AB’de Zeytinyağı Pazarlamanın da Standardı Var
2007 yılında Z&Z Akdeniz Kültürü Dergisi 1 (4)'te yayımlanan bir yazım
Evren GÜLDOĞAN
Merhaba
Zeytindostları!
Arz fazlası
sorununu ele aldığımız geçen yazımızda zeytinyağı piyasasında istikrarın temin
edilmesi için AB’de olduğu gibi özel stoklama yardımı uygulamasına
başvurulabileceğini belirtmiştik. Ancak
iş stoklamayla bitmiyor tabi. Ürüne olan
talebi canlı tutamadıktan sonra stoğa çektiğiniz mallardan bir hayır geleceği
yok. Hele de Türkiye gibi sektörün
başlıca stratejik hedefinin talebi canlı tutmak değil, canlandırmak olduğu bir
pazarda haliyle asıl pazarlamaya dikkat gösterilmesi gerekiyor. Zeytinyağı söz konusu olduğunda ise pazarlama
ve satış faaliyetleri firmalarla satıcıların keyfiyetine bırakılamayacak bir
hal alıyor. Aynen AB’de olduğu gibi.
Anahtar Sözcük: Kalite
Zeytinyağına
olan talep iç içe geçmiş dört etkene dayanıyor.
Birincisi geleneksel/bölgesel etken.
Zeytinyağı her şeyden önce yerel bir ürün zira. Binlerce yıldır zeytincilik yapılan Akdeniz
kıyılarında sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel dokunun önemli bir unsuru. Dedesinden zeytinyağı görmüş tüketicinin de
diğer yağlara dönüp bakacağı yok heralde.
Tabi margarinin zeytincilik yapılan yörelerde bir dönem büyük başarı
sağladığı ülkemizi saymazsak!
Akdeniz ve Ege
kültürüne duyulan sempati ile zeytinyağının gastronomik ve diyetetik
üstünlükleri ürüne yönelik talebin ardında yatan diğer üç etken. Yenilikçi ve alım gücü ortalamanın üstünde
tüketicilerin değer verdiği nitelikler bunlar.
“Bizim ailede kalp var, beslenmemize dikkate etmemiz lazım.” diye
düşünüp rivieraya yönelenden, İtalyan lokantasında butik bir şişeden tabağa
dökülen sızmadan duyduğu hazzın peşinde olana kadar son derece geniş bir
tüketici profilinden bahsediyoruz burada.
Ancak ortak özellikleri üründe belirli bir kaliteyi aramaları. Ve tabi bunun karşılığını, pazarlama diliyle
“kalite primi”ni vermeye hazır olmaları.
Dolayısıyla
piyasaya sunulan zeytinyağlarının kalitesinin güvence altına alınması hem
ürünün bu olumlu şöhretinin hem de tüketici haklarının korunması açısından
elzem. Aksi taktirde sektörün, hatta
ayrıca marka primi yapan belli başlı firmaların bile söz konusu kalite
priminden gerektiği gibi faydalanması mümkün değil. Hele de daha ekonomik ikame ürünler varken.
Kaliteli
zeytinyağı elde edilmesi için fidan seçiminden kültürel önlemlere, hasat
yöntemlerinden nakliyat koşullarına, ekstraksiyondan stoklamaya üretim
zincirinin tüm halkalarında alınması gereken önlemler var kuşkusuz. Ancak tüketiciler bilinçli tercih
yapamadıktan sonra hepsi nafile çıkabilir.
Avrupa Komisyonu
tarafından 2000 yılında yayınlanan Zeytinyağı için Kalite Stratejisi başlıklı
raporun bu yorumu teyit eden önemli bir bulgusu var. Etiketlerde yer alan iddialar hesaba
katıldığında bile zeytinyağı kalite sınıfları dahilinde gözlemlenen fiyat
makasları fazla geniş ve birbirleriyle ciddi şekilde çakışıyor. Komisyon’a göre bu durum ne üreticiler ne de
tüketiciler açısından adil değil. Çözüm
ise tüketicilerin yanlış yönlendirilmesinin engellenmesi ve daha iyi
bilgilendirilmesi. Bu nedenle 2001 ve
2002 yıllarında bir dizi yeni düzenleme yapılıp pazarlama standartları elden
geçiriliyor AB’de.
Nedir Şu Pazarlama Standardı Dediğimiz?
Pazarlama
standartlarını bir malın güvenli, işlevsel ve sağlam olmasını amaçlayan, yani
“temel kalite”ye yönelik ürün standartlarıyla karıştırmamak lazım. Ürünlerin “özgün kalite”ye göre sınıflara
ayrılmasından da bahsetmiyoruz. Piyasaya
sunulan malların kalite niteliklerini doğru yansıtması ve bunları muhafaza
edebilmesine yönelik düzenlemeler pazarlama standartları. Yani hem “özgün” hem de tüketicinin zihninde
kurguladığı “bağlantılı kalite”yi güvence altına almak için tasarlanıyorlar.
AB mevzuatında
özgün kaliteye ilişkin değişkenler fiziko-kimyasal nitelikler olarak
adlandırılıyor ve karmaşık numune alım ve analiz yöntemleriyle saptanıyor. Fiziko-kimyasal terimi yanlış anlamaya neden
olmasın: Bu çerçevede her Üye Devlet’in
tayin etmesi gereken tadım panelleri tarafından organoleptik veya duyusal
analiz de gerçekleştiriliyor.
Zeytinyağlarının böylece tespit edilen kalite sınıflarına ilişkin
aşağıdaki tabloda yer alan adlandırma ve tanımlamaların Üye Devletler’de
zorunlu kullanımı ise pazarlama standartlarının temelini oluşturuyor.
İngilizce
Adlandırma
|
Türkçe
Karşılığı
|
Tanımlama
|
Virgin Olive Oils
|
Natürel
Zeytinyağı
|
Bilhassa
ısıl olmak üzere yağın bozulmasına neden olmayacak koşullar altında mekanik
veya diğer fiziksel süreçlerle ve yıkama, dekantasyon, santrifüjleme ve filtrasyon
dışında başka işlemden geçirilmeden üretilen;
solventler veya kimyasal ya da biyokimyasal etkiye sahip katkı
maddeleri kullanılarak, reesterifikasyon süreciyle veya başka çeşit yağlarla paçal
aracılığıyla elde edilmeyen zeytinyağları
|
Extra
virgin olive oil
|
Natürel
sızma zeytinyağı
|
Oleik
asit cinsinden azami serbest yağ asidi içeriği % 0.8 olan ve bu sınıf için
ortaya konulan diğer özelliklere uyan natürel zeytinyağı
|
Virgin
olive oil
|
Natürel
birinci zeytinyağı
|
Oleik
asit cinsinden azami serbest yağ asidi içeriği % 2 olan ve bu sınıf için
ortaya konulan diğer özelliklere uyan natürel zeytinyağı
|
Lampante
olive oil
|
Lampant
zeytinyağı
|
Oleik
asit cinsinden serbest yağ asidi içeriği % 2’den daha fazla olan ve/veya bu sınıf
için ortaya konulan diğer özelliklere uyan natürel zeytinyağı
|
Refined Olive Oil
|
Rafine Zeytinyağı
|
Natürel
zeytinyağı rafine edilerek elde edilen, oleik asit cinsinden azami serbest
yağ asidi içeriği % 0.3 olan ve bu sınıf için ortaya konulan diğer
özelliklere uyan natürel zeytinyağı
|
Olive Oil – Composed of Refined Olive
Oils and Virgin Olive Oils
|
Riviera – Rafine zeytinyağları ve
natürel zeytinyağlarından ibarettir.
|
Lampant haricindeki natürel
zeytinyağlarının rafine zeytinyağı ile paçal edilerek elde edilen oleik asit
cinsinden azami serbest yağ asidi içeriği % 0.8 olan ve bu sınıf için ortaya
konulan diğer özelliklere uyan natürel zeytinyağı
|
Kaynak:
(AT) 865/2004 sayılı Konsey Tüzüğü
“Riviera” terimi
ülkemizde zeytinyağına yabancı olan tüketicinin kafasını karıştıran bir
adlandırma. Birçok AB ülkesinde ise
durum çok daha vahim. Zira riviera
yerine sadece “zeytinyağı” deniliyor.
Komisyon bu nedenle söz konusu kalite sınıfını açıklamalı şekilde
adlandırmayı uygun görmüş.
Sadece natürel
sızma ve natürel birinci ile riviera zeytinyağları perakende aşamada
pazarlanabiliyor. Bir de İspanya’da
rağbet gören pirina yağı. Yüzünüz
ekşimeden belirtelim: Riviera
terimindeki sorun burada da söz konusu.
Pirina yağı adlandırması aslında lampant haricindeki natürel
zeytinyağları ile rafine pirina yağının paçal edilmesinden elde edilen yağlar
için kullanılıyor.
Pazarlama
standartlarının kapsadığı diğer konular zeytinyağlarının ambalajlanması,
etiketlenmesi ve sunumu. Gıda güvenliği
ve tüketici hakları mevzuatlarının kapsamına giren yatay nitelikli hükümlere
zeytinyağına özgü ilave kurallar getiriyor bu standartlar.
Her şeyden önce
zeytinyağlarının azami beş litrelik ambalajlarda satılmasına izin
veriliyor. Bu düzenlemenin amacı uzun
süre bekleyip organoleptik niteliklerini kaybeden ürünlerin zeytinyağının
şöhretini zedelemesini engellemek. Üye
Devletler gıda sektöründe faaliyet gösteren işletmelere daha geniş hacimli
ambalajlarda ürün tedarik edilmesine izin vermekte serbest.
Etiketleme
pazarlama standartlarının üzerinde en çok durduğu konu. Kolaylıkla okunabilen ve silinmez harflerle
hazırlanması gereken etiketlerin zeytinyağı adlandırlamalarının yanı sıra kalite
sınıflarına ilişkin temel bilgilere de yer vermesi gerekiyor. Örneğin natürel sızma zeytinyağlarının
üzerinde “doğrudan zeytinlerden ve sadece mekanik yöntemlerle elde edilen üstün
nitelikli zeytinyağı kategorisi” ifadesinin yer alması gerekiyor.
Ürünün menşe adı
sadece natürel sızma ve natürel birinci zeytinyağlarının etiketlerinde
belirtilebiliyor. Menşe adı bir Üye
Devlet’in, Topluluk’un veya üçüncü bir ülkenin adı olabilir; yani İtalyan, AB veya Türk zeytinyağı
yazabilir etiketlerde. Bölgelerin adları
ise bir başka yazımızda ele alacağımız coğrafi işaretler diye adlandırılan
sınai mülkiyet haklarına mevzu olduğundan ancak gerekli tescil işlemlerinin
yapılması durumunda kullanılabiliyor.
Menşe adlarına ilişkin kurallar dallanıp budaklanıyor; ama bir hüküm var ki mutlaka dikkat
çekilmeli: Bir natürel sızma zeytinyağı
paçalının en az % 75’inin bir Üye Devlet veya AB menşeli olması ürünün menşe
adından faydalanması için söz konusu yüzdenin belirtilmesi koşuluyla
yeterli. Yani bir İtalyan firması % 25’i
Türk zeytinyağlarından oluşan bir paçalı AB’de İtalyan malı diye satabilir.
Tüketicilerde
ürünün özgün ve bağlantılı kalitesiyle ilgili çağrışımlar uyandıran “soğuk
baskı” ve “soğuk ekstraksiyon” terimleri ile “meyvemsi” gibi organoleptik
nitelik ibarelerinin kullanılması kurallara bağlanmış. Ayrıca zeytinyağında kaliteyi belirleyen tek
etkenin asidite seviyesi olduğu intibasının yaratılmaması için ise asit
seviyesine sadece peroksit değeri, vaks içeriği ve ultraviyole absorpsiyonuna
ilişkin değerlerle birlikte ve aynı şekilde yer verilebiliyor.
Zeytinyağlarının
diğer nebati yağlarla karışımının yapılması yasak değil. Ancak etikette zeytinyağının öne çıkartılıp
olumlu şöhretinden haksız rekabet yaratacak şekilde fayda sağlanması öyle. Karışımların isimlerinde içerdikleri tüm
yağlara yer verilmesi ve zeytinyağı yüzdesinin açık şekilde gösterilmesi
gerekiyor. Yüzde kuralı zeytinyağı
içeren ve bunu vurgulayan diğer ürünler için de geçerli.
İşletmeciler
etiketlerde ortaya koydukları tüm iddiaları bilimsel gerçeklere, analiz
sonuçlarına, stok ve muhasebe kayıtları gibi idari belgelere dayandırmakla
mükellef. Üye Devletler’in yetkili
kurumları ise şikayet durumunda gerekli tahkikatları yapmaktan sorumlu. Analizlerde insan faktörü olduğu dikkate alınarak
işletmecilere bir parça tolerans tanınıyor tabi.
Türkiye’de Durum
Türkiye tüketici
hakları ve (en azından nebati ürünlerde) gıda güvenliği mevzuatları açısından
AB ile büyük ölçüde uyumlu olmakla beraber zeytinyağı standartları konusunda
taraflar arasında ciddi farklılıklar bulunuyor.
Hem fiziko-kimyasal nitelikler hem de pazarlama standartları açısından
geçerli bu yorum. Yani Türkiye’de
zeytinyağı tüketicisi gerektiği gibi korunmuyor, üreticiler de hak ettikleri
kalite primine kavuşamıyor.
Ancak
standartlar her zaman maliyetleri beraberinde getirdiğinden ülkemizin bu
alandaki AB düzenlemelerini hemen üstlenmesini istemek pek yerinde değil. Bunun yerine bir takvim belirlenmesi ve
önceliğin zeytinyağının şöhretini koruyacak önlemlere verilerek uygulamaya
geçirilmesi gerekiyor. Bu çerçevede
organoleptik analizin zorunlu hale getirilmesi ve paçallarla zeytinyağlı
ürünlere ilişkin etiketleme kurallarının benimsenmesi ise iyi bir başlangıç
noktası gibi gözüküyor.
Evren GÜLDOĞAN
Yorumlar
Yorum Gönder