AB’de Zeytincilik Nasıl Destekleniyor?

2006 yılında Z&Z Akdeniz Kültürü Dergisi 1 (2)'de yayımlanan bir yazım


Zeytindostlarına Merhaba

Rivayet o dur ki Cevat Şakir Kabaağaçlı, nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı, son nefesini verirken bile başını açık pencereye çevirmiş, gökyüzünün mavisine kendisiyle özdeşlenen o gür “Merhaba”yı göndermiş.  Benim merhabam elbet ki cılız kalacak Balıkçı’nın yanında.  O bizlere zeytinyağını baş tacı eden Akdeniz uygarlığının binlerce yıllık birikimini öğretmişti, ben sizlere bu uygarlığın günümüzdeki mirasçısı Avrupa Birliği’nin zeytinyağı için neler yaptığını aktaracağım.

Zira Türkiye – sonu üyeliğe varsın varmasın – AB’yle katılım müzakereleri sürdüren, Avrupa’yla her zaman yakın ticari ve ekonomik ilişkiler içinde olacak bir ülke.  Üstelik AB dünya zeytinyağı üretim ve tüketiminin, ithalat ve ihracatının % 70 ila 80’ini gerçekleştirdiğinden Türkiye için hem ihraç pazarı hem de rakip konumunda.  Dolayısıyla AB’deki zeytincilik düzenlemelerini iyi bilmemiz gerekiyor.  Bu bize ulusal politikalarımızla kıyaslama yapma, böylelikle hem sektörün geleceğiyle ilgili tartışmalarımızı daha sağlıklı yürütme hem de faydalı AB uygulamalarını üyeliği beklemeden hayata geçirip rekabet gücümüzü arttırma fırsatı verecek.

AB’nin yüzlerce sayfalık zeytincilik mevzuatını ve tam elli yıllık uygulama tecrübesini tek bir yazıda incelemek mümkün değil tabi.  Bu nedenle Z & Z’nin her sayısında farklı bir konuyu ele alacak, genel durum değerlendirmesini ise sona bırakacağım.  Böylelikle ülkemizde zeytinciliğin ve dolayısıyla Halikarnas Balıkçısı’nın hayal ettiği gibi Akdeniz kültürünün güçlendirmesine ufak bir katkım olursa ne mutlu bana.  Evet Zeytindostları, “Merhaba”!


Avrupa Birliği’nin (AB) kökenleri İkinci Dünya Savaşı sonrasında kıtada kalıcı bir barış ve istikrar ortamı yaratma çabalarına dayanır.  Önce savaş açısından stratejik öneme sahip olan kömür ve çelik sektörleri uluslarüstü bir topluluğun çatısı altına alınır, sonra ekonomik bütünleşme derinleşir, bu sefer barış açısından stratejik olan tarım sektörüne gelir sıra.  Oluşturulan Ortak Tarım Politikası (OTP) ile üreticiler için adil bir gelir temin edilmesi, arzın garanti altına alınması, tarımsal verimliliğin arttırılması gibi hedefler güdülmektedir.  Bu amaçla korumacı bir tutum benimsenmiş, üretim ve dış ticarete yönelik tedbirler alınarak yüksek bir taban fiyat politikası izlenmiştir.  Ancak zamanla bu politika sürdürülemez hale gelmiş ve reform ihtiyacı başgöstermiştir.  Zeytincilik açısından da durum farklı değildir.

Eski Sistem:  Ne Kadar Üretim O Kadar Prim

OTP ilk oluşturulduğunda, Fransa’daki cüzi miktarda üretimi saymazsak, AB’de zeytincilik yapılan tek Üye Devlet İtalya’ydı.  Dolayısıyla, 1980’li yıllarda Yunanistan, İspanya ve Portekiz’in katılımına kadar, zeytinyağı AB için marjinal bir ürün olarak kalmış, buna karşın yine de üretim yardımı adı altında verilen bir prim ile destekleme kapsamında tutulmuştur.  Primin seviyesi zeytincilerin eline geçmesi hedeflenen tutar olan üretim hedef fiyatı ile serbest piyasadaki fiyatları yansıtması gereken temsili piyasa fiyatının arasındaki fark kadardır.  Kurumsal fiyatlar olarak adlandırılan bu rakamlar sonradan dondurulmuş, üretim yardımının seviyesi 1322,5 Euro/ton olarak sabitlenmişti.

Üretim yardımı sistemi pek olumlu sonuçlar doğurmamıştır.  Zira primler yüzünden her şeyden önce piyasadaki arz-talep dengesi bozuluyor, büyük arz fazlaları ortaya çıkıyordu.  Fiyatların çökmesini engellemek için bu sefer ihracat iadeleri ve kamu alımları gibi tali araçlar devreye sokuluyor, AB bütçesinin yükü giderek artıyordu.  Ayrıca sistem niteliği değil, niceliği teşvik ediyordu.  Yani istenen kalitede üretim gerçekleşmiyordu.  Bir başka sorun ise üretim hacmini arttırmak için kullanılan entansif üretim tekniklerinin ve artan karasu salınımının çevreye büyük zarar vermesiydi.  Son olarak sektörde büyük yolsuzluklar yaşanıyordu.

AB bu durum karşısında önceleri zeytinyağı tüketimini arttırmak için promosyon kampanyaları düzenlemek gibi “pozitif” önlemlere başvurdu.  Ancak durum başa çıkılacak gibi değildi.  Dolayısıyla “negatif” önlemlere geçildi.  Bu çerçevede her üretici Üye Devlet için aşağıdaki tabloda gösterilen bir ulusal garantilenmiş miktar kabul edildi.  Üretim bu miktarı aşarsa üretim yardımlarının 1322,5 Euro/ton olan birim tutarı orantısal olarak azaltılacaktı.  İkinci bir önlem olarak 1 Mayıs 1998’den sonra dikilen zeytin ağaçları yardım sistemi haricinde bırakıldı.  Tali araçlar zamanla kaldırıldı.  Ayrıca sektörde yolsuzlukları engellemek için bir coğrafi bilgi sistemi kuruldu, kaliteyi arttırmak için tedbirler hayata geçirildi.

Üretici Üye Devlet
Ulusal garantilenmiş miktar (ton)
Azami toplam yardım (Euro)
İspanya
760.027
1.005.135.708
Fransa
3.297
4.360.283
Yunanistan
419.529
554.827.103
İtalya
543.164
718.334.390
Portekiz
51.244
67.770.190
Slovenya
400
533.000
Kıbrıs Cumhuriyeti (GKRY)
6.000
7.995.000
Malta
150
199.875

Toplam

1.777.261
2.350.427.673

Yeni Sistem:  Zeytine Değil, Zeytinciliğe Destek

Ancak Brüksel’de sular durulmamıştı.  AB’nin merkezi ve doğu Avrupa’ya doğru genişleyecek olması, uluslararası ticaret müzakerelerinin yarattığı baskılar, bölgesel politika ve gıda güvenliği gibi alanlarda benimsenen, OTP’yle çelişen yeni hedefler ve küreselleşmenin etkisiyle değişen zihniyet yapıları genel bir reformu gerekli kılıyordu.  Sonunda, başta Fransa’dan olmak üzere yükselen muhalefete rağmen, 1999’da Gündem 2000 ve bunun devamı olarak 2003’te Fischler reformları ile OTP’nin çehresi büyük değişikliğe uğramıştır.

Gerçekleştirilen reformun üç ana unsuru bulunmaktadır.  Birincisi bağlantısız ödeme, yani bir çeşit doğrudan gelir desteğidir.  Buna göre faal durumda bulunan çiftçilerin hakedişleri, o yıl yaptıkları üretim değil, tarihsel bir referans döneminde gösterdikleri verimlilik üzerinden hesaplanacaktır.  Dolayısıyla hakedişler sabit kalacaktır.  İkinci ana unsur çapraz-uyumdur.  Çiftçilerin yardımları hak etmesi iyi tarım uygulamaları çerçevesinde ve AB mevzuatı tarafından ortaya konulan zorunlu çevre, kamu, hayvan ve bitki sağlığı ve hayvan gönenci kurallarına uygun üretim yapmasına bağlı olacaktır.  Son ana unsur ise kırsal kalkınmaya daha çok kaynak aktarılmasıdır.
2003’te kabul edilen Fischler reformu çerçevesinde sofralık zeytin ve zeytinyağı ile diğer Akdeniz ürünlerine ilişkin düzenlemeler bir sonraki yıl karara bağlanmıştır.  Üretim yardımı sistemi altında her Üye Devlet’in alabileceği azami toplam yardım ulusal zeytincilik destekleme tavanı olarak kabul edilmiş, dolayısıyla toplam destek bütçesi 2,35 milyar Euro seviyesinde sabitlenmiştir.  Ferdi bir zeytincinin hakedişi ise 1999/00 ila 2002/03 pazarlama yıllarında aldığı üretim yardımlarının ortalaması olarak belirlenmiştir.  Denetleme coğrafi bilgi sistemi ve entegre idare ve kontrol sistemi aracılığıyla gerçekleştirilecektir.

Zeytinci Üye Devletler’e bağlantısız ödeme sisteminde üç konuda esneklik tanınmıştır.  Bunlardan ilki reform nedeniyle mevcudiyetleri tehlikeye girecek, ancak çevresel veya toplumsal bir öneme sahip olan zeytinliklerin muhafaza edilmesi için ilave bir prim verilmesi amacıyla ulusal zarflar oluşturulması imkanıdır.  İspanya ulusal tavanının % 6.4’ünü bu amaçla tahsis etmiştir.  İkinci esneklik çevrenin korunması, kalitenin iyileştirilmesi ve ürünün pazarlanması açısından önem taşıyan zirai yöntemler, örneğin ekolojik tarım için ilave ödemeler yapılması seçeneğidir.  Bu ödemeleri finanse etmek için zeytincilik bütçesinde Yunanistan % 4, Portekiz ise % 10’luk bir kesinti uygulamaya karar vermiştir.  Son esneklik ise sektörde kalite önlemlerinin finansmanı için kaynak ayrılması olanağıdır.  Yunanistan ve İtalya bu amaçla % 5’lik birer kesintiye gitmiştir.  Görüldüğü üzere AB’de her Üye Devlet destekleme bütçesini kendi gereksinimlerine göre tahsis etmektedir.

Türkiye’de Durum

AB’nin yukarıda özetlenen elli yıllık deneyimi tarımsal desteklemelerde tutardan çok sistemin tartışılması gerektiğini ortaya koymaktadır.  Peki Türkiye’de sistem nasıl işlemektedir?  Nisan 2006’da kabul edilen 5488 sayılı Tarım Kanunu tarımsal destekleme araçları arasında hem doğrudan gelir desteğine hem de fark ödemesi adı altında prim sistemine yer vermektedir.  Yani ülkemizde zeytinciliğin geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi karma bir sistemle desteklenmesi sürdürülecektir.

Bu durumda zeytincilik için hem bir fırsat hem de bir tehdit söz konusudur.  Zira kanunen fark ödemelerinde öncelik arz açığı görülen sektörlerdedir.  Oysa sektörde arz fazlası tartışmaları yaşanmaktadır.  Ancak “Açık kaliteli üretimde!” sloganıyla söz konusu fark ödemelerinin, AB’deki esnek doğrudan gelir desteği uygulamasında görülen ilave ödemeler ve kalite önlemlerinin finansmanına yönlendirilmesi önemli bir fırsattır.  Böylelikle tüm Ege Bölgesi’nde görülen yapısal sorunları olan zeytinliklerimizin ekonomik açıdan rahatlaması ve modernleşmelerinin kolaylaştırılması sağlanacağı gibi daha verimli ve katma değeri yüksek bir şekilde üretim ve pazarlama yapmamız da temin edilecektir.

Evren GÜLDOĞAN

Yorumlar

Popüler Yayınlar