Gözlüğü Gözeten Sadece Türkiye mi?

2007 yılında Optik ve Optometri 12'de yayımlanan bir yazım

Serbest Ticaret Ne Zaman Faydalı?

Küreselleşme sürecinin etkisiyle serbest ticaret günümüzde sadece ülkemizin iktisadi hayatının değil, günlük yaşantımızın da bir parçası haline gelmiş durumda.  Ne ithalattan ne de ihracattan vazgeçmek mümkün olmadığı gibi biri olmadan ötekini gerçekleştirmeye de imkan yok.  Serbest ticaret ülkenin dünya piyasalarıyla bütünleşmesini sağlayarak üreticilere yeni pazarların kapılarını açıyor, tüketicilerin ayağına yeni seçenekleri getiriyor.  Böylelikle ulusal kaynakların en etkin ve verimli şekilde kullanılması temin edilmiş oluyor ve toplumsal refahımız artıyor.

Ancak işler her zaman bu kadar basit değil.  Serbest ticaretin ve genel olarak serbest piyasa ekonomisinin bir ülkenin iktisadi yapısı ve insanlarına gerçekten faydalı olması için temin edilmesi gereken bazı hususlar var.  Birincisi, ticaretin sağlıklı bir rekabet ortamında gerçekleştirilmesi, rekabet ihlallerinin engellenmesi.  İkincisi, ithalatın veya istisnai durumlarda ihracatın kısa ve uzun vadede sağlayacağı fayda ve maliyetler arasında bir denge gözetilmesi.  Üçüncüsü ise serbest ticaretten elde edilecek getirinin azami seviyeye çıkartılması için yerli üretim kaynaklarının en verimli hale gelmesine, en etkin şekilde kullanılmasına yardımcı olacak tedbirler alınması, yani ülkenin uluslararası rekabet gücünün arttırılması.

Kısaca Hatırlayalım

Söz konusu hususların temin edilmesi için hem dışarıya yönelik olarak hem de içeride alınabilecek önlemler bulunuyor.  Optik ve Optometri’nin geçen sayısında bunlardan birincisine giren, gümrüklerde uygulanması gereken tedbirleri ele aldık.  Ülkemizde Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) aracılığıyla karara bağlanan bu önlemleri kısaca hatırlamakta fayda var.

Bir şirketin ürettiği malı kendi piyasasına sürdüğü fiyattan daha düşük bir fiyata ihraç etmesi damping olarak adlandırılıyor.  Damping uygulaması tüketicilerin faydasına gibi gözükse de yabancı şirketlerin ithalatçı ülkede yerli üretimi yıkıcı fiyatlarla çökertip piyasada hakim duruma geçmesi gibi sakıncalı bir durum doğurabilir.  Dolayısıyla Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuralları dampingli ithalata karşı soruşturmalar açılıp gerekli görüldüğünde ilgili şirketlere telafi edici bir gümrük vergisi konulmasına izin veriyor.  Bu önleme ithalatta haksız rekabetin önlenmesi veya anti-damping deniliyor.  DTÖ kuralları haksız rekabetin hükümetlerin ihracatçı şirketlere yönelik sübvansiyonları, yani mali teşviklerinden kaynaklandığı durumlarda da ithalatçı ülkelere aynı hakkı tanıyor.  Böylelikle ticaretin sağlıklı bir rekabet ortamında gerçekleştirilmesi temin ediliyor.

Serbest ticaretin kısa ve uzun vadede getirdiği fayda ve maliyetlerin dengelenmesi ise dışarıya yönelik olarak gözetim ve korunma önlemlerini gerektiriyor.  İthalattaki ani bir artışın yerli sanayiye ciddi şekilde zarar vermesi veya bu tehlikeyi doğurması durumunda ithalatın geçici olarak kısıtlanmasına korunma önlemi ismi veriliyor.  Bir malın ithalatının geçmişe dönük veya geleceğe yönelik olarak izleme altına alınmasına da gözetim önlemi.  Gözetim önlemleri kağıt üzerinde bir anlam ifade etmiyor gibi gözükebilir;  ama uygulamada ithalatın zorlaştırılması anlamına geldiği gibi korunmanın habercisi de olabiliyorlar.

Optik Sektöründe Dünyadaki Durum

Geçen yazımızda belirttiğimiz üzere Türkiye optik sektöründe gözetim ve korunma önlemlerine yabancı değil.  DTM tarafından İthalatta Gözetim ve Korunma Önlemlerine ilişkin 2002/6 sayılı Tebliğ aracılığıyla Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) menşeli ürünlere karşı, İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin 2007/21 ve 2007/22 sayılı Tebliğler aracılığıyla ise genel nitelikli, yani menşe gözetmeyen önlemler alınmış.  Ayrıca İthalatta Korunma Önlemlerine ilişkin 2007/1 sayılı Tebliğ ile açılmış bir soruşturma hali hazırda devam ediyor.

Peki dünyada durum ne?  Türk optik sektörü gözetime, korunmaya ihtiyaç duyarken diğer ülkelerin üreticileri ne yapıyor?  Bu soru optik sektörümüzün uluslararası rekabet gücünün değerlendirilmesi açısından önem arz ediyor.  Ancak yanıt vermesi öyle kolay değil.

Neden diye soracak olursanız:  DTÖ kuralları taraf ülkelerin dış ticareti etkileyen kararlar aldıklarında bunları gecikmeksizin merkezi Cenevre’de bulunan örgüte bildirmesini gerekli kılıyor.  Anti-damping, korunma ve gözetim önlemleri de bu doğrultuda DTÖ Sekreterliği’ne iletiliyor.  Ancak DTÖ bu bilgileri kamuoyuyla paylaşmak için kapsamlı bir veritabanı oluşturmuş değil, şeffaf olmayan istatistik tabloları ve basın açıklamalarıyla yetiniyor.  Neyse ki bu eksik Dünya Bankası ve Amerika Birleşik Devletleri’nden bir üniversitenin ortak projesi olan Küresel Anti-damping Veritabanı (KAV) tarafından kısmen de olsa gideriliyor.  Bu veritabanı tüm DTÖ üyelerinin korunma, 18 üye ülke ile uluslararası ticaret hukuku altında bir bölgesel ekonomik bütünleşme örgütü oluşturduğundan soruşturmalarını tek elden yürüten Avrupa Birliği’nin anti-damping önlemlerini içeriyor.  Gözetim önlemleri konusunda benzer bir kaynak ne yazık ki yok.

KAV’a göre DTÖ Anlaşması’nın yürürlüğe girdiği 1995 yılının başından Temmuz 2005’e kadar geçen sürede toplam 145 kalem ürüne karşı korunma önlemi gündeme gelmiş.  Bu önlemler incelendiğinde bugüne kadar optik sektöründe korunma ihtiyacı hisseden tek ülkenin Türkiye olduğu görülüyor.  KAV tarafından henüz kapsanmayan dönemde karara bağlanan yaklaşık 15 korunma önlemine ilişkin olarak diğer kaynaklar tarandığında da optik sektörünü ilgilendiren bir karar tespit etmek mümkün olmuyor. 

Anti-Dampingte Durum Farklı

Peki ya anti-dampingte durum nasıl?  KAV’a dahil olan 19 kullanıcı taraf veritabanının kapsadığı 1995 ila 2004 döneminde dünya genelinde hakkında işlem gerçekleşen 1.656 anti-damping önleminin % 91,5’undan mesul.  İşte bu önlemler arasında optik sektörünü ilgilendirenler bulunuyor.

Lenslerle başlayalım.  Amerika Birleşik Devletleri’nin Japon Nikon firmasının ihraç ettiği asferik oftalmoskopi lenslerine karşı koyduğu 158 USD’lik spesifik gümrük resmi kayıtlardaki en eski vaka;  1997 yılında süresi dolmuş.  Hindistan Ağustos 2002’de Hint Plastik Oftalmik Lens Üreticileri Birliği’nin şikayeti üzerine ÇHC ve Tayvan’dan ithalatları mercek altına yatırmış.  Soruşturma 2004’te tamamlanmış ve gerek ÇHC’den ihraç edilen gerekse de bu ülkede üretilip üçüncü ülkelerden ihracatı gerçekleştirilen ürünlere % 7.18’lik bir ad valorem telafi edici gümrük vergisi konulmuş.  Tayvan’dan yapılan ithalatlar ise toplam ithalatın küçük bir parçasını oluşturduğundan ilave vergiden muaf tutulmuş.

Gözlüklere gelirsek Arjantin’in Ocak 2004’te ÇHC menşeli güneş gözlükleri ve gözlük çerçevelerine ilişkin bir soruşturma başlattığını görüyoruz.  Soruşturma sonucunda bu ürünlerin ithalatında tam % 342,1 ila % 1.933,33 oranında telafi edici vergi uygulanmasına karar verilmiş.  Bu yüksek vergi oranları anti-damping soruşturmalarına ve kotalar gibi diğer ithalat tedbirlerine alışkın olmasına rağmen ÇHC’nin büyük tepkisini çekmiş durumda.  Çinli üreticilerin de Arjantin’in adil davranmadığına ilişkin iddiaları var.  Örneğin soruşturmanın kendilerine açılmasından 20 gün sonra tebliğ edildiğini belirtiyorlar.  Gerçeği söylemek gerekirse damping iddiaları söz konusu oldu mu dış ticaret bürokrasilerinin korumacı reflekslerinin sık sık devreye girdiğini görmek mümkün oluyor.

Anti-damping vakalarının bir başka özelliği ise bulaşıcı olmaları.  Yani bir ülkede açılan soruşturmaların, karara bağlanan telafi edici vergilerin benzer özelliklere sahip ülkeler için tetikleyici olması.  Nitekim Arjantin örneğini izleyen Brezilya 2006 yılında ÇHC menşeli güneş gözlükleri ile gözlük aksam ve parçalarına ilişkin iki ayrı soruşturma açmış.  KAV’da yer almayan bu soruşturmalarda damping marjları güneş gözlükleri için 453,64 USD/kg., gözlük çerçeveleri için 552,14 USD/kg. olarak hesaplanmış.

Türkiye Açısından Bir Yorum

Türkiye’nin dünyada optik sektöründe korunma önlemi uygulayan tespit edebildiğimiz tek ülke olması ilk bakışta yerli üreticilerimizin uluslararası rekabet gücü açısından olumsuz bir işaret olarak algılanabilir.  Ancak moralleri hemen bozmamak lazım.  Yukarıda belirttiğimiz üzere korunma önlemleri ithalatta ani bir artışın yarattığı zarar veya zarar tehdidine karşı alınıyor.  Böyle bir artışın ardında ihracatçı ülkenin üretim kapasitesinin artmasından yeni bir yerli distribütör bulunmasına, artışın yarattığı zararın temelinde ise talihsiz bir zamanlamadan tüketici tercihlerinin hızlı şekilde değişmesine birçok neden yatabilir.  Anlaşılacağı üzere bu tür tedbirler tek başına değil, diğer etkenlerle birlikte değerlendirilmelidir.

Ayrıca Türkiye’nin dünyada ithalata karşı önlemlere en çok başvuran ülkelerden biri olduğu da unutulmamalı.  DTÖ istatistiklerine göre 1 Ocak 1995’ten 31 Ekim 2007’ye kadar süren dönemde dünya genelinde sonuçlandırılan 82 korunma soruşturmasından yedisi Türkiye’de yürütülmüştür.  Bu ülkemizin dokuz korunma önlemi alan Hindistan’ın ardından Şili ile dünya ikinciliğini paylaşması anlamına gelmektedir.  Dolayısıyla Türkiye’nin optikte bu önlemlere başvuran tek ülke olmasının ardında sektörün rekabet gücü düşüklüğü değil, ülkenin dış ticaret politikası tercihlerinin yatması kuvvetle muhtemeldir.

Öte yandan Türkiye’nin ÇHC kaynaklı ithalatlar karşısında gözetim ve korunma önlemlerine gitmeyi uygun gördüğü ürünlerde önce Arjantin, sonra Brezilya’nın anti-damping soruşturmaları yürütmüş ve ÇHC firmalarının yüksek damping marjlarıyla ihracat yaptığını tespit etmiş olmaları düşündürücüdür.  Türkiye’nin anti-damping soruşturmalarında da dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olduğu göz önüne alındığında optik sektörümüzün ithalat kaynaklı şikayetlerini yeniden değerlendirmesinde fayda olabilir.

Evren GÜLDOĞAN

Yorumlar

Popüler Yayınlar