Avrupa Adalet Divanı’ndan Pamukçuluk Dersi
2007 yılında Cumhuriyet Tarım ve Hayvancılık 2 (29)'da yayımlanan bir yazım
Pamukçuluk Türkiye için stratejik
öneme sahip tarımsal sektörlerden biri.
Ülkemiz sadece dünyanın önde gelen pamuk üreticilerinden değil, aynı
zamanda pamuğu ham madde olarak kullanan - ve petrol fiyatlarının artması
nedeniyle suni elyaftan tekrar bu ürüne dönen - tekstil sektöründe de önemli
bir ihracatçı. Kısacası pamukçuluk
dolaylı/dolaysız yüz binlerce ailenin geçim kaynağı. Bu nedenle Tarımsal Yeniden Yapılanma
Uygulama Projesi kapsamında doğrudan gelir desteğine (DGD) geçilmesine karşın
pamuk üretimi prim sistemiyle teşvik ediliyor.
Nisan 2006’da kabul edilen 5488 sayılı Tarım Kanunu da teşviklerin fark
ödemesi düzenlemesiyle sürdürülmesini hükme bağlıyor. Ancak pamukçular verilen primlerin ve diğer
tarımsal desteklerin seviyesinden memnun değil, pamuğa olan ilginin
canlanmasına karşılık birçok üreticinin maliyetleri karşılayamadığı ve üzüm
gibi başka ürünlere kaydığı ifade ediliyor.
Eylül 2006’da Avrupa Birliği’nin
(AB) yargı organı olan Avrupa Adalet Divanı tarafından verilen bir karar bu
bağlamda büyük önem taşıyor. Zira Adalet
Divanı pamukçuluğun nasıl desteklenmesi gerektiğini ortaya koyan bir içtihat
oluşturmuş durumda. Bu kararı incelemeden
önce AB’nin pamukçuluk düzenlemelerini kısaca gözden geçirmek gerekiyor.
Avrupa Birliği’nde Pamuk Düzenlemeleri
AB’nin kurulduğu yıllarda pamuk
üreticisi bir üyesi bulunmuyordu. Bu
durum 1981’de Yunanistan’ın üyeliğiyle değişti.
Yunanistan’ın Katılım Antlaşması’nın Dört Nolu Protokolü pamuğun
tarımsal üreticiler için adil bir gelirin temin edilmesi ve verimliliğin
arttırılmasını hedefleyen Ortak Tarım Politikası kapsamına alınmasını
sağlıyordu. 1986’da İspanya ve Portekiz
üye olduğunda ilgili düzenlemeler bu ülkeleri de kapsayacak hale getirildi.
Söz konusu düzenlemeler kütlü
pamuğun tonuna 1995/96 sezonundan itibaren 1.063 € seviyesinde dondurulan bir
rehber fiyat ile dünya fiyatları arasındaki fark kadar üretim yardımı
verilmesini öngörmekteydi. Yani 5488
sayılı Tarım Kanunu’nda yer alan fark ödemesi düzenlemesine benziyordu. Ancak yardım tutarı üretici ülkeler için
saptanan ulusal garantilenmiş miktarlara tabiydi ve doğrudan üreticilere değil,
asgari bir fiyat üzerinden alım yapan çırçırcılara verilmekteydi.
Ortak Tarım Politikası 2003
yılında yarattığı bütçe sıkıntıları, çevreye verdiği zarar ve uluslararası
ticaret müzakerelerini olumsuz etkilemesi gibi nedenlerden dolayı kapsamlı bir
reforma tabi tutulmuştur. Bu reformun
ana unsuru desteklemenin üretimden bağlantısız hale getirilmesidir. Buna göre Avrupalı çiftçilere bundan böyle
tarihsel referans dönemleri üzerinden hesaplanan sabit bir ödeme yapılacak,
buna karşılık çapraz uyum ilkesi altında iyi tarım uygulamaları ve ilgili
standartlara göre üretim yapmaları gerekecektir. Yani AB bir çeşit DGD uygulamasını benimsemiştir.
2004’te pamuk ve diğer Akdeniz
ürünleri de reform kapsamına alınmıştır.
2000 ila 2002 yılları referans dönemi olarak alınarak pamukçuluk
destekleme bütçesi yaklaşık 700 milyon € olarak saptanmıştır. Ancak pamukçulukta ciddi bir gerileme
yaşanabileceği endişesiyle bu bütçenin tamamı değil, % 65’i bağlantısız
ödemelere ayrılmış, geri kalanının hektar başına spesifik yardım olarak
dağıtılmasına karar verilmiştir. Yardım
verilecek azami elverişli arazi 455.360 hektar olarak belirlenmiştir. Elverişli hektarlar ise pamuk ekilen ve
ürünün normal zirai koşullar altında en azından koza açılım devresine kadar
muhafaza edildiği araziler olarak tanımlanmıştır.
İspanya’nın İtirazı
ve Mahkemenin Kararı
İspanya AB Bakanlar Konseyi’nde
yapılan görüşmelerde yeni pamuk destekleme sistemine ret oyu vermiş, yeni
düzenlemeler buna rağmen kabul edilince de Avrupa Toplulukları Adalet
Divanı’nda Konsey aleyhinde dava açmıştır.
İspanyollar pamuk için verilecek spesifik yardımların seviyesinin ve
elverişli hektarların sadece ürünün koza açılım devresine kadar muhafaza
edilmesine bağlı olarak tespit edilmesinin pamukçuluğun yoğun olarak yapıldığı
bölgelerde sektörün ayakta kalmasına ve pamuk yerine başka ürünler ekilmesinin
önünün alınmasına yeterli olmadığını iddia etmiştir. Buna göre hukukta orantısallık etkisi
çiğnenmektedir.
Adalet Divanı C-310/04 sayılı bu
davada kabul edilen düzenlemelerin pamukçuluk sektöründe Ortak Tarım
Politikası’nın hedeflerine ulaşılması için münasip olup olmadığını incelemiş,
yani yerindeliğe bakmıştır. Buna göre
yetkili makamların aldıkları kararın düzenlenen konuyla ilgili tüm etken ve
koşulları dikkate aldığını gösterebilmesi gerekmektedir.
Ancak Adalet Divanı spesifik
yardımın tutarı belirlenirken sabit işgücü maliyetlerinin dikkate alınmadığını
saptamıştır. Bu maliyetlerin hesaba
katılmadığı durumda pamukçular için adil bir gelirin temin edilmesi ve
dolayısıyla pamuğun yerini başka ürünlerin almamasının garanti altına
alınamadığı belirlenmiştir. Konsey
mahkemenin önünde bunun aksini kanıtlayamamıştır. Ayrıca reformun çırçırcıların ekonomik
durumuna potansiyel etkisinin incelenmediği, oysa pamuk üretiminin yakın
çevrede çırçırcı olmaması durumunda ekonomik olmadığı, dolayısıyla böyle bir
değerlendirme yapılmaksızın pamukçuluk için gerekli destekleme seviyesinin
saptanamayacağı da ortaya konulmuştur.
Sonuç olarak Adalet Divanı Eylül
2006’da orantısallık ilkesinin ihlal edildiğine karar vermiş ve yeni pamuk
destekleme sistemini feshetmiştir. Ancak
bir hukuksal boşluk oluşmasına müsaade vermemek amacıyla fesih kararını yeni
bir düzenleme kabul edilene kadar askıya almıştır.
AB’de alınan bu karar Türkiye’yi bağlamıyor tabi ki. Ancak hem pamukçuluğa verilecek desteklerin
ne kadar titizlikle saptanması gerektiğini hem de yetkili makamların aldıkları
kararların ortaya koydukları hedeflere uygunluğunu kanıtlamak zorunda olduğunu
göstermesi açısından önemli bir emsal oluşturuyor. Bu nedenle pamukçuluk sektörümüz ve kamu
kurumları tarafından dikkatle incelenmeyi hak ediyor.
Evren GÜLDOĞAN
Evren GÜLDOĞAN
Yorumlar
Yorum Gönder