılan korumacılık sektör açısından doğru olabilir. Fakat vergi, resim, harç ve benzeri mali
yükümlülükler koyma yetkisi bakımından hukuken problem vardır. Dış ticaretin düzenlenmesi kapsamında
vergiler konusunda Bakanlar Kurulu’na Anayasamızın 167. maddesinin 2. fıkrası
ile yetki verilmiştir.”
Atıfta bulunulan “Piyasaların
denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi” başlıklı 167. madde Anayasa’nın mali ve
ekonomik hükümler kısmında yer alıyor ve mikroekonomik açıdan en önemli hükmünü
teşkil ediyor. İkinci fıkrası şu
şekilde: “Dış ticaretin ülke
ekonomisinin yararına olmak üzere düzenlenmesi amacıyla ithalat, ihracat ve
diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek
mali yükümlülükler koymaya ve bunları kaldırmaya kanunla Bakanlar Kuruluna
yetki verilebilir.”
Görüldüğü üzere fıkranın anlamı,
ufak bir anlatım hatası içermesine rağmen gayet açık. Ancak sayın Üzeltürk pek dikkatli okumamış
olsa gerek ki bu fıkrayla vergiler konusunda Bakanlar Kurulu’na yetki
verildiğini iddia ediyor. Oysa 167.
maddede vergiler ve benzeri yükümlülüklerden değil, ek mali yükümlülüklerden
bahsediliyor ve yetki verilmiyor, verilebilmesine imkân tanıyor.
Üzeltürk’ün bu özensizliği
yazısının devamında da sürüyor. Yazara
göre “11 Ağustos 2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2008/7 sayılı
‘İthalatta Korunma Önlemlerine İlişkin Tebliğ’ ile getirilen ek mali yükümlülük
düzenlemesinde 15.7.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2008/13857 sayılı
Bakanlar Kurulu kararının eki İthalatta Geçici Korunma Önlemi Uygulanmasına
İlişkin Karar’a atıf yapmaktadır.” Oysa
yapmamaktadır. Yukarıda belirtildiği
üzere bahsi geçen Bakanlar Kurulu Kararı aracılığıyla soruşturma kapsamında
geçici korunma önlemi alınmıştır. 2008/7
sayılı Tebliğ ise soruşturmayı kapatarak kesin önleme ilişkin öneride
bulunmaktadır. Tebliğin atıfta bulunduğu
düzenlemeler aslında 10 Mayıs 2004 tarih ve 2004/7305 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararı’na ekli İthalatta Korunma Önlemleri Hakkında Karar ve İthalatta Korunma
Önlemleri Yönetmeliği’dir.
Velhasıl yazar İthalatta Korunma
Önlemlerini Değerlendirme Kurulu’nu oluşturan bu düzenlemelerin farkında
gözükmemekte ve sözlerine şöyle devam etmektedir: “Anayasamızın vergilerle ilgili 73.
maddesinde yer alan kanunilik ilkesi sözkonusu iken Dış Ticaret Müsteşarlığı
yapmış olduğu düzenlemelerle vergilerin sınırlarını çizmekte, kapsamını
daraltıp genişletmekte ve dolayısıyla Bakanlar Kurulu’na verilen yetkinin bile
hukuka aykırı olduğu bir ortamda yasama organı olan TBMM’ye ait olan bir
yetkiyi kullanmaktadır.”
Şimdi 2008/7 sayılı Tebliğe dönüp
Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın gerçekten yetki gaspı yapıp yapmadığına bir
bakalım. Tebliğ’in “Kurul Kararı”
başlıklı üçüncü maddesinde şu ifadeler yer alıyor: “İthalatta Korunma Önlemlerini Değerlendirme
Kurulu, 52.06 ve 52.07 gümrük tarife istatistik pozisyonlarında yer alan
eşyanın ithalatında yürütülen korunma önlemi soruşturmasının önlemsiz
kapatılmasına; 52.05 gümrük tarife
istatistik pozisyonunda yer alan eşyanın ithalatında 3 (üç) yıl süreyle ek mali
yükümlülük şeklinde korunma önlemi uygulanmasına; (…) ek mali yükümlülüklerin uygulamanın
birinci, ikinci ve üçüncü yılları için aşağıda yer alan tabloda gösterilen
tutarlarda tespit edilmesi (…) hususlarında Bakanlar Kurulu’na öneride
bulunulmasına karar vermiştir.”
Açık bir şekilde görüldüğü üzere
karar Dış Ticaret Müsteşarlığı’na değil, İthalatta Korunma Önlemlerini
Değerlendirme Kurulu’na ait. Ayrıca
“vergilerin sınırlarını çizmekte” de değil.
Neden mi? Birincisi, Tebliğ’de
vergiden değil, ek mali yükümlülük uygulanmasından bahsediliyor. Üzeltürk bir vergi hukukçusu olmasına rağmen
pek farkında gözükmemekle beraber Anayasamızın yukarıda yer verilen hükmü
vergilerle ek mali yükümlülükler arasında hukuksal bir ayrıma gidiyor. İkincisi, İthalatta Korunma Önlemlerini
Değerlendirme Kurulu korunma önlemi uygulanmasına karar vermekle beraber ek
mali yükümlülük konusunda sadece Bakanlar Kurulu’na öneride bulunuyor. Bakanlar Kurulu’nun uygun görmediği taktirde
öneriyi kabul etmeme veya değiştirerek kabul etme hakkı saklı durumda.
Nitekim Dış Ticaret Müsteşarlığı
bu hususlarda Hakan Üzeltürk’e yazılı bilgilendirmede bulunmuş. Ancak ikna olmayan Üzeltürk 26 Ağustos 2008
tarihli “Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın cevabı” yazısında “tebliğin 3. maddesinde
noktalı virgüllerle ayrılan ifadelere bakıldığında ‘üç yıl süreyle ek mali
yükümlülük şeklinde korunma önlemi uygulanmasına’ ifadesi yer almaktadır. Son kısımda mali yükümlülüğün tutarı ve
muafiyet konusunda Bakanlar Kurulu’na öneride bulunulacağı belirtilmiştir.”
demekte. Aslında son kısımda bahsi geçen
öneri Tebliğin yayınlanmasıyla beraber yapılmış olup Bakanlar Kurulu’nun
öneriyi kabul etmemesi durumunda Kurul’un kararı kadük kalacağından Üzeltürk’ün
yetki gaspı görüşünde ısrarı yersizdir.
Buna karşılık geri adım atmayan
yazar bir de “Bu kararın kurul kararı olduğu iddiasının tebliğin başında yazan
Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndan ifadesi karşısında bir anlamı bulunmamaktadır.”
diyerek bu konularda Türkiye’nin en saygın gazetelerinden bir tanesinde köşe
yazısı kaleme almasına rağmen İthalatta Korunma Önlemleri Hakkında Karar ve
Yönetmeliği okumadığını açığa vurmaktadır.
Zira bu düzenlemelerde yürütmenin Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın bağlı
olduğu Bakan tarafından gerçekleştirilmesi, ayrıca Kurul’un sekreterya
hizmetlerinin Müsteşarlık tarafından sağlanması hükme bağlanmaktadır.
Görüldüğü üzere Hakan Üzeltürk’ün
ithalatta korunma önlemleri çerçevesinde ek mali yükümlülük uygulanmasının Dış
Ticaret Müsteşarlığı’nın yetki gaspı nedeniyle hukuka aykırı olduğu iddiası
temelden yoksundur. Bu durumun nedeni
ise yazarın ele aldığı konuyu incelerken gerekli özeni göstermemesidir. Ancak Üzeltürk’ün iddialarının bir de Bakanlar
Kurulu açısından incelenmesi gerekmektedir.
Zira Anayasamız ek mali yükümlülükler konusunda Bakanlar Kurulu’na yetki
verilebileceğini hükme bağlamakta olduğundan hukuka aykırılık iddialarının
tamamen cevaplanabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu yönde bu
tasarrufu bulunup bulunmadığının tespit edilmesi lazım gelmektedir. İşte gelecek yazımızın amacı da bu olacaktır.
Evren GÜLDOĞAN
Yorumlar
Yorum Gönder