Gözlükte Beklenen Korunma Önlemi Geldi
2008 yılında Optik ve Optometri 2'de yayımlanan bir yazım
Küreselleşmenin Getirdiği Hassasiyet
Son yıllarda gözlük sektörümüzün
özellikle Uzak Doğu ülkeleri olmak üzere üçüncü ülkeler karşısında rekabet
etmekte zorlandığı genel olarak kabul gören bir yargı. Üstelik sadece ihraç pazarlarının
kaybedilmesi değil söz konusu olan, iç piyasada da ciddi sıkıntı
yaşanıyor. İthalat ve ihracat rakamları
yıldan yıla dalgalanma gösterse bile sektörde atıl kapasite baki kalıyor. Hatta rekabet ortamına ayak uyduramayan daha
küçük işletmelerin kapıya kilit vurmasıyla üretim kapasitesinde göreceli bir
gerileme yaşanıyor.
Kuşkusuz ki bu durum ne
Türkiye’ye özgü ne de gözlük sektörüne.
Küreselleşme süreci bir yandan bilgi ve iletişim teknolojilerinin
ilerlemesi öte yandan mali ve ticari düzenlenmelerinin serbestleşmesi ve belki
de en önemlisi büyümeye yönelik politikaların yurtiçine odaklanmak yerine dışa
açılmasıyla ister mal ve hizmetler isterse de üretim faktörleri söz konusu
olsun sınırötesi akımların hacmini ciddi şekilde arttırdı. Ancak bu akımlara eşlik etmesi gereken
yapısal dönüşüme, sosyal güvenceye, kamu maliyesine ve siyasal iletişime
yönelik politikaların benimsenmesi ve hayata geçirilmesinde aynı başarı
gösterilemedi. Çevrenin ve insanlığın
ortak mirasının korunması ise ayrı bir mesele.
Sonuç olarak Amerika Birleşik
Devletleri’nin mali sorunlarının ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin büyüme
kapasitesinin etkileriyle nasıl başedeceğini bilemeyen bir dünya ekonomisiyle
karşı karşıya kaldık. Bunlardan ilkinin
yarattığı olumsuzlukları geride bıraktığımız Ocak ayı boyunca para ve sermaye
piyasalarını takip edenler veya takip etmek zorunda kalanlar bir kez daha
gördü. İkincisinin etkilerini görmek ise
iş dünyasını daha yakından takip etmeyi gerektiriyor. Ancak buna ayıracak vakti olmayanlar için
İstanbul Ticaret Odası’nın 2007 yılında yayınladığı kitapların başlıklarına göz
atmak da yeterli: “Otomotiv Yan Sanayi
ve Çin Malları ile Rekabet Gücü”, “İnşaat Sektörü ve Çin Malları ile Rekabet
Gücü”, “Oyuncak Sektörü ve Çin Malları ile Rekabet Gücü”... Liste uzayıp gidiyor.
Dolayısıyla gözlük sektörümüzün
uluslararası rekabet ortamında zorlanmasına, özellikle Çin’den gelen ürünler
konusunda hassasiyet göstermesine şaşırmamak gerekiyor. Asıl soru bu konuda ne yapıldığı, asıl sorun
ise ne yapılması gerektiği. Elde bulunan
seçenekler de belli. İzlenebilecek
stratejiler, alınabilecek önlemler iki grupta toplanıyor: Savunmada kalmak ya da topu rakip sahada
oynamak.
Çin’e Karşı Başvurulan Savunma Önlemleri
Gözlük sektörümüzün savunma
konusunda başarılı sayılması gerektiği, hakkını aramak için ayağı yere basan
girişimlerde bulunduğu yadsınamaz. Buna
karşın bazı konularda pek planlı programlı hareket edilmediği de gözden
kaçmıyor. Sektör ithalat karşısında
savunma amacıyla hem engelleyici hem de koruyucu önlemlere başvurmuş.
Engelleyici önlemlerden kastımız
sınırötesi mal akımının – günümüz koşullarında elbet ki kısmen – ortadan
kaldırılması. Ülkemize kaçak yollardan
giren ve genelde Çin menşeli olan mallarla mücadele edilmesi bunun bir
parçası. Kaçak olsun ya da olmasın yerli
veya yabancı markaları taklit eden, ticari kuruluşların sınai mülkiyet hakları
ve en azından bir kısım tüketicinin haklarını ihlal eden ürünlere gümrüklerde
el koyulması, piyasadan toplatılması da öyle.
Ancak bu konuda Türkiye’nin kendi sicilinin de sütten çıkmış ak kaşık
olmadığı biliniyor.
Engelleyici önlemlerin hem
etkinlik hem de toplumsal refah açısından en önemlisi “standart dışı” olarak
tabir edilen, yani bu tür ürünlerde aranan temel kalite gerekliliklerini
karşılamayan, dolayısıyla insan sağlığına tehdit oluşturan, tüketici haklarını
ihlal eden ve haksız rekabet yaratan mallara karşı yürütülen takdire değer
çalışmalar. Özellikle güneş
gözlüklerinde görülen bu sorun karşısında sektör ciddi uğraş vermiş. Sonuç olarak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 24
Temmuz 2002 tarihi itibariyle TS EN ISO 12870 “Oftalmik Optik –Gözlük
Çerçeveleri Genel Özellikler ve Deney Metotları” standardını zorunlu olarak
uygulamaya koymuş. Böylelikle temel
kaliteden yoksun, bu nedenle iyice ucuz olan malların ithalatının önü alınmış.
Koruyucu önlemler, engelleyici
önlemlerin aksine mal akımlarını ortadan kaldırmıyor. Mevcut kuralların ötesinde ve belirli bir
süreyle sınırlı olacak şekilde kısıtlıyor.
Ticari savunma önlemleri olarak da adlandırılan koruyucu önlemlerin en
yaygın olarak bilinen ve kullanılanları anti-damping, gözetim ve korunma. Bu kavramları kısaca hatırlatmak faydalı
olacak. Şirketlerin bir malı yerleşik
oldukları ülkenin piyasasına sürülen fiyattan daha düşük bir bedelle ihraç
etmesi damping, buna karşı ithalatçı ülkenin telafi edici bir gümrük vergisi
koyması anti-damping veya ihracatta haksız rekabetin önlenmesi diye
adlandırılıyor. Bir malın ithalatının
geçmişe dönük veya geleceğe yönelik olarak izleme altına alınması gözetim
önlemi. İthalattaki ani bir artışın
yerli sanayiye ciddi şekilde zarar vermesi veya bu tehlikeyi doğurması
durumunda ithalatın geçici olarak sınırlandırılması ise korunma önlemi.
Geçmiş Deneyimler
Gözlük sektörümüzün savunma
konusunda başarılı sayılması gerektiğini boşuna söylemedik. Daha geçtiğimiz günlerde Dış Ticaret
Müsteşarlığı (DTM) sektörün uzun zamandır tartıştığı, merakla beklediği bir
korunma önlemi başvurusu hakkında kararını açıkladı. Bu karara göz atmadan önce dilerseniz işin
evveliyatına bir bakalım. Bakalım ki
neden bazı konularda pek planlı programlı hareket edilmediği yorumunu
yaptığımız da anlaşılsın.
Çin mallarının Türkiye’ye
girişinde 2000 yılı milat sayılıyor. Bu
tarihten sonra sektörde yaşanan sıkıntılar ve buna bağlı olarak önlem
arayışları artıyor. DTM’nin İşbir Optik
tarafından yapılan başvuru üzerine Çin Halk Cumhuriyeti Menşeli “Camdan Mamul,
Görme Kusurlarının Giderilmesine Mahsus, Her İki Yüzü de İşlenmiş, Tek Odaklı, Gözlük
Camları”nın İthalatında Soruşturma Açılmasına ve Acil Önlem Alınmasına İlişkin
Tebliği (Gözetim ve Korunma: 2001/2)
kabul etmesi konuyla ilgili ilk girişimi oluşturuyor. Ancak erken davranılmış durumda. İthalatta Gözetim ve Korunma Önlemlerine İlişkin
2002/1 sayılı Tebliğ ile yerli üretimin fiyatları üzerinde baskı tespit
edilmesine rağmen diğer unsurların varlığı nedeniyle Çin menşeli ithalat artışı
ile zarar veya zarar tehdidi arasında nedensellik kurulamadığı belirtilerek
korunma önlemi başvurusu reddediliyor.
Buna karşın başlatılmış bulunan gözetim önleminin devamına karar
veriliyor. İşbir Optik pes etmiyor,
sanırız gözetim önleminden cesaret alarak bir başvuruda daha bulunuyor. DTM de 2003/1 sayılı Tebliğ ile yeni bir
soruşturma açıyor, ancak 2003/15 sayılı Tebliğ ile ilan edilen sonuçlar
aynı: korunma yok, gözetime devam.
Yine 2001 yılında Gözlük
İmalatçıları Derneği’nin temsil ettiği yerli üreticiler adına yaptığı başvuru
üzerine DTM tarafından 2001/9 sayılı Tebliğ aracılığıyla Çin menşeli gözlük
çerçeveleri ve bunların aksam ve parçaları ile gözlükler ve benzerlerine
ilişkin olarak hem gözetim uygulaması hem de korunma önlemi soruşturması
başlatılıyor. Soruşturma sonucunda
Çin’den gerçekleştirilen ithalat nedeniyle piyasada ciddi bir fiyat kırılması
ve bunun olumsuz etkilerinin gözlemlendiği saptanarak 2002/6 sayılı Tebliğ
aracılığıyla söz konusu dönemde Dünya Ticaret Örgütü üyesi olmayan ve bu
sebeple özel kurallara tabi bulunan Çin’e üç yıl süreliğine kota getiriliyor.
Sektör bu sefer başarılı oluyor
olmasına, ama bu önlemin sonuçlarından pek memnun kalmıyor. Kota nedeniyle menşe sapması yaşanıyor, Çin
malları başka ülkeler üzerinden dolanıp yine Türkiye’ye girmenin bir yolunu
buluyor. Ayrıca kendi üretimleri için
aksam ve parça ithalatı yapan yerli üreticiler mal tedariğinde sıkıntı
yaşıyor. Bu nedenle Gözlük İmalatçıları
Derneği bir kez daha DTM’nin kapısını çalıyor, 2003/21 sayılı Tebliğ ile miktar
kısıtlamasının etkilerinin değerlendirilmesi ve devamının gerekli olup
olmadığının incelenmesi amacıyla bir gözden geçirme soruşturması açılıyor. DTM son olarak 2004/10 sayılı Tebliğ ile aynı
ürünlere ilişkin olarak, bu sefer ülke ayrımı olmaksızın bir gözetime başlıyor.
İşte Beklenen Korunma Önlemi
DTM’nin 30 Ocak 2008 tarih ve
26772 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren İthalatta Korunma
Önlemlerine İlişkin 2008/1 sayılı Tebliğ ile açıkladığı kararı ise yine Gözlük
İmalatçıları Derneği tarafından yapılan bir başvuru sonucunda 2007/1 sayılı
Tebliğ ile açılan soruşturmaya ilişkin.
Başvurunun gizli olmayan özeti gözlük imalatçılarının geçmiş
deneyimlerden gerekli dersi çıkardığını göstermekte. Şikayet bu sefer aksam ve parçalar hariç
olmak üzere gözlüklere veya benzeri eşyaya ait çerçeveleri konu ediniyor. Ayrıca korunma önleminin miktar kısıtlaması
değil, 4 USD/adet tutarında bir ek mali yükümlülük şeklinde olması talep
edilmiş.
DTM bu başvuru üzerine başlattığı
soruşturmayı sürdürürken İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin 2007/21 ve
2007/22 sayılı Tebliğler aracılığıyla gözlük çerçevesi ile gözlük aksam ve
parçalarına ilişkin ileriye dönük iki ayrı gözetimi de devreye aldı.
Soruşturmanın son derece canlı
geçerken sektörle ilgili tüm mesleki kuruluşların ve bir tüketici derneğinin
yanı sıra ithalatçılar, optisyenlik müesseseleri, yabancı sanayi örgütleri ve
Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu ilgili taraf olarak yazılı görüş beyan
etti. Yerli üreticiler ile ithalatçılar
arasındaki basının da ilgisini çeken tartışmalar konunun moda ve tüketici
tercihlerinden sosyal güvenlik sistemine kadar farklı boyutlarının gözler önüne
serilmesini sağladı.
Sonuç olarak DTM 2008/1 sayılı
Tebliğ ile Bakanlar Kurulu’na gözlük çerçeveleri ithalatına üç yıl süreyle
korunma önlemi uygulanmasını, bu amaçla ithalata birinci yıl 3 USD/adet, ikinci
yıl 2,85 USD/adet ve üçüncü yıl 2,7 USD/adet tutarında ek mali yükümlülük getirilmesini
önerdi.
Bir süredir merakla beklenen bu
karara ekli sonuç raporunun içeriğini burada tekrar etmeye gerek yok. Ancak bir yorum yapmak gerekirse DTM’nin
ticari savunma önlemi soruşturmalarında sık sık olduğu gibi takdir hakkını
yerli üreticiden yana kullandığı söylenebilir.
Neden diye soracak olursanız her şeyden önce sektörle ilgili ekonomik
göstergeler incelenirken 2002/6 sayılı Tebliğ aracılığıyla Çin’e getirilen ve
sektörde sıkıntı yaşanmasına yol açacak kadar etkili olan korunma önlemi
gerektiği gibi dikkate alınmamakta, bu nedenle 2005 ve 2006 yıllarına ilişkin
bazı rakamlarda baz etkisiyle haddinden fazla bir bozulma olduğu görünümü
ortaya çıkmaktadır. Buna karşın yerli
üretimle ilgili olumlu eğilimler ve kapasite ile karlılık gibi göstergeler
arasındaki ilişkiler yeteri kadar irdelenmemektedir. Sonuç raporunun öngörülmeyen gelişme
bölümünde ise sektörün kendisini yakından ilgilendiren yasal düzenlemeler
konusunda önceden habersiz bulunmasının mümkün olmadığı gözardı
edilmektedir. Yine bu bölümde yer alan
“yeni açılan bir işletmenin raflarında çeşitli model ve marka taleplerine yanıt
verebilmek için ilk planda asgari 1.500 adetlik bir stok bulundurma ihtiyacı
olduğu” saptaması ile raporda tüketici tercihlerine yönelik genel yaklaşım
arasında bir çelişki bulunmaktadır.
Nedensellik ilişkisinin incelenmesinde ise birçok husus gerekçesiz
olarak safdışı bırakılmaktadır.
Kuşkusuz ki raporlamada görülen
bu eksiklikler DTM’nin verdiği kararın hatalı olduğu anlamına gelmiyor. Ancak Müsteşarlığın gözlük imalatçılarına
eskiden beri sempatiyle yaklaştığı ortada.
Fırsatı Değerlendirmeli
Malum olduğu üzere korunma
önlemleri ithalatı engellemeyip geçici bir süreliğine kısıtladığından aslında
çözüm değil, fırsat sağlıyor. Sektörün
nefes alması, işletmelerin bünyelerinde gerekli değişikliklere gitmesi, kısa
vadede yaşanacak olumsuzlukların önünün alınması için bir fırsat.
Dolayısıyla savunmada başarısını
kanıtlayan gözlük sektörümüzün artık topu rakip sahada oynaması gerekiyor. Kontra atağa kalkmanın yolu da üretim ve
pazarlamada rekabet gücünün arttırılmasından, bu amaçla sektörel ve kurumsal
stratejiler oluşturulmasından geçiyor.
Evren GÜLDOĞAN
Evren GÜLDOĞAN
Yorumlar
Yorum Gönder