Zeytincilikte Organik Tarım Seçeneği Üzerine
2008 yılında Z&Z Akdeniz Kültürü Dergisi 2 (10)'da yayımlanan bir yazım
Evren GÜLDOĞAN
Merhaba
Zeytindostları!
Türkiye gündemi
fazlasıyla yoğun bir ülke. Siyasal
cephede sınırötesi kara harekatı, parti kapatma davası, Ergenekon
soruşturması; ekonomik cephede küresel
mali sıkıntılar, bozulan kamu mali yönetimi, sosyal güvenlik reformu... Bırakın enine boyuna düşünüp taşınmayı, manşetleri
takip etmek bile başlı başına bir başarı!
Hal böyle olunca kimliklere, önyargılara, sloganlara dayanan duygusal refleksler
ön plana çıkıyor; öz kardeşler bile
birbirine düşebiliyor. Yani farklı
düşüncelerinden dolayı, yoksa miras ve eşlerden kaynaklanan kavgaların,
küslüklerin ülkemizde haddi hesabı zaten yok.
Neyse, lafı
uzatmayalım, sizi de meraka koymayalım: Yazının
başlığının da gösterdiği gibi bu girizgâhın amacı sözü tekrar canlanan
zeytinyağı ithalatı tartışmasına getirmek değil. Öz kardeş benzetmesinin ilginç açılımları
olabilirdi aslında; ancak üzerinde daha
sarfedilecek çok söz bulunan dahilde işleme rejimini ele almayı başkalarına
bırakalım. Zira amacımız gündeme
kapılmak değil, vizyon oluşturmaya çalışmak.
Hem Türk zeytinciliğinin asıl gündemi de ithalat değil, seki teraslar
zaten. Üstelik uzunca bir süreden beri.
Dikimler Ardı Arkası Kesilmiyor
Zeytinyağının ve
diğer zeytin ürünlerinin son yıllarda gerek yazılı ve görsel basının gerekse de
tüketicilerin ilgisini giderek daha çok çekmesi ve düzenleyici ortamda yaşanan
değişikliklerin yarattığı fırsatlar zeytincilik yatırımlarını da tetiklemiş
durumda. Balıkesir, İzmir, Aydın ve
Hatay’da büyük ölçekli yeni plantasyonlar oluşturuluyor; eskiden madencilik yapılan, mayınlı olan veya
metruk durumda bulunan araziler zeytinliklere dönüştürülüyor. Türkiye’nin daha bir kaç yıl öncesine kadar
deliceler hariç 90 milyon olduğu söylenen zeytin ağacı sayısı 135 milyona çıkmış
durumda. Buna karşın fidan satışları ve
dekar başına verilen kamu teşvikleri kesilmiyor. Bilakis Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet
Mehdi Eker geçtiğimiz günlerde Türkiye tarımının önümüzdeki beş yıllık
vizyonunu ortaya koyduğu bir toplantı sırasında bu konuda hedefin dünyanın en
büyük üreticisi İspanya’yı yakalamak olduğu belirtmiş. Bakan İspanya’nın ağaç sayısının hali hazırda
170 milyon olduğu bilgisini de vermiş.
Başlarken
dediğimiz gibi gündem yoğun olunca duygusal refleksler ön plana çıkıyor. Zeytincilik sektörünün şair ruhlu duayenlerinden
konuya amatörce ilgi duyan köşe yazarlarına kadar geniş bir kitle yeni zeytin
dikimlerini sevinçle karşılıyor. Ancak
gerisini düşünen pek çıkmıyor. Dikilen
bütün bu zeytinler birkaç yıl içerisinde olgunlaşıp tam verimliliğe ulaştığında
ne yapacağız sorusunun yanıtı henüz verilmiş değil. Türkiye’yi bekleyen muhtemel arz fazlası
sorununa sadece bazı ihracatçılar dikkat çekiyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 2013 yılında
kişi başına zeytinyağı tüketimini 10 litreye çıkartmak gibi sözlü beyan edilen hedefleri
ise ciddiye alınacak gibi değil. Beş
yılda tüketimin 10 katına çıktığı nerede görülmüş!
Reçete Organik Tarım Mı?
Kısacası benim
gibi kafası hep arz, talep, piyasa aksaklığı, kamu müdahalesi ve politika
araçları gibi kavramlarla meşgul bir iktisatçıyı karamsarlığa sürükleyebilecek olan
bir tablo ufukta belirmeye başlamış durumda.
Pazarlama standartları, promosyon önlemleri, stoklama düzenlemeleri,
ihracat teşvikleri, kırsal kalkınma gibi birçok kalemde eşgüdümlü adımlar atılması
gerekiyor ki arz fazlasının yaratacağı sorunlar bertaraf edilsin. Ancak bu yönde kapsamlı bir çalışma görünürde
yok.
Neyse ki zeytinciliğimizi
orta ve uzun vadede etkileyecek gelişmelerin tamamı karamsarlığa çanak tutacak
yönde değil. Örneğin ülkemizde
zeytinciliğe olduğu gibi organik tarıma yönelik ilgi de giderek artıyor. Büyük şehirlerde yaşayan ve belirli bir alım
gücüne sahip bir tüketici kitlesi oluşmuş durumda. Aynen gelişmiş ülkelerde uzun yıllardır
olduğu gibi. Bu sayede yeni
plantasyonların bir kısmı baştan organik üretim hedefiyle yola çıkarken
geleneksel zeytinlikler arasında da konvansiyonelden organiğe dönüşüm
yayılıyor.
Bilindiği üzere
organik tarımda verimlilik daha düşük, ancak tüketici tercihleri sayesinde elde
edilen gelir daha fazla. Yani muhtemel
bir arz fazlası sorununa karşı iki ayrı koldan fayda sağlıyor organik üretim
seçeneği. Çevrenin korunması ve
geçtiğimiz sayıdaki yazımda ele aldığım üzere istihdam ile köyden kente göçün
engellenmesi gibi konularda sağladığı faydalar da cabası. Dolayısıyla zeytincilik dendi mi organik
tarım seçeneğinin üzerinde daha ciddiyetle durulması gerekiyor.
Avrupa Birliği’nden Organik Tarım Projesi
Türkiye’de
organik tarımın tarihi birçok Akdeniz ülkesinde olduğu 1980’li yılların
ortalarına dayanıyor. Önceleri sadece
ihracata yönelik olarak sınırlı miktarda ve sayıda ürünle başlayan organik
tarım uygulamaları zaman içerisinde yaygınlık kazanıyor. Ancak organik tarıma ilişkin yasal ve
kurumsal çerçevenin oturması için Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) aday
olmasını beklemek gerekiyor. 1 Aralık
2004 tarih ve 5262 sayılı Organik Tarım Kanunu bir AB uyum yasası. Bazı maddeleri Topluluk’un denk gelen
mevzuatının bire bir çevirisi.
AB organik tarım
konusunda kendi politikasını Türkiye’ye sadece ihraç etmekle kalmamış, aynı
zamanda uygulanması için destek de veriyor.
Bu amaçla 2006 yılında “Organik Tarım Kanunu’nun AB Müktesebatı’na
Uyumlaştırılması ve Türkiye’de Organik Tarım’ın Geliştirilmesi için Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı’na Teknik Yardım Sağlanması” başlığıyla bir hizmet alımı ihalesine
çıkılmış. Mevzuat ve uygulamaların AB
gereklililerine uyumu, organik gıda ve gıda harici ürünlerin üretim ve
işlenmesinin teşvik edilmesi, denetlenmesi ve kontrolünü, AB sertifikasyon
sisteminin uygulanmasını ve eğitim faaliyetlerini kapsayan bu teknik yardım
projesine ayrılan bütçe ise 910.000 Avro olmuş.
Düzenlenen ihale sonucunda kısaca “Türkiye için Organik Tarım Projesi”
olarak adlandırılan bu teknik yardımı vermeye SAC, WYG, SFQC, ERM ve DeLeeuw
isimli kendi alanlarında uzman şirketlerden oluşan bir konsorsiyum hak kazanmış.
Projenin birincil
paydaşı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve başta Alternatif Tarımsal Üretim
Teknikleri Daire Başkanlığı olmak üzere ilgili birimleri iken ikincil
paydaşları olarak organik tarım yapan çiftçiler, organik ürün işleme ve
pazarlama kuruluşları, organik belgelendirme kuruluşları, organik tarım ve
çevreyle ilgili sivil toplum kuruluşları ve geniş anlamıyla kırsal topluluklar
saptanmış. Paydaşların organik tarımla
ilgili bilgi ve iletişim ihtiyaçlarının saptanması için anket uygulaması
yapılarak bir ihtiyaç değerlendirmesi raporu hazırlandıktan sonra elde edilen
sonuçlara göre kapsamlı bir eğitim programı hazırlanmış ve uygulanmış. Ayrıca Tarım ve Köyişleri Bakanlığı merkez
birimleri, taşra teşkilatı ve kontrol sertifikasyon kuruluşları arasında bilgi
erişimini sağlayan bir organik veritabanı kurulmuş. Böylelikle Bakanlık’ın organik tarım
konusunda kurumsal kapasitesi geliştirilmiş.
Ayrıca Türkiye’de bu alanda önümüzdeki yıllarda alınması gereken
önlemler de saptanmış. Bunların bir
kısmı yine AB tarafından aday ve potansiyel aday ülkelerin katılım öncesi
gereksinimlerine yönelik bir mali araç olan IPA aracılığıyla finanse edilecek.
Bahçeşehir Üniversitesi’nden Organik Tarım
Kongresi
Türkiye için
Organik Tarım Projesinin son aşaması ise Bahçeşehir Üniversitesi’nin ev
sahipliğinde ve Türkiye’nin en tanınmış AB uzmanlarından Dr. Cengiz Aktar’ın
koordinatörlüğünde düzenlenen Organik Tarım Türkiye I. Kongresi. “Türkiye tarımının dönüşümünde organik tarım
seçeneği” şiarıyla 19-20 Ekim 2007 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen
Kongre’ye Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker başta olmak üzere Türkiye’nin
dört bir yanından yüzlerce paydaş katıldı.
Kongre
“Türkiye’nin Zenginliği”ni ele alan bir açılış oturumundan sonra fırsatlar
başlığı altında sürdürülebilirlik, kırsal kalkınma, pazarlar ve istihdam; sorunlara çözüm arayışları başlığı altında
dışsal etkenler, kaynak optimizasyonu, kurumsal gelişme ve kapasite inşası
konularında çalıştaylar ile devam etti. Yerli
ve yabancı akademisyen, araştırmacı ve uygulamacılar tarafından sunulan toplam 44
tebliğ ve dinleyicilerin dinamizmi sayesinde organik tarımın enine boyuna ele
alınması mümkün oldu. Sunulan tebliğler
arasında benim “Zeytincilik Sektöründe Organik Tarım ve Kırsal Kalkınma: Fırsatlar ve Kısıtlar” başlıklı çalışmam da
bulunuyordu. Bu çalışmada elde ettiğim bulgu
ve vardığım sonuçları gelecek yazımda ayrıntıyla ele almak üzere tebliğin
özetini kutu içinde veriyorum.
Organik Tarım
Türkiye I. Kongresi raporuna ve gerçekleştirilen sunumlara internetten <http://organik.bahcesehir.edu.tr>
adresi aracılığıyla erişmek mümkün. Bu
çalışmaların zeytincilikte organik tarım seçeneğinin üzerinde daha fazla
durulmasına vesile olması dileğiyle.
Zeytincilik Sektöründe Organik Tarım ve Kırsal Kalkınma: Fırsatlar ve Kısıtlar
Zeytincilik ekonomik, bölgesel, çevresel, kırsal,
kültürel ve diyetetik açıdan önem taşıyan bir sektördür. Son yıllarda dünya genelinde yeni
plantasyonlar ve üretim hacminde belirgin bir artış görülmektedir. Zeytinyağı ve sofralık zeytine yönelik
ilginin artmasına rağmen orta ila uzun vadede sektörün talep açısından
sıkıntıya girme riski bulunmaktadır. Bu
bağlamda Türkiye’de yaygın bulunan küçük ölçekli, tepelik ve ekstansif
zeytinliklerin rekabet imkanı ve katma değer hasılatının arttırılması, kırsal
turizm gibi yeni gelir kaynakları yaratılması ve ayrıca zeytinciliğin çevresel
etkilerinin iyileştirilmesi açısından organik tarım önemli fırsatlar
sunmaktadır. Ancak maliyet artışına
neden olan organik üretim iyi bir üretici örgütlenmesi ve pazarlama stratejisini
gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede iç
piyasada organik zeytinyağına yönelik talebin canlandırılması için alınacak
önlemler de faydalı olacaktır. Avrupa
Birliği’nde yaşanan başarı öyküleri ve Türkiye’de Küçükkuyu, Çanakkale deneyimi
bu gözlemleri doğrulamaktadır.
Yorumlar
Yorum Gönder