Ne Ka Karbon O Ka Tasarruf!
Eylül 2009'da Radikal İki'de yayımlanmış bir yazım
İnsanlığın günümüzde karşı karşıya bulunduğu çevre
sorunlarının en başında küresel ısınma kaynaklı iklim değişikliği geliyor. Sadece doğal dengeleri ve sağlığımızı değil,
toplumsal düzenimizi, hatta bazılarına göre bütün uygarlığımızı tehdit ediyor.
Nitekim iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini günlük
yaşantımızda hissedebiliyoruz artık:
Kışlar sıcak geçiyor, yazın kuraklık çekiliyor, gıda fiyatları
yükselirken tropik hastalıklar kuzeye doğru tırmanıyor...
Birleşmiş Milletler çatısı altında yer alan resmi bir kuruluş
olan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli tarafından derlenen bilimsel
çalışmaların ezici çoğunluğu iklim değişikliğine yol açan küresel ısınmayı
atmosferde biriken sera gazlarının artışına bağlıyor. Basit bir şekilde anlatmak gerekirse söz
konusu gazlar yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarını emerek azı karar fazlası
zarar bir sera etkisi yaratıyor.
Sorumluluk Bizde!
Sera gazlarının en yaygın olanı karbon dioksit. Sanayi Devrimi’nin başlangıcından beri
atmosferdeki yoğunluğu % 31 oranında artış göstermiş. Mevcut eğilimler de artış yönünde. Peki, nerden geliyor bu kadar karbon dioksit?
Diğer birçok soru gibi bunun da yanıtı aynalarda gizli. Karbon dioksit fazlasının dörtte üçü fosil
yakıtlar, yani petrol ürünleri, doğal gaz ve kömür tüketilmesinden, geri kalanı
arazi kullanımının değişmesi, özellikle ormanların yok edilmesinden
kaynaklanıyor. Kısacası karbon
dioksitin, dolayısıyla iklim değişikliğinin sorumlusu insanlar, yani bizler.
“Sorumluluğun dağılması” olarak adlandırılan bir kavram var
sosyal bilimlerde. Belirli bir
büyüklükte ve açık bir görevlendirme bulunmayan topluluklarda bireyler olası
sorumlulukları üstlenmekten kaçınıyor.
En bilinen (ve aslında gerçekleri tam olarak yansıtmayan) örneği
Genovese vakası, 1964 yılında New York’ta Kitty Genovese isimli bir bayanın
sokakta bıçaklanarak öldürülmesine evlerinin pencere balkonlarından neredeyse
kırk kişinin şahit olup hiçbirinin parmağını kıpırdatmaması.
Siz bir de toplumun genelini, hatta bütün insanlığı
ilgilendiren konuları düşünün!
Sorumluluğu siyasilere veya sisteme yüklemek ne kadar kolay değil
mi? Ancak nihai kertede fosil yakıtları
tüketenler veya bunların tüketiminden yarar sağlayanlar hane halkları. Yakılan, kesilen ormanların yerine ekilen
tarlalardan, kazılan madenlerden, dikilen yazlıklardan faydalananlar da
öyle. Yani sorumluluk başkasında değil,
bizde. Bunu fark etmek ise Nietzsche’nin
übermensch, üstün insan izleği
boyunca yol almamızı sağlayacak önemli bir adım.
Ayak İziniz Kaç
Numara?
Üstelik sorumluluğumuzun boyutunu tespit etmek de mümkün
artık. Nasıl diye soracak olursanız
yanıtı “karbon ayak izi” kavramından geçiyor.
Ekolojik ayak izimizin, bir başka deyişle dünyanın ekosistemlerinden
toplam talebimizin bir bileşeni olan karbon ayak izi insan davranışlarının
çevreye olan etkisinin salınan sera gazlarının miktarı cinsinden ölçülmesi
anlamına geliyor.
Karbon dioksit eşdeğeri olarak ölçülen karbon ayak izi hem
dolaysız (örneğin ısınma veya ulaşım amacıyla) hem dolaylı (mesela tükettiğimiz
besinlerin yetiştirilmesi için gerçekleştirilen) salımları dikkate alıyor. Bireyler için olduğu gibi örgütler ve
ulus-devletler seviyesinde de ölçüm yapmak, karşılaştırmalara gitmek mümkün.
Karbon ayak izimizi nasıl ölçtürebileceğimize gelince… İnternet sağolsun, tansiyon veya şeker
ölçtürmekten çok daha kolay, üstelik masrafsız ve en fazla iki-üç dakika süren
bir işlem bu. Seçenekler de bol. Birçok özel şirket, sivil toplum örgütü ve
kamu kuruluşu önceden belirlenmiş referans değerler üzerinden hesaplamalar
yapan sanal araçlara yer veriyor internet sitelerinde.
Örneğin NTV’nin Yeşil Ekran internet sayfasında yer alan
“Karbonmetre” uygulaması size 13 soru yöneltip kişisel karbon profilinizi
çıkartıyor (yesil.ntvmsnbc.com). World
Wildlife Fund tarafından sunulan “Ayakizi Hesap Makinesi” (footprint.wwf.org.uk)
daha fazla soruya yanıt vermenizi gerektiriyor, buna karşılık kaynaklarını
tüketebileceğimiz sanki kaç tane daha dünya varmış gibi yaşadığımızı saptıyor. Yıllık enerji tüketiminizi kalem kalem
sorgulayan daha hassas bir araç ise Carbon Footprint isimli şirketin hesap
makinesi (www.carbonfootprint.com veya www.karbonayakizi.com). Carbon Footprint’ten ayrıca Türkiye’nin kişi
başına karbon dioksit salımını da öğrenmek mümkün: Tam 3,14 ton.
Günlük Yaşantımız için
Öneriler
Her şeyin başı bilgi dedik, karbon ayak izimiz kaç numara
öğrendik. Çoğumuz kırsal kesimde kendi
halinde çiftçiler, köşesine çekilmiş emekliler veya doğal yaşam meraklıları
olmadığımıza göre dünya büyük ihtimal ayağımıza dar geliyordur. Peki, bu konuda ne yapabiliriz?
Yanıtın siyasilerin harekete geçmesini, sistemin değişmesini
beklemek olmadığı açık. Evet, bunlar
lazım olmasına lazım; ama çözümün bir
parçası da bizim elimizde, günlük yaşantımızda atacağımız adımlarda.
Yukarıda değindiğimiz internet siteleri karbon ayak izlerini
ölçenlere bu konuda rehberlik de ediyor.
NTV’nin Karbonmetresi “Günahımızı kaç ağaç temizler?” sorusuna yanıt
veriyor mesela; çünkü ağaçlar fotosentez
aracılığıyla atmosferden karbon dioksit emiyor.
World Wildlife Fund yaşam stilinize göre ipuçları veriyor. Örneğin beslenme söz konusu oldu mu sera
malları yerine mevsimlik meyve-sebzeyi, alışverişe gittik mi kat kat paketli
olanlardan ziyade ambalaj malzemesi az ürünleri tercih etmemiz gerektiğini
hatırlatıyor.
Özel bir şirket olan Carbon Footprint ise gönüllü karbon
denkleştirmesi (İngilizce carbon
off-setting) alanında faaliyet gösteriyor.
Bu kuruluş ve benzerleri, bireylerin ve örgütlerin karbon harcamalarını
karbon tasarrufu sağlayan projeleri finanse ederek telafi etmesine aracı
oluyor. Söz konusu projelerin başında
rüzgâr ve biyokütle gibi yenilebilir enerji kaynaklarından faydalanmaya yönelik
olanlar var.
Farkındayım: Ağaç
dikmek, kışı çilek, domates yemeden geçirmek veya ilave bir masrafa girmek her
zaman kolay değil. Ama kombiyi sadece
bir derece kısmak, su ısıtıcısına kullanacağınızdan fazla su koymamak,
televizyonu beklemede, bilgisayarı uykuda bırakmayıp kapatmak, işiniz bitince
şarj makinelerini fişten çekmek gayet kolay, üstelik çevrenin yanı sıra
cüzdanınız için de faydalı.
Hatta birazcık daha gayret gösterip şu eski akkor ampullerin
yerine enerji tasarruflu olanları takmak mümkün. Bu enerji verimliliği açısından o kadar büyük
bir fark yaratıyor ki Avustralya gibi bazı ülkeler akkor lambaları kanunen
yasaklamayı planlıyor. Ben bizim
apartmanın yöneticisi olduğumdan biliyorum:
Bütün katlara fotoselli tasarruflu lamba taktırdım ve elektrik
faturaları yarı yarıya düştü. Üstelik
durduk yerde merdivenlerde karanlıkta kalmaktan da kurtulduk. Size de öneririm.
Evren GÜLDOĞAN
Evren GÜLDOĞAN
Yorumlar
Yorum Gönder