Yabancı Devletlerden Kaynaklanan Haksız Rekabet Karşısında Ne Yapılabilir?

2008 yılında Optik ve Optometri 5'te yayımlanan bir yazım

Küreselleşme sürecinin etkisiyle sınırötesi mal ve hizmet akımlarının hacminde görülen ciddi artış Sahra Altı Afrika’dan Kuzey Avrupa’ya, bir başka deyişle en az gelişmişinden en zenginine tüm ülkelerde bazı sektörlerin dış kaynaklı rekabet karşısında zorlanmasına neden oluyor.  Sıkıntıya düşen üreticiler ya ithalat karşısında savunmaya geçiyor ya da rekabet güçlerini arttırmak için çaba gösteriyor.

Ticari savunma araçlarının, yani korunma önlemleri ile dampinge karşı ve telafi edici önlemlerin, bir de aynı bağlamda ele almayı doğru bulduğumuz gözetim uygulamalarının bu çerçevede önemi büyük.  Neden diye soracak olursanız cevabımız ticari savunma araçlarının haksız rekabet yaratan veya aniden artış gösteren ithalatın yerli üreticilere zarar vermesi veya bu tehlikeyi doğurması ihtimaline karşı başvurulabilecek, katı kurallara tabi ve geçici bir süreliğine uygulanan önlemler olması.  Yani özü itibariyle serbest ticaret ilkesine aykırı bulunmaması.  Zaten aksi taktirde ticari savunma araçları merkezinde Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) yer aldığı çoktaraflı ticaret sistemi dahilinde bir yer bulması düşünülemezdi.

Gözetime Devam Derken

Özellikle Çin Halk Cumhuriyeti menşeli ürünler karşısında sıkıntı çeken gözlük sanayimiz ticari savunma araçlarının yabancısı değil.  Ancak bugüne kadar gözetim ve korunma önlemleriyle yetinilmiş.  Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) 2001 yılından bu yana yerli üreticilerin başvuruları üzerine beş defa korunma önlemi soruşturması yürütüp her seferinde gözetim uygulamaları almış devreye.

Bu soruşturmalardan gözlük çerçevelerine ilişkin olarak sürdürülen sonuncusu 30 Ocak 2008 tarih ve 26772 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren İthalatta Korunma Önlemlerine İlişkin 2008/1 sayılı Tebliğ ile tamamlandı.  Bakanlar Kurulu’na yapılan gözlük çerçevesi ithalatına üç yıl süreyle ek mali yükümlülük getirilmesi önerisi 5 Mart 2008 tarih ve 26807 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2008/13223 sayılı Karar ile kabul edildi.  Açılan tarife kontenjanına ilişkin başvuru, dağıtım ve lisans koşulları ise 28 Mart 2008 tarih ve 26830 sayılı Resmi Gazete’de yer bulan İthalatta Kota ve Tarife Kontentajı İdaresine İlişkin 2008/1 sayılı Tebliğ ile ilan edildi.

DTM gözlük çerçevelerine ilişkin korunma soruşturmasını sürdürürken İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin 2007/21 ve 2007/22 sayılı Tebliğler aracılığıyla gözlük çerçeveleri ve bazı gözlükler ile gözlük aksam ve parçalarına ilişkin ileriye yönelik iki ayrı gözetimi de devreye almıştı.  Soruşturmanın tamamlanmasını takiben bu Tebliğler yerlerini 2008/8 ve 2008/5 sayılı Tebliğlere bıraktılar.  2008/8 sayılı Tebliğ’de ABD doları/adet cinsinden CIF kıymet eşikleri oldukça daha düşük tutulurken güneş gözlükleri dışındaki gözlükler optik tarzda işlenmiş camları olanlarla sınırlandırıldı.  Ancak 13 Mart’ta yayınlanan bu Tebliğin üzerinden daha bir ay bile geçmeden 9 Nisan’da çıkan 2008/10 sayılı Tebliğ ile optik tarzda işlenmiş camları olan gözlüklere bu sefer değer sınırlandırması olmaksızın ileriye yönelik gözetim getirildi.  Böylelikle gözetim uygulamalarına da devam denilmiş oldu.  Yürürlükte olan gözetim önlemleri tabloda özetlenen şekilde.


Gümrük Tarife Pozisyonu
Eşya Tanımı
Gözetim Uygulaması Tebliği
CIF Kıymet ($/Adet)
9003.11
Plastik maddelerden olanlar
2008/8
4
9003.19
Diğer maddelerden olanlar
4
9003.90
Aksam ve parçalar
2008/5
Kıymet gözetilmeksizin
9004.10
Güneş gözlükleri
2008/8
8
9004.10.10.00.00
Optik tarzda işlenmiş camları olanlar
2008/10
Kıymet gözetilmeksizin
9004.90.10.00.11
Optik tarzda işlenmiş camları olanlar
9004.90.90.00.11
Optik tarzda işlenmiş camları olanlar


Gözümüz Gelecekte

Gözlük sanayicilerimiz kabul edilen korunma önlemi sayesinde bir parça rahat nefes almış durumda.  Velhasıl korunma önlemleri ithalatı engellemeyip geçici bir süreliğine kısıtlama altına aldığı için rehavete kapılmamak gerekiyor.  Kazanılan süre geleceğe yönelik stratejileri belirlemek için değerlendirilmeli.  Öncelik elbet ki sektörün rekabet gücünün arttırılmasına verilmeli bu çerçevede.  Ancak ithalat karşısında savunma ihtiyacının tekrar doğması halinde ne yapılacağı da düşünülmeli.

Korunma önlemleri kısa süreli, uzatılması durumunda bundan olumsuz etkilenen ülkelerin karşı önlem almasını mümkün kılan, adım adım liberalizasyona gidilmesini gerektiren ve böyle olunca haliyle tekrarlanma şansı da pek olmayan ticari savunma araçları.  Dolayısıyla sektörün geleceğe yönelik stratejilerini belirlerken diğer ticari savunma araçlarına yönelmesi gerekiyor.  Bunlar da ithalatta haksız rekabetinin önlenmesini amaçlayan anti-damping ve anti-sübvansiyon uygulamaları.

Kısaca Hatırlayalım

Optik ve Optometri’de iki sayı önce anti-damping konusunu işledik, geçen sayıda ise ithalatta haksız rekabetin diğer yüzü olan sübvansiyonları incelemeye başladık.

Kısaca hatırlatmak gerekirse DTÖ Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması işe sübvansiyon kavramını tanımlayarak başlıyor.  Buna göre sübvansiyonun üç unsuru var.  Mali katkı niteliğinde olması, bir hükümet veya kamu makamı tarafından verilmesi ve alana fayda sağlaması.  Bir sübvansiyonun Anlaşma kapsamına girmesi için aynı zamanda bir teşebbüse veya teşebbüslere, bir sektöre veya sektörlere veya ülkenin belirli bir bölgesine özgül (spesifik) olması gerekiyor.

Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması sübvansiyonları yasak ve önlem alınabilir şeklinde ikiye ayırıyor.  İhracat performansına bağlı olan veya üretimde ithal mal yerine yerli girdilerin kullanılmasını teşvik eden sübvansiyonlar yasak sınıfına giriyor.  Önlem alınabilir sübvansiyonlar ise yasak olmamakla beraber diğer DTÖ üyesi ülkeler üzerinde olumsuz etkileri bulunanlar.


İhlaller Nasıl Telafi Edilir?

DTÖ kuralları sübvansiyonları tanımlamak ve sınıflandırmakla kalmıyor elbet.  Bir hükümetin yasak veya önlem alınabilir sübvansiyonlar vermesi durumunda diğer ülkelerin ne şekilde önlem alabileceğini de ortaya koyuyor.

Anlaşma yasaklı sübvansiyonlar için ihtilafların halli mekanizmasının hızlandırılmasını hükme bağlıyor.  İhtilafların halli mekanizması DTÖ tarafından çoktaraflı ticaret sisteminin ana direği olarak kabul ediliyor.  Zira DTÖ kurallarının ihlal edilmesi durumunda başvurulacak yöntemi ayrıntılı bir şekilde kurallara ve takvime bağlayarak sistemi daha güvenilir ve öngörülebilir kılıyor.

Yasak bir sübvansiyonun verilmesi ya da muhafaza edilmesi halinde mekanizma şöyle işliyor:  Şikayetçi ülke yasak bir sübvansiyon verdiğine inandığı ülkeyi sübvansiyonun mevcudiyeti ve tabiatına ilişkin elinde bulunan kanıtları beyan ederek istişarelerde bulunmaya davet ediyor.  İstişare talebinden sonraki otuz gün dahilinde bir çözüme ulaşılmaması halinde taraflar sorunu İhtilafların Halli Organı’na taşıyabiliyor.  Bu Organ tüm DTÖ üyelerinin temsil edildiği Genel Konsey’den başkası değil ve oybirliğiyle aksine karar verilmediği sürece ihtilafın incelenmesi için derhal bir panel oluşturmak durumunda.  Şikayetçi taraf iddiasından vazgeçmedikçe oybirliğinin sağlanması mümkün değil elbette.  Panel dediğimiz ise genelde üç bağımsız uzmandan oluşan ve ihtilafı hukuki açıdan inceleyen bir nevi savcılık makamı.  Sübvansiyonlar ve telafi edici önlemlere ilişkin olarak DTÖ’nün beş kişilik Daimi Uzmanlar Grubu’ndan da faydalanabilen panellerin doksan günlük bir süre içerisinde konuyla ilgili raporunu hazırlaması, sübvansiyonun yasak sınıfına girdiğini tespit etmesi halinde geri çekilmesi talep etmesi ve bunu bir takvime bağlaması gerekiyor.  İhtilafların Halli Organı panel raporunu taraflar temyize gitmediği sürece otuz gün içerisinde kabul etmek durumunda.  Temyiz Organı’nın da yine otuz günü var konuyla ilgili bir karara varmak için.  Temyiz raporu İhtilafların Halli Organı tarafından yirmi gün içerisinde ya kabul edilmeli ya da oybirliğiyle red.

İhtilafların halli mekanizması sonucunda ortaya çıkan nihai karar taraflar açısından bağlayıcı hale geliyor.  Peki panel veya temyiz raporunun içerdiği talepler belirlenen takvim dahilinde yerine getirilmezse ne olacak?  İhtilafların Halli Organı bu kez karşı tarafa münasip düşen karşı önlemler uygulaması için izin veriyor.  Karşı önlemlerin ne şekilde olması gerektiği Anlaşma’da yazılı değil, taraflara esneklik tanınmış.  Ancak bunun kötüye kullanılmasını engellemek için orantılı olmaları şartı getirilmiş ve bir tahkim prosedürüne yer verilmiş.  Önlemlere tabi kalan ülkelerin yaptıkları tahkim başvuruları sayesinde ise hakemler “münasip” ve “karşı” gibi kavramlar üzerinde sayfalarca yorumda bulunma şansını yakalamış!

Telafi Edici Önlemler

Yasak sübvansiyonların verilmesi durumunda ne yapılabileceğini gördük.  Gelelim önlem alınabilir olanlara.  Anlaşma şikayetçi ülkelere bu konuda iki seçenek tanıyor:  karşı önlemler veya telafi edici önlemler.  Belirli bir sübvansiyona ilişkin olarak ya birinin ya da ötekinin uygulanması gerekiyor.

Karşı önlemlere gidilebilmesi için yine ihtilafların halli mekanizmasına başvurulması gerekiyor;  ama bu sefer süreç hızlandırılmış olarak işlemiyor.  İstişarelere altmış, panele yüz yirmi, temyize altmış gün süre tanınıyor.

Telafi edici önlemler seçeneği ise usul ve esasları açısından anti-damping uygulamasına oldukça benziyor.  Nitekim bu yüzden Türkiye dahil birçok ülke anti-damping ve anti-sübvansiyon uygulamalarını tek elden, yani aynı mevzuat kapsamında yürütüyor.

Önlem alınabilmesi için yerel sanayi adına yeterli kanıtlarla desteklenmiş bir başvuru üzerine üye ülkenin yetkili makamları tarafından bir soruşturma yürütülmesi gerekiyor.  Böyle bir başvuru kabul edildiğinde soruşturma başlatılmadan önce ilgili ülkelerle istişarelerde bulunulması ve buna soruşturma boyunca devam edilmesi şartı var.  Bu istişareleri ihtilafların halli mekanizması doğrultusunda işleyen süreçle karıştırmamak gerek.

Sübvansiyon soruşturmaları sonucunda telafi edici önlem alınabilmesi için sübvansiyonun mevcudiyeti ve tutarı ile yerli sanayide gerçekleşen zararın tespit edilmesi ve bu ikisi arasında illiyetin bağı kurulması lazım.  Yukarıda belirtildiği gibi Anlaşma’da yer verilen tanıma göre sübvansiyonların alana fayda sağlaması gerekiyor.  Bu nedenle soruşturmada sübvansiyon tutarı alana sağlanan fayda üzerinden hesaplanıyor.  Yani piyasa koşullarına göre avantaj sağlamayan sübvansiyonlara karşı önlem alınması mümkün değil.

Zararın incelenmesinde sübvansiyonlu ithalatın hacmi, bu ithalatın benzer ürünün fiyatları üzerindeki etkisi ve bu etkinin ürünün yerli üreticilerin ekonomik durumuna yansıması dikkate alınıyor.  Burada zarar maddi zarar, zarar tehdidi veya yerli üretim dalının kurulmasının fiziki olarak gecikmesi anlamlarına gelebiliyor.  Soruşturmaların illiyet ayağında ise yerli üretim dalına zarar vermesi muhtemel diğer etken ve gelişmeler incelenerek bunların yol açtığı zararın sübvansiyonlu ithalata atfedilmesinin önü alınıyor.

Dampinge karşı önlemler gibi ilave gümrük vergisi şeklinde olan telafi edici önlemler ancak tüm bu saptamalar yapıldıktan ve karşı tarafla istişareler konusunda yeterli gayret sarfedildikten sonra konulabiliyor.  Telafi edici önlemin sübvanse ve ihraç edilen ürünün birimi başına hesaplanan sübvansiyon tutarı kadar olması esas.  Bununla birlikte sübvansiyonlu ithalat nedeniyle meydana gelen zararın daha az bir tutar veya oranda vergi konulmasıyla telafisi mümkünse bu tutar veya oran kadar vergi ihdas ediliyor.

Türkiye’de Bir İlk

DTÖ Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması’nın önemi geçmişe göre oldukça artmış durumda.  Bu durumun iki nedeni var.  Birincisi DTÖ anlaşmalarında ortaya konulan, belirli türde sübvansiyonların karşı ve telafi edici önlemlerden muaf tutulduğu müddetlerin dolmuş ve yenilenmemiş olması.  İkincisi ise Çin Halk Cumhuriyeti’nin DTÖ’ye üye olması ve piyasa ekonomisi olarak kabul edilme yolunda ilerlemesinin bu ülkeye karşı anti-damping silahına giderek daha az başvurulabileceği anlamına gelmesi.  Dolayısıyla artık telafi edici önlemlere daha çok ilgi gösteriliyor, özellikle Avrupa Birliği’nde.

Türkiye de bu eğilimden nasibini almış durumda.  DTÖ istatistiklerine göre anti-dampingte açılan soruşturmalar açısından dünyada onuncu, kesin önlemlerde ise yedinci sırada olan ülkemiz içinde bulunduğumuz yıla kadar tek bir sübvansiyon soruşturması bile başlatmamıştı.  Derken 30 Ocak 2008 tarih ve 26772 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin 2008/6 sayılı Tebliğ ile sübvansiyona karşı soruşturmalarda sübvansiyon tutarının tespit edilmesine ilişkin usul ve esaslar kabul edildi.  DTM bizleri fazla merakta bekletmeyerek ilk soruşturmayı da 6 Şubat 2008 tarih ve 26779 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2008/8 sayılı Tebliğ ile Hindistan menşeli polietilen tereftalat filmlere ilişkin olarak açtı.

Dolayısıyla gözlük sanayimizin ileride ticari savunma araçlarına tekrar gereksinim duyması halinde anti-damping seçeneğinin yanı sıra telafi edici önlem başvurusu yapma imkanını da dikkate alması yerinde olacak.


Evren GÜLDOĞAN

Yorumlar

Popüler Yayınlar