Gözlüğe de Gözetim Gerek! Optik Sektöründe Gözetim ve Korunma Önlemleri
2007 yılından Optik ve Optometri 11'de yayımlanan bir yazım
Evren GÜLDOĞAN
Serbest Ticaret Faydalı
Başınızı kaldırıp şöyle bir etrafınıza
bakın. Evinizde, ofisinizde, hatta yolda
giderken çevrenizde bulunan eşyaların, malzemelerin birçoğunun ithal malı
olduğunu göreceksiniz. Aynen benim bu
yazıyı hazırlarken kullandığım dizüstü bilgisayarın, içtiğim kahvenin, elimin
altında duran İngilizce ekonomi kitabının ve odamı ısıtan doğalgazın olduğu
gibi. Buna karşılık bir de dünyanın dört
bir yanında Türk yapımı televizyonların izlendiğini, ülkemizde üretilen ticari
taşıtların kullanıldığını, Türk tütününün içildiğini, hatta İtalyan
lokantalarında Ege zeytinyağıyla yemekler yapıldığını düşünün. İşte size serbest ticaretin bir fotoğrafı!
Her zaman farkında olmasak da serbest
ticaret olgusunun hayatımızı böyle yakından etkilemesi şaşırtıcı değil
aslında. Nedeni ise gayet basit: Serbest ticaret ekonomik açıdan faydalı. İthalat ülkemizde hiç bulunmayan veya
aradığımız tür veya kalitede üretilmeyen ya da daha pahalıya çıkan malları
yurtdışından temin edip tüketmemizi, ihracat daha büyük bir pazara arzda
bulunup karlılığımızı arttırırken risklerimizi azaltmamızı sağlıyor. Böylelikle yaşanan rekabet ise bir ülkenin
üretim kaynaklarının en verimli şekilde kullanılmasını sağlayarak milli geliri
yükseltiyor. Serbest piyasa ekonomisi
olarak adlandırdığımız ve bir ülkede yerleşik şirketlerin tüketicilere ulaşmak
için devlet müdahalesi olmadan kendi bildikleri gibi yarışmasını öngören sistem
de aynı amaca hizmet ediyor.
Ancak Kurallara da Uyulmalı!
Serbest ticaretin faydalı
olmasına karşılık yurtdışından gelen mallara her zaman “Bırakınız geçsinler.”
demek mümkün değil. Nasıl serbest piyasa
ekonomisinin sağlıklı bir şekilde işlemesi borçlar, ticaret ve rekabet hukuku
gibi kuralları gerekli kılıyorsa serbest ticaretin de gerektirdiği kendine özgü
düzenlemeler var. Merkezinde Dünya
Ticaret Örgütü (DTÖ) ile Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması’nın (GATT) yer
aldığı ve ülkemizin de mensubu bulunduğu çoktaraflı ticaret sistemi işte bu
düzenlemeleri kapsıyor.
Peki nedir serbest ticaretin
kuralları? Kamu sağlığının ve çevrenin
korunması gibi temel gereklilikleri bir yana bırakırsak, her şeyden önce
ithalatın kısa dönemde sağlayacağı faydanın aynı anda veya uzun vadede daha
büyük bir maliyet getirmesinin önüne geçilmesi gerekir. Böyle bir durum dış ticaret dengesizliğinin
yarattığı sürdürülemez bir cari işlemler açığından yabancıların rekabet ihlalleri
ve haksız rekabet uygulamalarına birçok nedenden kaynaklanabilir. DTÖ kuralları bu tür sorunlardan herbiri için
farklı bir çözüm mekanizması koymaktadır ortaya. Ancak bu çözümlere başvurulması öyle kolay
değildir. Hükümetlerin korumacılık
refleksinin zaptedilmesi ve çoktaraflı ticaret sisteminin bütünlüğünün
korunması amacıyla ayrıntılı koşullar getirilmiştir.
İthalat Karşısında Korunmanın Önemi
Diyelim ki bir malın ithalatında
ani bir artış kaydedildi. Yerli üretici
zorda, piyasaya giren daha ucuz yabancı mallar karşısında pazar payını
kaybediyor. Kapıya kilit vurma, işçilere
yol verme tehlikesi ufukta belirdi belirecek.
Bu durumda yapılacak bir şey yok mu?
Serbest piyasa ekonomisi ve
serbest ticaret dinamikleri böyle bir durumun sağlıklı bir rekabetten
kaynaklanmasında sorun görmüyor. Tam
tersine tüketicilerin arzu ettikleri mallara daha ucuza ulaşması, yerli üretim
kaynaklarının daha verimli olacakları alanlara kaymasını olumlu karşılıyor. Ancak bu öyle bir günde gerçekleşecek bir iş
değil. Alet edavat satılacak, borçlar
kapatılacak, işinden olanlar yeniden istihdam edilecek... Kısacası rekabetin üretim yapısı üzerindeki
olumlu etkileri ancak uzun dönemde ortaya çıkacak. Bu durumda ülkenin kısa vadede zararlı
çıkması ya da kısa vadede sağlanacak faydanın siyasal veya sosyal açıdan kabul
edilebilir olmaması mümkün. Ayrıca yerli
üretim bir anda çökerse yabancıların fiyatları yükseltip tüketiciyi mağdur etme
riski de var. Nitekim önerdikleri düşük
fiyatların ardında zaten bir rekabet ihlali yatıyor olabilir.
İşte bu ihtimalleri dikkate alan
DTÖ kuralları ithalatın yıkıcı etkilerine karşı başvurulabilecek yöntemlere yer
vermektedir. Üstelik söz konusu
yöntemlere durum böylesine ağır olmadığı zaman da başvurmak mümkündür. Türkiye’de Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) aracılığıyla
uygulanan bu önlemlere bir göz atmak faydalı olacaktır.
Damping ve Sübvansiyonlar
GATT Madde VI ve Uygulanmasına
dair Anlaşma bir şirketin bir malı kendi piyasasına sürdüğü fiyattan daha düşük
bir fiyata ihraç etmesi, yani damping yapması ihtimalini göz önüne
almaktadır. Bu durumda malın satıldığı
ülkenin ithalatta haksız rekabetin önlenmesi için bir soruşturma açıp gerekli
görüldüğünde ilgili şirkete karşı telafi edici bir gümrük vergisi koyması
mümkündür. Anti-damping olarak da
adlandırılan bu önlemin amacı ithalatçı ülke piyasasının yıkıcı fiyatlarla ele
geçirilmesinin engellenmesidir. DTÖ
Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması ise hükümetlerin ihracatçı
şirketlere maliyetlerini düşürerek fiyatlarını kırmalarını sağlayacak teşvikler
vermesi durumunda ithalatçı ülkelere aynı hakkı tanımaktadır. Ancak hükümetlerarası ilişkilerin diplomatik
doğası uygulamada sadece kilit sektörlere ilişkin teşviklerin soruşturma konusu
olmasına imkan tanımaktadır. Tarım sektörüne ilişkin destekler de hassas
nitelikleri nedeniyle bu çerçevede ele alınmamakta, DTÖ Tarım Anlaşması
tarafından ayrıca düzenlenmektedir.
Gözetim ve Korunma Önlemleri
Yerli üreticilere zarar veren
ithalatın dizginlenmesi için illahi dampingli veya sübvansiyonlu olmasına gerek
yoktur. DTÖ Korunma Önlemleri Anlaşması ithalattaki
ani artışların yerli sanayiye ciddi şekilde zarar vermesi veya bu tehlikeyi
doğurması durumunda ithalatın geçici olarak kısıtlanmasına izin vermektedir. Bu kısıtlama gümrük vergilerinin arttırılması
veya kantitatif sınırlamalar, yani kotalar getirilmesi şeklinde olabileceği
gibi karma bir önlem de uygulanabilir.
Ancak 1980’li yıllarda ayyuka çıkan “gönüllü ihracat kısıtlamaları” gibi
ihracatçılara baskı uygulanmasını içeren yöntemler yasaklanmıştır. Ayrıca önlemlerin ayrımcı olmaması, yani bütün
DTÖ üyelerini kapsaması esastır.
Korunma önlemi başvurularında
yerli sanayi tarafından üretilen malın ithal malının aynısı veya benzeri olduğu,
ithalatta kaydedilen artışın öngörülemeyen bir nitelikte olup ticaretin
serbestleşmesinden kaynaklandığı ve yerli üreticilerin karşı karşıya bulunduğu
zarar ile artan ithalat arasında bir nedensellik bulunduğu kanıtlanmalıdır. İlgili makam, yani Türkiye’de DTM tarafından
usulüne uygun olarak yürütülecek bir soruşturma bu iddiaların haklılığını
tespit ederse korunma önlemlerinin hayata geçirilmesinin önü açılır. DTM’nin soruşturma süresi dokuz aydır; gerekli görülen durumlarda bu süre iki ay
daha uzatılabilir. Açık kanıtların
bulunduğu ve gecikmenin telafisi güç zararlara neden olacağı durumlarda süresi
200 günü geçmemek üzere geçici önlemler alınabilir. Korunma önlemlerinin süresi geçici önlemlerin
uzunluğu dahil olmak üzere dört yıldır.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler gerekli görüldüğü durumda bu süreyi
10 yıla kadar uzatılabilir. Ancak üç
yıldan sonra korunma önleminden etkilenen ülkeler karşı önlem
alabilmektedir. Önlem süresinin bir yılı
aştığı durumlarda yerli sanayinin serbest ticaretin getireceği rekabet
koşullarına intibakını temin etmek amacıyla önlemlerde adım adım liberalizasyona
gidilir.
DTÖ kurallarının içerdiği bir
başka mekanizma ise gözetimdir. Gözetim
önlemleri korunma önlemleri ile aynı amaca hizmet eder; ancak daha yumuşak bir yöntem izler. Gözetimin temel amacı bir malın ithalatının
yakından izlemeye alınmasıdır. Geçmişe
dönük olduğu gibi ileriye yönelik olarak yürütülebilir. İleri yönelik uygulamalarda önleme tabi malın
ithalatı diğer gümrük işlemlerinin yanı sıra DTM tarafından düzenlenen gözetim
belgelerinin arz edilmesine bağlıdır.
Dolayısıyla ithalat prosedürleri artmakta ve zorlaşmaktadır. DTÖ İtlalat Lisansları Prosedürleri Anlaşması
bu tür işlemlerin genel olarak basit, şeffaf ve öngörülebilir tutulmasını hükme
bağlayarak gözetim önlemlerini korunma önlemlerinden ayırmaktadır. Ancak gözetim birçok durumda korunmanın
habercisi olmaktadır.
Türkiye’de Optik Sektörüne İlişkin Uygulamalar
Türkiye’de optik sektörü gözetim
ve korunma önlemlerine yabancı değildir.
DTM 2001 yılında Gözlük İmalatçıları Derneği’nin başvurusu üzerine İthalatta
Gözetim ve Korunma Önlemlerine ilişkin 2001/9 sayılı Tebliğ aracılığıyla Çin
Halk Cumhuriyeti (ÇHC) menşeli gözlük çerçeveleri ve bunların aksam ve
parçaları ile gözlükler ve benzerlerine ilişkin olarak gözetim uygulaması ve
korunma soruşturmasına başlamıştır.
Soruşturma sonucunda piyasada ciddi bir fiyat kırılması ve bunun olumsuz
etkilerinin gözlemlendiği saptanarak 2002/6 sayılı Tebliğ ile o dönemde DTÖ
üyesi olmayan ve özel kurallara tabi bulunan ÇHC menşeli ürünlere üç yıl
süreliğine kota getirilmiştir.
DTM optik sektörünü yakından
izlemeye devam etmiş, 2004/10 sayılı Tebliğ ile aynı ürünlere ilişkin olarak, bu
sefer ülke ayrımı olmaksızın bir gözetime başlamıştır. Ancak bu önlem yeterli gelmemiş, ÇHC menşeli
ürünlere ilişkin korunmanın sona ermesiyle yerli üreticiler tekrar sıkıntıya
girerek yeni bir korunma başvurusunda bulunmuştur. Bunun üzerine harekete geçen DTM İthalatta
Korunma Önlemlerine ilişkin 2007/1 sayılı Tebliğ ile hali hazırda devam eden
bir soruşturma başlatmıştır. Ayrıca İthalatta
Gözetim Uygulanmasına İlişkin 2007/21 ve 2007/22 sayılı Tebliğler aracılığıyla
sektöre ilişkin ileriye dönük iki ayrı gözetim devreye alınmıştır. Bu önlemlerin kapsadığı ürünlerin
niteliklerine tabloda yer verilmektedir.
Gözetim Uygulaması Tebliği
|
Gümrük Tarife Pozisyonu
|
Eşya Tanımı
|
CIF Kıymet ($/Adet)
|
2007/21
“Gözlük çerçevesi”
|
9003.11
|
Plastik maddelerden olanlar
|
30
|
9003.19
|
Diğer maddelerden olanlar
|
30
|
|
9004.10
|
Güneş gözlükleri
|
40
|
|
9004.90
|
Diğerleri
|
40
|
|
2007/22
“Gözlük aksam ve
parçaları”
|
9003.90
|
Aksam ve parçalar
|
Kıymet
gözetilmeksizin
|
Yerli üretime zarar veren ithalat
karşısında DTÖ kurallarının ortaya koyduğu çözüm mekanizmalarına başvurulması
Türk optik sektörünün en doğal hakkıdır.
Ancak bu çözümlerin geçici, serbest ticaretin ve faydalarının kalıcı
olduğu unutulmamalıdır. Türk optik
sektörü geleceğe güvenle bakmak istiyorsa haksız rekabet uygulamalarına
direnmekle beraber esas olarak kendi rekabet gücünü ve piyasa payını arttırmaya
odaklanmak, kamudan taleplerini bu amaca yönelik olarak kurgulamak
durumundadır.
Evren GÜLDOĞAN
Yorumlar
Yorum Gönder