Zeytinyağında Ambalajlı İhracat ve Hedef Pazarlar
2007 yılında Z&Z Akdeniz Kültürü Dergisi 1 (8)'de yayımlanan bir yazım
Dışarıdan bakana
ihracat kolay bir iş gibi gelir. Bir
faks, bir telefon müşteriyi bağlarsın, üreticiden gider malı alır, kârını
ekleyip bir güzel dışarıya postalarsın.
İşin teferruatına da lojistik firmaları, gümrük müşavirleri, bankaların kambiyo
servisleri falan bakar. “E, madem o
kadar basit bu iş sen de yapsana...” diyene verilecek cevap da boldur: “Ah sermayem olsaydı!”, “Bir öğrenemedik
gitti şu İngilizce’yi...”, “Ooo, bizim işimiz gücümüz var zaten.”, “Uğraşamam
valla bu yaştan sonra.”.
Merhaba
Zeytindostları!
Bir de ihracat
dünyasına girmeyi gözüne kestirmiş, hatta fiilen bu işle uğraşan, dış ticaret
prosedürlerin yoruculuğunu bilen, ancak yine de akıllarına gelen her şeyi
kolaylıkla alıp satabileceklerine inanan girişimciler vardır. Bazen şansları yaver gider, ama genelde
hevesleri çabuk söner. Son yıllarda
gerek yazılı ve görsel basının gerekse de tüketicilerin ilgisini giderek daha
çok çeken zeytinyağı işte bu hevesli girişimcilerimizin de radarında. Sektörde şunun şurasında birkaç yıl görev
yapmış olmama karşın telefonla, e-postayla, çalıştığım kuruma gelerek, özellikle
de yaptığım bir konuşmadan sonra beni bir kenara çekip zeytinyağı ihracatı
yapmak istediklerini söyleyen, sorular soran kaç kişi oldu hatırlayamıyorum.
Ambalajın Getirisi
Ancak sayıları
daha az olsa da dersini çalışmış ve bana sürdürmekte oldukları ürün ve pazar
araştırması çerçevesinde akıl danışan ciddi ihracatçılarla karşılaşmadım
değil. Danışmanlık refleksim yerine
uzmanlık vicdanımın ağır bastığı, bir başka deyişle olası bir müşterinin değil
de sektörün ve ülkenin yararını dikkate almaya çalıştığım bu durumlarda ihracatçılara
iki önerim oldu hep. Birincisi, dökme
ürün satacağınıza yapabiliyorsanız ambalajlı ihracata yönelin. İkincisi, Avrupa Birliği’ne odaklanmak yerine
eski adıyla Uluslararası Zeytinyağı Konseyi, yeni adıyla Uluslararası Zeytin
Konseyi’nin (UZK) hedef pazar olarak saptadığı ülkelere ihracat imkanlarını
araştırın.
Bazen kutulu
olarak da tabir edilen ambalajlı ihracatın faydası malum: Katma değerinin daha yüksek olması. Miktarı sabit tuttuğumuzda ambalajlı ürünün
getirisi dökme veya varilli olarak satılan zeytinyağına göre daha fazla. Hele özel mağazalarda alım gücü yüksek
tüketicinin beğenisine sunulan butik ürünlerden bahsediyorsak kat be kat fark söz
konusu.
Yok, ihracatta
hacmi değil, getiriyi sabit tutuyorsak bu sefer aynı hedefe daha az miktarda
zeytinyağıyla ulaşmak mümkün. Böylelikle
iç piyasadan ihraç edecek yeteri kadar ürün temin edilememesi riski de
azalıyor. Hatta başarılı bir pazarlama
stratejisi uygulanırsa uzun vadede ortadan kalkıyor.
Üstelik her iki
durumda da yerel fiyatların göreceli olarak yüksek seyretmesinden yakınmaya pek
gerek kalmıyor; çünkü sağlanan katma
değer artışı size yine de tatmin edici olan bir kâr marjı bırakıyor. Bu sayede dış ticaret rejiminin
değiştirilmesi için mücadeleye etmeye harcanan enerjinin üretime yönelik, daha
verimli faaliyetlere yönlendirilmesi de mümkün hale geliyor. İthalatçılar karşısında kazanılan pazarlık
gücü de cabası.
Ambalajlı
ihracat haliyle markalaşma konusunu yakından ilgilendiriyor. Markalaşma zahmetli, maliyetli ve profesyonel
destek gerektiren, ancak gerçekleştirilen bu yatırımın karşılığını fazlasıyla
veren bir süreç. Üstelik zeytinyağı
sektöründe markalaşmanın her zaman büyük ölçekli olarak ele alınmasına gerek
bulunmuyor. Zeytinyağının kendisine has
organoleptik, gastronomik ve kültürel değerleri var. Bunlara şık bir şişeyi mutfağa
yerleştirmenin, sofraya getirmenin yarattığı statü değeri de ekleniyor
günümüzde. Dolayısıyla - pazarlamanın bilimsel
terminolojisiyle konuşursak - zeytinyağının hem özgün kalitesine hem de zihinde
kurgulanan bağlantılı veya bağıl kalitesine önem veren, yenilikçi ve alım gücü
ortalamanın üstünde tüketicilere yönelik olarak butik ürünler geliştirilmesi,
markalaşmanın bu doğrultuda sağlanması mümkün.
Birim getirisi ise tabi ki bir hayli yüksek.
Ayrıca günümüzde
sadece teşebbüslerin değil, ülkelerin de markaları olduğu artık anlaşılmış
durumda. Zeytinyağı tüketimi yüksek olan
bazı pazarlarda sorsanız İtalya’nın adı hemen dudaklardan dökülür de Türkiye’nin
dünyanın belli başlı zeytin üreticisi ülkelerinden biri olduğu bilinmez, hatta
söylendiğinde hayretle karşılanır. Aynen
bizde şarap denildiğinde çoğu kimsenin aklına bağcılık sektörü yapısal
sorunlarla boğuşan Fransa’nın gelmesi, buna karşılık Avustralya, Yeni Zelanda ve
Arjantin gibi daha ılıman ülkelerin şarapçılıkta kat ettikleri mesafenin
bilinmemesi gibi. İşte bu çerçevede
girişimcilerimizin dökme yerine ambalajlı ihracata yönelmesi kendi
kazançlarının ötesinde bir önem taşıyor.
Ambalajlı ürünler “Made in Turkey” ibaresini taşıyorlar yurtdışı
pazarlara, böylelikle sadece ulusal gururumuzun okşanmasını sağlamakla
kalmıyor, aynı zamanda zeytinyağında Türkiye markasının oluşmasına büyük
katkıda bulunuyorlar. Döngüsel bir süreç
bu. Türkiye markası oturdukça ambalajlı
ihracat potansiyeli de artıyor. Türkiye
dökme yağ bakan ithalatçının elindeki seçeneklerinden biri olmaktan çıkıp, bizzat
kendisi aranan bir menşe haline geliyor.
Kısacası yapılan her ambalajlı ihracat arkasının gelmesini
kolaylaştırıyor.
Tabi ki gerçekçi
olmak lazım. Ambalajlı ihracat birinci
tercihimiz olabilir. Ancak ne kadar
uğraşırsak uğraşalım tüm zeytinyağımızı ambalajlı olarak satmamıza imkan
yok. Nitekim geçmişte dökme zeytinyağı
ihracatının yasaklanmasının ambalajlı satış üzerinde ciddi bir etkisi
olmadı. Tam tersine yaşanan pazar kaybı ambalajlı
ihracata da ket vurdu. Ayrıca içerde
olsun dışarıda olsun zeytinyağı ticaretine yeni başlayacak girişimcilerin
markalaşmayı bir süre ertelemeleri, dökme veya fason çalışarak işi öğrenmeleri
en akıllısı.
Rakibimiz Avrupa Birliği!
İhracat
stratejisi açısından bakıldığında ambalajlı ihracat ile Avrupa Birliği konuları
yakından alakalı. Potansiyel
ihracatçılara Avrupa Birliği’ne odaklanmalarını tavsiye etmememin nedeni malum: Son iki yazımda ayrıntılı şekilde işlenen
kota meselesi. Kısaca hatırlatmak
gerekirse Brüksel’in uyguladığı Ortak Gümrük Tarifesi’ne baktığımızda
zeytinyağlarına ilişkin gümrük resimlerinin son derece yüksek tutulduğunu
görüyoruz. Üstelik Avrupa-Akdeniz
Ortaklığı çerçevesinde akdedilen ikili anlaşmalarla başta Tunus olmak üzere
birçok Arap ülkesine zeytinyağı için gümrük resminden tamamen muaf tarife
kotaları açılmış, buna karşılık Türkiye’ye sadece sembolik değeri bulunan
preferanslar tanınmış durumda. Yani
Türkiye zeytinyağında dünyanın en büyük pazarı olan Avrupa’ya ihracat konusunda
ciddi bir dezavantajla karşı karşıya, bu pazara nüfuz imkanı İspanya’da kuraklık
nedeniyle arz sıkıntısı çekilen yıllar haricinde sınırlı.
Üstelik Avrupa
Birliği ülkelerinin yerleşik teşebbüsleri, güçlü markaları var. İthalat talepleri ambalajlayıp kendi
markalarıyla satacakları dökme yağa yönelik.
Avrupa Birliği’nin iç pazarda geçerli etiketleme kuralları da bir
zeytinyağının % 25 oranına kadar yabancı menşeli yağlarla paçal edilmesine göz
yumuyor.
Dolayısıyla
ihracatçımızın gözünü diğer pazarlara dikmesi gerekiyor. Nitekim son yıllarda sağlıklı yaşamaya olan
ilginin artması zeytinyağına yönelik talebin dünyanın dört bir yanında
canlanmasını sağlamış durumda. Ayrıca
gelişmekte olan ülkelerde hali vakti yerinde ve yeniliklere açık bir kesimin yükselmesinin
de ithalat istatistikleri üzerinde belirgin bir etkisi var.
UZK’nın
Promosyon Fonu ve üyelerinin gönüllü katkıları aracılığıyla finanse ettiği
tanıtım önlemlerine de yansıyor bu gelişmeler.
Konsey’in belirlediği hedef pazarlar ve bu pazarlarda tanıtım
faaliyetlerinin başlangıç tarihlerine bakıldığında açık bir şekilde
görebiliyoruz bunu: Amerika Birleşik Devletleri
(1984), Avustralya (1990), Japonya (1991), Kanada (1994), Brezilya (1998),
Tayland (1998), Tayvan (1998), Çin (2000) ve Meksika (2002). Bu listeye Güney Kore, Yeni Zelanda ve
Arjantin gibi birkaç ülkenin daha eklenmesi lazım. Ve tabi Çin pazarının büyüme potansiyelinin
altının çizilmesi gerekiyor. Devasa
nüfusu değil, tüketim desenleri dünyaya açılan yeni orta sınıfı nedeniyle.
İşte bu ülkelere
ihracat imkanlarını araştırmaya başladığımızda Avrupa Birliği bizim için hedef pazar olmaktan çıkıyor,
ihracatta başlıca rakibimiz haline geliyor.
Nitekim Brüksel’in UZK’nın menşe veya markalar yerine ürünün
kendisine odaklanan kampanyalarını yüklü bir gönüllü katkı ile desteklemekten
vazgeçip Avrupa Birliği menşesini vurgulayan kendi promosyon ve bilgilendirme
önlemlerini hayata geçirmesi bu durumu açıkça gösteriyor. Hem de ne zaman? Türkiye’nin hatalı bir kararla UZK üyeliğinden ayrıldığı, Dış
Ticaret Müsteşarlığı’nın (DTM) bu örgüte verilen aidatın artık Türk
zeytinyağının tanıtılması için kullanılacağını beyan ettiği 1998 yılında! Ancak bu söz henüz tutulmamış, buna karşılık
Avrupa Komisyonu zeytinyağı ve sofralık zeytin tanıtımına çoktan milyonlarca
Euro harcamış durumda.
Neyse ki geçtiğimiz aylarda
bu konuda olumlu bir gelişme yaşandı, Ege Zeytin ve Zeytinyağı
İhracatçıları Birliği dış piyasalara ağırlık vermek üzere bir Zeytin ve Zeytinyağı
Tanıtım Grubu kurulmasına karar verdi. DTM
bu grubun hem başkanlığını sürdürecek hem de faaliyetlerine 250.000 Dolar’a
kadar destek sağlayacak. DTM’nin zeytinyağı ihracatına
yönelik diğer destekleri de göz ardı edilmemeli. Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu tarafından
kabul edilen Türk Ürünlerinin Yurtdışında Markalaşması, Türk Malı İmajının
Yerleştirilmesi ve Turquality®’nin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ ile Tarımsal
Ürünlerde İhracat İadesi Yardımlarına İlişkin Tebliğ kapsamında ambalajlı
ihracatı teşvik etmek amacıyla sektöre aktarılan kaynakların ihracatçılarımızın
rekabet gücü üzerinde son derece olumlu bir etkisi olduğu yadsınamaz. Özellikle de bir sonraki yazımda ele
alacağımız üzere Avrupa Birliği’nde ihracat iadesi uygulanmasının sonlandırılmış
olduğu dikkate alındığında.
Peki durumumuz ne?
1 Kasım 2006’da
başlayan ve 31 Ekim 2007’de biten son zeytinyağı ihracat sezonuna ilişkin
rakamlar Ege İhracatçı Birlikleri tarafından geçtiğimiz günlerde açıklandı. Buna göre toplam zeytinyağı ihracatımızın
miktar ve değer bazında gerilemesine rağmen ambalajlı dış satışta artış
kaydedildi. Bir önceki sezon 11.324 ton
olan ambalajlı ihracat 15.468 tona yükseldi, sağlanan gelir 51’den 59 milyon
Dolar’a çıktı. [Yayımlanan halinden çıkartılan tümce: Ambalajlı ihracatta birinciliği ihracat stratejisini doğru
kuran, bu çerçevede DTM’nin sağladığı yardımlardan da faydalanmasını bilen
Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği aldı.] Natürel sızma zeytinyağında dökme malın
ortalama 3,13, ambalajlı ürünün ise 4,06 Dolar’dan alıcı bulması ise ambalajın
getirisini bir kez daha gözler önüne serdi.
Ambalajlı ihracatta kaydedilen artışın ülkelere göre ayrılmış rakamlara
yansıması ise Avrupa Birliği üyesi olan İspanya ve İtalya’ya ihracatın
azalırken Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya ve Japonya’ya, yani
UZK’nın saptadığı hedef pazarlara yönelik satışlarda ciddi bir artış yaşanması
şeklinde oldu.
Görüldüğü üzere
potansiyel ihracatçıların vizyon oluşturmak için artık kimseye akıl danışmasına
gerek yok. İhracat verilerini
incelemeleri, bir de gelecek yazılarımız takip edip ihracatta devlet yardımları
konusunda bilgilenmeleri yeterli.
Evren GÜLDOĞAN
Evren GÜLDOĞAN
Yorumlar
Yorum Gönder